İlhami Güler, "Bu ayetler geçerliliğini kaybetmiştir"
Haber sitemiz, Prof. Dr. İlhami Güler'in Kehf Suresi'nde geçen kıssada "öldürülen çocuğun neden öldürüldüğünün vicdanlarda bir cevabı olmadığı" açıklamasıyla ilgili olarak görüşüne başvurdu.

Dinihaberler.com olarak sosyal medyada yankıları devam eden Prof. Dr. İlhami Güler’in Keyf Suresi’nde “Hz. Musa ile Allah tarafından kendisine ilim verilmiş bir kul’un yaptığı yolculuk sürecine dair yorumlarını konuştuk.

İlhami Güler her ne kadar kastı aşan ifadelerde bulunduğunu bazı televizyon kanallarında ifade etse de zihinlerdeki sorular gitmiş değil. Dinihaberler.com olarak kamuoyunda merak edilen soruları kendisine sorduk.
  • Dinihaberler.com - Sosyal medyada Kehf Suresi’nde geçen çocuğun öldürülmesi ile ilgili olarak “bazı hükümlerin değiştirilmesi, bazı hükümlerin ayetlerin zikredildiği dönemi kapsadığı ve bu gün için geçerliliğini korumadığını” dile getiriyorsunuz? Çocuğun öldürülmesi ile ilgili olarak o an bu günün insanının vicdanında daha suç işlememiş bir çocuğun anne babasının şerefi adına öldürülmesinin vicdani bir gerekçe olmadığını ileri sürdünüz. Bu konuşmada kastınız ne idi?
İlhami Güler - Bu olay yaklaşık MÖ 1500'lerde olmalı. Eğer böyle bir vakıa olduysa Hz. Musa ile Hızır arasında anlatılan kıssa sahici olarak vuku bulduysa ki Kur'an öyle anlatıyor. Bu tarihlerde ebeveynin selameti için çocuğun öldürülmesi, insanların vicdanında makul ve meşru görüldüğünü anlıyoruz. Çünkü Hz. Musa buna itiraz etmediğine göre bir ebeveynin selameti için çocuğun öldürülmesi normal karşılanıyor. Çocuğun serkeşlikle ebeveyni sıkıntıya sokması veya küfre zorlaması onun infazının sebebi olabiliyormuş o tarihlerde...
  • Dinihaberler.com – Ama surede Hz. Musa’nın itirazından toplumun kabul etmediği anlaşılmıyor mu?
İlhami Güler - Musa izahat yapıldıktan sonra bunu şunun için yaptım bunun için yaptım şeklinde izah yapıldıktan sonra Hz. Musa ikna oluyor.
Burada bütün müfessirlerin ortak görüşü, Hz. Musa'nın ikna oluncaya daha doğrusu Hızır denen veya kullarımızdan bir kulun açıklamalarının doğru olduğu yani ayetin anlatmak istediği dersin o kişinin izahat olduğu görüşünün doğru olduğu. Yoksa Musa'nın görüşü değil. Musa'nın görüşünün doğru olduğunu söyleyen bir tane müfessir görmedim.
Önceden akıbetini bilmeme yönüyle Musa'nın tepki göstermesi son derece doğal. Sorun, olayların sonuçlar açıklandıktan sonra Musa'nın bu üç olayın üçüne de ikna olması. Diğer ikisine bende ikna oluyorum. Şahsen diğer iki olayın gelecekte ortaya çıkacak sonuçlarına dair bende ikna oluyorum. Ama üçüncü olayı biz vicdanen kabul edemiyoruz.
Dolayısıyla kimse kabul edemiyor bunu. Sadece ben değil tüm müfessirler kabul edemiyor. Fahreddin Razi çocuğun hayatta olmadığı, yetişkin olduğu gibi şeylerle işin içinden çıkabiliyor.
İnsanların daima vicdanını, sağduyusunu rahatsız ettiğine göre o zaman ben tek bir çözüm olarak olayın izahatında MÖ 1500'lü yıllarda Hz. Musa’nın yaşadığı yıllarda insanlık vicdanen ebeveynin çıkarı için veya selameti için bir çocuğun infaz edilmesini rahatça meşru görebiliyordu. Bunu derken kastım ne?
