DİYANETTE KAFALAR KARIŞIK 

Diyanet İşleri Başkanlığı Kur'an Kursları’nda hizmet çeşitliliği projesi kapsamında son iki yıldır pilot bölge olarak seçilen illerde uygulanan Kur'an öğretim programını bu yıl tüm Türkiye’de uygulanmak üzere “İhtiyaç Odaklı Kur'an Kursları Öğretim Programı” şeklinde düzenleyip uygulamaya koydu. 

Başkanlık aynı zamanda yeni eğitim programı ile kendi tarihinin en köklü eğitim reformlarından birine de kapı aralamış oldu. Nisan ayının başında çıkan yönetmelik ve yönergeye rağmen “Kur'an Kursları’nda sil baştan!” diye tabir edilen bu yenilikler işin bizzat taşıyıcısı olan çoğu K.K. Öğreticisinin gündeminde ancak son iki haftada yer bulabildi. Tüm bu gündem yoğunluğu içinde bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa, ilden ile yayılan 8-5 mesaisi ise müftülerin insiyatifinde arafta bırakıldı. 

Programın adından da anlaşılacağı üzere başkanlık şimdiye kadar Kur'an Kursları’na gelenlerin çoğunluğunu ev hanımlarının oluşturduğundan hareketle hizmet alanını olması gerektiği gibi genişletmeye niyet etti. Şimdiye kadar sesini duyuramadığı, iletişime geçemediği çalışan, okuyan kesime yönelik projelerle tam da olması gerektiği gibi toplumun tüm kesimlerini kuşatıcı olma misyonunu daha gerçekçi bir seviyeye getirdi. Tabi bunun yanında K.K.Öğreticileri için de yeni gruplarla esnek saatlerde çalışma imkânı doğdu. Elbette şu an bu niyet kâğıt aşamasında. Projeye halktan ve D.İ.B. personelinden gelecek teveccühü görmek için hiç değilse bir dönem ( 9 hafta) beklememiz gerekiyor ki bu programın ayaklarının ne kadar yere bastığını hep birlikte net bir şekilde görelim. 

Son zamanlarda aldığı kararları, girişimleri, çeşitli bakanlıklarla imzaladığı protokolleri takip ettiğimizde Sayın Mehmet Görmez ile hızlı bir yükselişe geçen Diyanet mevcut ivmeyi artıracak yeni bir vizyon ve imaj çalışmasına girmiş gibi görünüyor. Tüm bu güzel girişimlerin yanında benim anlamakta zorlandığım hususlar vardı ki bu yazıyı yazmadan edemedim. 

Birincisi yukarıda da belirttiğim gibi bunca hayati öneme sahip böyle bir projenin il ve ilçelerdeki en önemli destekçisi, takipçisi olması gereken müftülerin çoğunun projenin detaylarından bi haber olması. “Bizim müftü bir şeyden anlamaz, şefimiz olmasa bu müftülükte işler yürümez.” cümlesinin koridorlarda dillendiriliyor olmasını ben bir D.İ.B. personeli olarak onur kırıcı buldum. Müftülük makamı bir imza makamı mıdır sadece? 

İkinci husus bu eğitimi illerde K.K.Öğreticilerine vermekle görevli olan formatörlerin hepsi aynı seminere katıldığı halde farklı illerdeki öğreticilerden aynı konuda farklı yorumların gelmesi. Kimi formatörler kendilerine sorulan sorulara cevap vermekte zorlanınca “Ne kadar kompleks bir yapıya kavuşmuşuz.” demeden edemedim doğrusu. Madem formatörler sorulara tatmin edici cevaplar vermek yerine herkesin internetten indirebileceği yönetmelik, yönergeyi bizlere okuyacaklardı seminerlere ne gerek vardı. 

Üçüncü bir husus ise K.K.Öğreticilerinin artık yüzleşmek zorunda olduğu memuriyet meselesidir. Yeminli ifadelerle öğrendik ki biz öğretmen değil memuruz. Böylece öğreticilerini dikiş, nakış hocalarına benzeten yahut işçilerle mukayese edip “Ne çok para kazanıyorsunuz.” diyen müftülerimize karşı bir dayanağımız da kalmadı. Yaygın da olsa eğitim hizmeti veren bunca kişinin her fırsatta “Ama M.E.B. de böyle değil.” Demesinin mi önüne geçmeye çalışıyor diyanet? Madem biz öğretmen değil memuruz, diyanet neden kadrolu personeline eğitim öğretim ödeneği verir, neden şubat tatili yapar, neden yazın çalışan öğreticisine maşı dışında ek ders verir? Ve madem biz memuruz neden her memur gibi bizim mesai saatlerimiz net olmayıp müftü insiyatifine bırakılmıştır? Bir ildeki kurs hocası öğlen çıkıp gidebilirken öbür ildeki kurs hocasının müftünün her dediğini yapmak zorunda kalması adalet midir? Yahut aynı ilin bir ilçesinde kurs hocaları tatil yaparken diğer ilçede yıllık izni olanların izin yapması diğerlerinin kurs beklemeye devam etmesi müftü insiyatifinde kantarın topuzunu göstermeye yetmez midir? 

