(İlgili yazı Prof. Dr. Mehmet Sait Şimşek hocamızın ilahiyatçılarla ilgili başlık altında muhteva olarak gündeme dair farklı konularda dile getirdiği görüşleridir.)

Yazacaklarım kişisel görüşlerimdir ilahiyatçılar adına değildir. Yakın dostlarım ve okuyucularım bilir ki bazı konularda ilahiyatçıların genelinden farklı düşünürüm. İlahiyatçılar bir meşrep, bir tarikat, bir cemaat, bir parti değil ki basmakalıp düşünceleri olsun.


Kimi çevreler ilahiyatçıların olaylar karşısında suskunluğundan yakınmakta ve gerçek İslam’ın ne olduğunu bize anlatsınlar şeklinde yakınmaktalar. Tespitim o ki, yakınanların bir kısmı samimi, bir kısmı ise gerçek İslam’ın ne olduğunu öğrendiğinde, feveran edecek ve karşı tavır alacaktır. Kaldı ki ilahiyatçıların çoğu imkânları çerçevesinde kendisine düşen görevi yapmaktadır.


İlahiyatçının görevi bu tür çağrılar olsa da olmasa da gerçek İslam’ın ne olduğu konusunda toplumunu aydınlatmaktır. Bu nedenle son olaylara dair düşüncelerimi maddeler halinde yazmaya çalışacağım:


1. İlahiyatçı herhangi bir parti, iktidar, siyaset, mezhep, cemaat, tarikat veya meşrebin emrinde değildir, olmamalıdır. İlmiyle herkese bildiği kadarıyla rehberlik etmelidir. Gücünü aşan konularda susmaktan başka çaresi yoktur.


2. Peygamber efendimiz döneminde müşrikler İslam’ı genelde kabul ettiler. Ama din ehli ve dini konularda bilgi sahibi olan fakat anlayışlarına batılı karıştırmamış olan Ehl-i Kitaptan İslam’ı kabul edenler çok az oldu. Günümüzde de İslam’a batılı karıştırmış olanların sahih İslam’a ulaşmaları çok zordur. Bu nedenle sahih İslam’ı anlatma çabası içerisinde olan ilahiyatçının işi çok zordur.


3. Belki geçmişte uzun dönem İslam âleminde en güçlü devlete sahip olmamızdan hareketle dindarlarda ve İslamcılarda kavmi asabiye vardı. Ama günümüzde zirveye doğru tırmanış göstermekte ve bize tabi olmayanlara çok rahat kâfir yahut kâfirlerin maşaları diyebiliyoruz. Oysa bu kesim tekfircilikten çokça şikâyet etmektedir.


4. Laik bir ülkeyiz. Laiklik, devletin yönetim sistemine ve hukuka dini karıştırmamak anlamına gelir. Yönetimde dindar ve İslamcı kimseler olsa da devletin laik oluşunu değiştirmez. Aslında sözünü ettiğimiz yöneticilerin de bu rejimi değiştirmeye güçleri yetmez. Böyle bir niyetlerinin olduğuna dair açık veya gizli bir emare de mevcut değildir. Bu nedenle yöneticilerin radikal diye tanımlanan örgüt veya kişilere yönelttikleri hüküm içeren dini söylemleri doğru bulmuyorum. Fayda yerine zarar getirir kanaatindeyim.


5. İŞİD ve benzeri ‘cihadi selefi ‘şeklinde tanımlanan örgütlerin İslam Hukukunda geçmişte oluşan fıkhi görüşleri dayanak aldıklarını söyleyenler var. Muhafazakârlar ve mezhep mutaassıpları buna şiddetle karşı çıksalar da söylemlerinde haksız sayılmazlar. Zira fıkıhtaki o görüşler hem sultanların hâkim oldukları dönemlerde ve o günün şartlarına göre örfi diye tanımlayabileceğimiz delillere dayanmaktadır.


Söylenen şudur:


İslam’a inanmayanlara (ki kastedilen, İslami yönetimin hâkim olmadığı bölgelerdir) gidecek ve onlara şöyle diyeceksin:


a. Ya İslam’ı kabul edersiniz.


b. Ya cizye verip yönetimimizi kabul edersiniz.


c. Bunları kabul etmiyorsanız sizinle savaşırız.


Kısacası bu anlatıma göre İslam’da savaş, ‘saldırı savaşıdır’ ve İslam’ı yayma aracıdır. Oysa Kur’an’da anlatılanlar İslam’da savaşın, savunma aracı olduğunu gösterir. 


Sözü edilen şartlar, savaş sebebi oluştuktan sonra cephede karşı tarafa aktarılması gereken şartlar olup Müslümanların, belki savaşa engel oluruz diye ileri sürecekleri şartlardır. Çünkü Müslümanlar savaşa mecbur kalmadıkça savaşmazlar.


6. Savaş, İslam’ın yayılma aracı değildir. İslam, hikmete uygun davranış ve güzel öğüttür. Tarihte buna aykırı davranan Müslümanların hatasıdır, İslam’ın değil.


7. “Cihadi Selefi” ifadesini doğru bulmadığımı ifade etmeliyim. Söz konusu ifade gayr-i Müslimlerin kullandığı bir ifadedir.


8. İŞİD ve benzeri örgütlerin ortaya çıkışı tamamen sosyolojik şartların mahsulüdür. Her toplumda şiddete meyilli fertler olabilir, ancak bu fertlerin organize olup örgüt haline gelmeleri ve büyümeleri büyük travmalar sonucudur.

Dikkat edilirse İŞİD ve benzeri örgütler ABD’nin işgal ettiği bölgelerde ortaya çıkmışlardır.


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet 2017-03-02 15:34:03

2. peygamber efendimiz döneminde müşrikler i̇slamı genelde kabul ettiler. ama din ehli ve dini konularda bilgi sahibi olan fakat anlayışlarına batılı karıştırmamış olan ehl-i kitaptan i̇slamı kabul edenler çok az oldu. günümüzde de i̇slama batılı karıştırmış olanların sahih i̇slama ulaşmaları çok zordur. bu nedenle sahih i̇slamı anlatma çabası içerisinde olan ilahiyatçının işi çok zordur.

" anlayışlarına batılı karıştırmamış olan ehl-i kitap" tabiri ne demek onu anlayamadım.... tevrat ve incili tahrif edip bozan, yahudi ve hristiyanlar dolayısıyla doğru ve semavi din anlayışınıda bozmadılar mı? bu davranışlarıyla hak olana din anlayışına batılı karıştırmadılar mı? yeni bir peygamber ve kur'anın gönderilmesi hak olanın yeniden tesis edilmesi için değil mi? açıkcası bu " anlayışlarına batılı karıştırmamış olan ehl-i kitap" tabiri hoş değil, doğruda değil...