İnsan vicdanının değişebileceği, tekamül edebileceği yani tarihsel bütünlük içinde zaman için hükümlerin değişebileceğine dair bir mesnet bir örnek olsun diye orada anlattım onu.
  • Dinihaberler.com – Bu yorumunuz Bakara Suresi 2. Ayete göre içinde şüphe ile bakılmaması gereken Kur'an'a şüphe ile bakmak olmuyor mu? Allah, “bu kitapta şahit olacağınız tüm olayları sorgusuz sualsiz kabul edin” derken sizin bu olayı vicdanen kabul etmiyorum şeklindeki yorumunuz şüphe olmuyor mu?
İlhami Güler - Allah önceden sonucunu bildiği olaylarını kıssa üzerinden bize anlatıyor. Ben üçüncü olayda çocuğun öldürülmesinin vicdanen kabul görmediğini aynen kölelik ve cariyeliğin 7. yüzyılda meşru görüldüğü halde Kur'an kesin olarak kaldırmadığı gibi. İnsanlık vicdanı bunu kabul etmediği bu olayı, MÖ 1500'lerde verilmiş bir hükmün Hz. Muhammed zamanında ve günümüzde bunu doğru bulmuyoruz.
Bunun kabul edersiniz ya da etmezsiniz bu benim izahım. Ben bunun zaman içerisinde değişebileceğini söylüyorum.
  • Dinihaberler.com – Yani ayetlerin değiştirilebileceğini mi söylüyorsunuz?
İlhami Güler – Hayır, ben onu söylemiyorum. Kur'an'ın 7. yüzyılda geçerli olan hükümlerinin zaman içinde insanlık vicdanınca uygulamadan kaldırdığı hükümlerden söz ediyorum.
Karafi, 13 yüzyıl alimidir. Diyor ki “ortalıkta kadılar el kesme cezasını ağır bulup uygulamadıklarından dolayı ortalık hırsızlıktan geçilmiyor.”
13. yüzyılda dahi el kesme cezası İslam toplumlarında ağır görülüyor. Ağır görüldüğü içinde sürekli etrafında dönülmüş hiç kimse uygulamamış. El kesme cezası böyle olduğu gibi zina içinde uygulanan ceza uygun görülmemiş, uygulanmamış.
El ve ayakların çaprazlama kesilmesi ağır görülmüş uygulanmamış. Miras da erkeğe iki kadına bir verilmesi ağır görülmüş Anadolu’da uygulanmamış.
7. yüzyıl Mekke koşullarında son derece adil ve doğru görülen cezalar başka toplumlar tarafından hatta Arapların kendileri tarafından bile zaman içerisinde vicdanın gelişmesi sonucunda uygulamaktan vazgeçilmiş.
Benim açıklamalarımı birçok insanın anlayamamasının temeli buna dayanıyor.
  • Dinihaberler.com – Allah’ın koyduğu bir hükmü insanların kaldırabileceğini mi söylüyorsunuz?
İlhami Güler - Allah'ın kendisi Kur'an'da bizzat "Biz bir ayet  nesh ettiğimiz zaman onun yerine başka bir ayet getiririz" diyor.
Her dönemin kendine ait bir hükmü vardır. “Allah dilediğini imha eder ve dilediğini de sabit kılar."
Bütün bunlar neyi ifade ediyor. Milattan önce taa 3500’lerde Nuh ile başlayan geleneğin 7. yüzyıla gelinceye kadar bütün şeriatların nesh edilmiş olduğunu ortaya koyuyor. Tüm âlimler bunda ittifak halinde...
Şeriatlar nesh edilebiliyorsa ve Tanrı da bunu kendisi nesh edebiliyorsa ne oluyor da 7. yüzyılda verilen bütün hükümler insanlık için kıyamete kadar evrensel hüküm haline geliyor.