Beni üzen bir başka husus ise projenin sanki her kurs öğreticisi görev mahalli olan ilçede oturmak zorundaymış yahut oturuyormuş gibi bir algı ürünü olması. Programın adını ilk duyduğumda derin bir hamd etmiş “K.K.Öğreticilerinin kendi mahallelerinde çalışmadıklarından şikâyet eden müftüler artık rahat bir nefes alacaklar.”demiştim. Programın ayaklarının yere basmasının en sağlam işaretlerinden biriydi bu benim için. Bunu neden bu kadar önemsediğime gelince din hizmetleri veren herkes gayet iyi bilir ki bizim iş yerimiz neresi olursa olsun, komşumuza, akrabamıza karşı sorumluluğumuz hiçbir şekilde bitmez. Sizin mesainizin uzunluğu yahut iş yerinizin uzaklığı en yakınlarınızla hakkıyla ilgilenmenize bir mazeret gibi görülse de ne çevrenizin talep ve arzuları ne de vicdanınız sizi rahat bırakmaz. 

Ben ve benim gibi pek çok K.K.Öğreticisi tam da bu kavşakta projenin gün yüzüne çıkmasını bekledi. İyi düşünülmüş, emek sarf edilmiş bir projeden beklediğimiz yalnız merkezi yerlerde görev yapan, birden fazla hocası bulunan Kur'an Kursları’nın değil, merkeze uzak köylerde, ulaşım sıkıntısı olan yerlerde yahut tek başına görev yapan öğreticilerin de düşünülmesiydi. Görevli olduğu kursta ek öğretim açma imkânı olmayan öğreticilerin ikamet yerlerinde ek öğretim açma önceliği olmalı hiç değilse hakkı olmalıdır. 

Sormak istiyorum size bir öğretici görevli olduğu ilçeden başka bir ilçede ek öğretim yapamaz mı? Hastanelerde, cezaevlerinde açılacak bu ek öğretim programlarını mahallede açmak için kursumuzun olduğu ilçede oturmak zorunda mıyız? Büyükşehirlerde yaşayanlar bilirler ki bu çoğu zaman mümkün olmaz. Kaldı ki böyle bir mecburiyet de olamaz. 

Yönetmeliğin camilerde Kur'an öğretimine dair bölümünü okursanız müftünün onayı ile her yerde kurs açılabileceği ibaresini görürsünüz. Madem her yerde açılabiliyor ben de kendi mahallemde akşamları ya da hafta sonu açmak istiyorum bu kursu deme hakkımız yok mu? 

Ben bu talebimi şef ve formatörlere dillendirdiğimde tatmin edici bir cevap alamadım. “Olmaz hocam.” Cümlesinin nedenini açıklayamadılar bana. Dilekçe ile müftülüğe başvurayım dedim “Risk alırsınız.” Dediler. Kıymet verdiğimiz Belgin Hanım’a da aynı soruyu yönelttiğimde maalesef daha farklı bir cevap bekledim. Olumsuz da olsa gerekçeli ve dayanaklı bir cevap olabilirdi. “Ben böyle diyorum, bu kadar!” mantığının bir örneğini daha görmek üzdü beni. 

Kaç zamandır devlet memurlarının daireye dilekçe ile başvurmaları “Aman hocam risk alırsın!” oluyor. Kaç zamandır bizde işler ben yaptım oldu mantığı ile yürüyor. Madem ezberden “Herkes istediği yerde kurs açacak.” diyoruz camide kurs açılmasını neden zorlaştırıyoruz. 

Hoca hanım camide kurs açmak istiyor imam izin vermiyor ya da müftülükten sıra masa isteniyor. Cami derslerinde ne zaman rahleyi bırakıp sıraya masaya geçtik? 


Tamam, sırf maddi kaygılarla bazılarımızın ek öğretim derdine düştüğünü ve pilot uygulama ile bazı şeylerin tecrübe edildiğini öğrendik. Lakin müsaade edin de çalışmak isteyen çalışsın. Kolaylaştırma ilkesini biraz olsun gündeminize alın. Personele karşı bu güvensizlik de nedir? Benim ek öğretim açamadığım camide cemaat hocaları ders vermek için birbirine girmiş durumda şu an. Ben dersimi gene yapacağım zaten yaptığım gibi lakin şer’i hilelerle ek ders alan hocaların olduğunu da bilerek çalışacağım… Çalışmak isteyen zaten çalışacak ek dersli ek derssiz gönlü olmayan her zaman bir çıkış bulmuyor mu zaten? 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.