  • Dinihaberler.com – Arada bir fark var. Milattan önce verilen hükümleri 7. yüzyılda ortadan koyan da kaldıran da Allah. Siz burada Allah’ın koyduğu hükümleri kaldırmaya, nesh etmeye insanların yetkili olduğunu iddia ediyorsunuz.
İlhami Güler - Hz. Ömer'in içtihadı, Ata bin Ebi Rebah'ın içtihadı, İmam Maturudi'nin, Tufi'nin sayıları az da olsa benim savunduğum görüşleri savunan âlimlerimiz de var. Fakat biz maalesef Şafii'nin ve Eş'ari'nin dini teolojide ve diğerinin fıkıh usulünde koymuş olduğu usulleri benimseyip Kur'an ayetlerinin mutlak olduğu, Allah'ın hükümlerinin asla değişmez olduğunu söyleyerek “Mevridi nasta içtihada mesağ yoktur” fıkhı hükmü ile amel ettiğimiz için takılıyoruz.
Birisi çıkıp bu hükümler yanlıştır diyemez mi?
Hz. Ömer'in içtihadı daha doğru olabilir.
İnsanlar farklı bir şey diyenleri kolayca tekfir edebiliyorlar. Ben sadece sünniliğin koyduğu hükümleri eleştiriyorum. İnsanların koyduğu usuller din değildir. İçtihattır. Yorumdur.
  • Dinihaberler.com - Neden Tanrı kelimesini kullanıyorsunuz?
Dilimiz alışık olduğu için Türkçe kelime kullana kullana ağzımız alışıyor. Allah kardeşim Allah...
Bir insan Tanrı kelimesini kullanırken Allah'ı kastettiğini bile bile hala o kelime de ısrar ediyorsa o insanın kusura bakmayın ama dini bilgisinin çok sınırlı olduğu anlamına gelir.
Allah'ın başka adı olamaz mı?
İbranilerde Allah'ın adı Araplardan önce Allah mıydı? 2 bin yıl boyunca onlara da Allah vahiy gönderdi. “Elohim” idi. Onlarda Allah'ın karşılığı...
Yeter ki kastın Allah olsun.
  • Dinihaberler.com – Kur’an’da kadınların erkeklere nesnel olarak şehvet objesi olarak sunulmasından söz ediyor ve eleştiriyorsunuz.
İlhami Güler - Baştan sona Kur'an'a baktım. Cennet nimetlerinin tamamı erkeklere yönelik. Bir tane kadınlara yönelik vaat yok.
“Mal ve erkek evlatlar" şeklinde dört beş yerde aynı ifade geçiyor. Bunların toplamı neyi ifade ediyor? Arap kültürü ataerkil kültüre sahip olduğu için otomatikman kadının adı yok.
Kastım şu!
7. yüzyıldaki bu ataerkil yapı Kur'an'a yansımış.
Kadınlar erkeklere cinsel arzu nesnesi olarak sunulurken Erkekler kadınlara cinsel nesne olarak sunulmuyor. Bu ne demek Allah, Kur'an'da kabilenin içinde bulunduğu kültürel yapıyı göz önünde bulundurarak hitabını yapıyor.
  • Dinihaberler.com - İyi ama Allah Kur'an'da dinini kıyamete kadar baki olduğunu söylerken siz burada Allah’ın Arap toplumundan etkilenip o şekilde ayetlerini inzal ettiğini söylemiş olmuyor musunuz?
İlhami Güler - Din ayrı şeriat ayrıdır.
Kur'an'ın şeriat hükümlerinin sadece Araplara has olduğunu anlayamazsanız dinin evrenselliğini iddia edemezsiniz.
Siz, 7. yüzyıldaki Araba tebliğ edilen şeriatı, İslam diye bütün insanlığa tebliğ etmeye kalkarsanız kimse bunu kabul etmez.
İnsanlar 7. yüzyılın koşullarında öyle konuştuğu için o şekilde ayetler gelmiş şeklinde anlamalıyız.
Allah'ın kıyamete kadar bütün insanlara ulaştırılmayı vadettiği dindir. Şeriat değil. Ama bunun Araplar üzerinden ulaştırılması gerektiğini anladığımız takdirde din ile şeriatın ayrı olduğunu görürüz.

 
  • Dinihaberler.com – “1400 önceki şeriat hukuku ile insanlık idare edilemez” diyen ateist ve komünistlerle bir nokta da buluşmuş olmuyor musunuz?
Hz. Ömer’den verdiğim örneği hatırlamak lazım.
Teşri Hz. Ömer’den ya da Ebi Yusuf'tan başlasa idi ne demişti Ebu Yusuf, “Eğer hüküm Arabın örfüne dayanıyorsa bu örf kalktığı takdirde hüküm de kalkar." Biz Ebu Yusuf’un bu görüşünü devam ettirip o tarihlerden itibaren bu aşamaya geçmiş olsa idik. Yani şeriat ile İslam; ed-Din ile Şeriat arasındaki ayrımı yapıp Şeriatı aktif etme işini başarabilse idik şu an şeriatla sorunumuz olmazdı.
Ciddi alim ve hukukçuların yetişmesi lazım. Bu işleri yürütebilmek için...
Bu öyle heva olayı değil.
Bazıları ben konuşurken sanıyor ki ben hevama uydurmak için uğraşıyorum.
Benim orada yaptığım konuşma halka yapılmış bir konuşma değildi. Bazı art niyetli olanlar bunu milletin eline verdi.
  • Dinihaberler.com – Sizin millete farklı içinizde farklı bir din yaşadığınızı mı anlamamız gerekiyor bundan…
Ciddi bir Müslümana yakışan şudur. “Kardeşim o görüşlerde değilim. Şu gerekçelerle o görüşlere katılmıyorum” deyip çıkar açıklama yapar.
Bir görüşün görüş olmasının dışına çıkıp insanların niyetini okumak ve tekfir etmek adiliktir, alçaklıktır.
Eleştiri yapacak yerde direk kâfirsin, sen şusun busun demek cehalettir, alçaklıktır.
Ne desem bu zihniyet hak eder. Ama eleştiri için sonuna kadar varım.
  • Dinihaberler.com – Şu soruya henüz cevap alamadık. Sizi eleştiren insanlar ilgili ayetler hakkında şüphe içinde olduğunuz kanaatiyle Bakara Suresi 2. ayet kapsamında Kur'an'dan şüphe ettiğiniz anlamını çıkarıyor.
İlhami Güler - Bunun şüphe ile ne alakası var.
Ben neden şüphe ediyor muşum?
Çıksın biri “ben o gerekçeyi değil şu gerekçeye tabi ve doğru buluyorum” desin.
Allah, “delilinizle gelin” demiyor mu müşriklere...
Sen bana aynı şeyi söyle ben de sana aynı şeyi getireyim.
Nereden biliyorsun şüphe içinde olduğumu...
Nereden biliyorsun benim kalbimi mi yarıp baktın. Benim ayetleri atmak gibi bir şeyim yok. Benim orada kastımı aşan bir cümle söylediğimi belirttim.
Sadece bu hükümler zaman içerisinde menatı, zemini, şartları ortadan kalktığı için zaten kendiliğinden askıya alınmıştır.
Onların yerine yeni hükümler konulmakta...
Daha doğrusu o ilişkilerin yeniden dizayn edilmesi lazım.
Hz. Ömer'in Müellefe-i Kulube parayı yeniden dizayn ettiği gibi.
Menat değişince yani koşullar nasıl değişirse hükümler de değişir.
Hukukun değişmesinin mantığı nedir?
Ama millet şöyle anlıyor. Hüküm Tanrıya Allah'a ait olduğuna göre, hüküm koymak da Allah'a ait ve mutlak olduğuna, geleceği ve geçmişi de bilen olduğuna göre Allah'ın hükümlerinin her zaman geçerli olması lazım.
Halbuki Allah o günün koşularını göz önünde bulundurarak hüküm veriyor.
Allah kıyamete kadar gelen koşuları göz önünde bulundurarak hüküm vermiyor. Böyle bir hüküm verilmez. Böyle bir hükmün verilmesi hikmete terstir.
  • Dinihaberler.com – “Çocuğun öldürülmesini o çağın insanlarının anlamadığını” söylediniz. Oysa Kur’an, “dünya, güneş ve ayın yörüngesi”nde bahsederken bunu da anlamadılar o günün insanları ama kabul ettiler. “Çocuğun anne karnındaki merhaleleri”nde bahseden ayetler, “dağların yürüdüğü”nden bahseden ayetleri de o günün insanı anlamını bilmiyor ama tepki vermiyordu. Olduğu gibi kabul ediyor. “Amenna” diyor. “Vardır bir hikmeti” diyor ve kabul ediyordu. Siz, ayetleri bu şekilde ele alarak biraz fazla cesur davranıyor gibisiniz…
İlhami Güler – O verilen bilgilere, o günün koşullarında o günün kültürü içerisinde  o insanlar o bilgilere sahiptiler.
Şah Veliyyullah Dehlevi, “Arabın bilmediği, Arabın kültür ve düşünce boyutuna girmeyen bir şeyden Allah asla bahsetmemiştir” demektedir. Şahsen bende Allah Kur’an’da neden bahsediyorsa bir biçimde az veya çok Mekke ve Medine'nin kültür havzasında o bilgi vardı, kanaatindeyim.

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Şakir 9 ay önce

Siz istediğinizi sorun. Ben ona değil diyanete soruyorum. Bu adam görmezin yakın arkadaşı diye bu küfrüne rağmen diyanet tv ye çıkartılmadımı. Bunu hangi denyo çıkardı o tv ye. siz bunu haber yapscağınızs o zındığı bulun da bizd hizmet edin. Bu zaten belli ne mal olduğu.

Avatar
Şakir 9 ay önce

Ben dd görmeze soruyorum. Bu söylem ve bu söz insanı dinden çıkarır mı çıkarmazmı. Çıkarırsa ne diye diyanet tv ye çıkardınız. Arkadaşınıza bu proğram için kaç para verdin ey görmez. Almanyadaki bir diğer dinsize kaç para masş veriyorsun tdv nin kasasından. Allaha nasıl hesap vereceksin ey görmez. Gör artık biraz bu işleri

Avatar
Muhammet KARA 9 ay önce

bu haberi̇ bu kadar geç yapmak si̇ze yakişti mi

Avatar
kkö 9 ay önce

İlhami Güler bu videoyla alakalı "haddimi aşmışım, bende dinleyince yanlış yaptığımı anladım." diye açıklama yaptı. Hilâl tv de canlı yayında. Insanlari karalamayi bırakın.

Avatar
el hak 9 ay önce

ﺫَﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻟﺎَﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘِﻴﻦَ ﴿٢﴾

Bu adam bu ayeti herhalde okumamış hele yav su munafiklara bak

Avatar
Şakir 9 ay önce

Bu da size ey site yöneticileri. Bu yorumları yayınlamak yürek ister tabi. Sizin gibi fır döndüler yayınlamaya cesaret edemez.

Avatar
Ali 9 ay önce

şah veliyyuddin dehlevi öyle dedi diye onun sözünü niye kesin doğru kabul ediyorsun. Dehlevi o görüşünde yanilmişsa

Avatar
Musa 9 ay önce

Bunlar taktik. Danışıklı döğüş. Görüş sahibine savunma ve bu fikirleri kabule yaklaştıran sorular soruluyor. Kabul etmediği görüşleri insan yayınlamaz, muhatab da almaz. Doğrudan tenkit eder, zararını önler.

banner205