Bilindiği gibi siyaset, toplumları yönetme ve sorun çözme sanatıdır. Huzurlu bir yaşamın alt yapısı, bilgisel temellere oturtulan iyi bir siyaset ve yönetim anlayışıyla paralellik arz eder. Bu bağlamda İslam, birey ve toplum hayatının bütün alanlarında olduğu gibi yönetim alanında da evrensel ilkeler ortaya koymuştur. Bunların başında din ve vicdan özgürlüğü,  adalet, eşitlik,  seçim, ehliyet, emanet, şura, biat/yöneticiye irade beyanında bulunma gibi ilkeler gelir.  Bu yönetim ilkeleri aileden tutun da şirketlerin ve devletlerin yönetimlerine varıncaya kadar her alanda geçerlidir. İmam-ı Mâtürîdî’ye göre, siyasi bir konu olan  “imamet”  inanç esaslarından değildir. Yönetimin meşruluğu, devlet başkanının seçim ve kamunun ortak ittifakıyla işbaşına gelmesine bağlıdır. Bu bağlamda İmam-ı Mâtürîdî Te’vilâtü’l-Kur’an adlı tefsirinde ve Kitabu’t-Tevhid adlı Kelamla ilgili eserinde din ve siyasetle ilişkili olan meselelere geniş yer vermiştir.

İmam-ı Mâtürîdî’ye göre, muhkem ayetlerle bildirilen iman esasları ve ibadetlerle ilgili düzenlemeler İlahidir. Bu konularda ekleme ve çıkarma yapmak mümkün değildir. Yüce Allah dinde sabitelerin dışında değişken alanlara da işaret etmiştir. Dini hükümlerin kanun kalıbına dökücü yasama faaliyeti anlamındaki düzenlemeleri uygulayan, bu düzenlemeye uygun olarak yargılama yapan ve hükümleri yürüten insanlardır. Bu alanlarda siyasi erkin ya da ulemanın içtihatta bulunması, hüküm vermesi ve yorum yapmasının önü açıktır.

Adil bir yönetim, eşitlik ve emanetleri üslenme ehliyeti ve bu ehliyetin kamu işlerinde gözetilmesi toplumsal düzenin sağlıklı işlemesinin olmazsa olmaz ilkelerindendir. Bu nedenle, Hz. Peygamber’den gelen rivayetlerde, bir toplumda emanetlerin ehline verilmeyip, ehil olmayanlara verilmesi kıyamet alametlerinden sayılmıştır. İmam-ı Mâtürîdî’ye göre korunması gereken her şey emanettir. O,   emanetlerin ehline verilmesi tabirinden “uzmanlık” alanının öne çıkarılmasını anlar.  Yöneticilik de bir emanettir. Bu konuda inanç ayrımı yapmadan bu işe kim daha uygun ve layıksa,  emanetin ona verilmesi gerektiğini söyler. Bu uygulama bize, bürokrasideki görevlendirmede etnik ve inanç farklılığından ziyade “işe ehil olma” liyakatinin öne çıkarılması gerektiği fikrini verir. İmam-ı Mâtürîdî de bu anlayışı destekler.

 İmâm-ı Mâtürîdî: Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) itaat edin”  (4/Nisa 59) ayetinde geçen “ulü’l-emr” tabirini,  “yöneticiler ve ordu komutanları” şeklinde yorumlar. Böylece Şiilerin ulü’l-emr kavramını, sadece masum imam şeklinde yorumlamalarına karşı çıkar.  

Yöneticiye biat, bir sözleşmedir. İmâm-ı Mâtürîdî’ye göre biat, yönetilenlerin,  siyasi ve askeri liderlik vasıflarına sahip olan bir lidere meşru şartlarda itaat edeceğine söz vermesidir.   İslam’da Allah’a itaatten maksat, Kur’an’da emredilen ve yasaklanan şeylere uymak, peygambere itaatten murat ise, onun sünnetine riayet etmek, ulül’emre itaat ise, ümmetin velayetine sahip olan yöneticileri dinlemek ve emirlerini yerine getirmektir.  Yönetici konumunda bulunan kimseler, kesin delil bulunmayan meselelerde ilim, uzmanlık ve takva sahibi kimselerle istişare ederek şura yoluyla bir karara varırlar. İşleri danışarak çözüme kavuşturma, hem Kur’an’ın ve hem de Hz. Peygamberin bir sünnetidir.  İslam siyaset düşüncesinde insanların bir araya gelip birbirlerinin görüşlerine başvurarak ortak bir görüşü belirlemek istemelerine istişare, bir araya gelip görüş alış verişinde bulunan topluluğa da şura denir. İmam-ı Mâtürîdî’ye göre istişare,   muhkem nassın bulunduğu yerde değil, bulunmadığı yerde geçerlidir. Dini, siyasi ve dünyevi konularda istişareye başvurmak, İslam’da övülmeye değer bir davranıştır. İstişare, ortaya çıkan güncel dini meselelerde yapılabileceği gibi, ekseriyet itibariyle içtihat alanına bırakılan siyasi meselelerde de yapılabilir. Bu alanlarda siyasi erkin ya da ulemanın hüküm vermesi ve yorum yapmasının önü açıktır.

İslam’da iyiliği yaymak ve kötülüklerle mücadele etmek, sadece Müslüman ferde vacip değil, aynı zamanda siyasi iktidarın da en önemli görevlerinden birisi sayılmıştır. İslam müesseseler tarihinde, doğrudan siyasi yönetimle ilişkili olan bu görev hisbe teşkilatı marifetiyle yerine getirilmiştir.  İmam-ı Mâtürîdî’nin iyiliği emretme ve kötülüklerden alıkoyma vazifesini Müslümanlardan sınırlı bir  “cemaate/topluluğa” havale etmesinden bu topluluğun idari yönetime bağlı ayrı bir birim olduğu anlamına geldiği gibi, sivil bir örgütlenme biçimi anlamına da gelir.    İmam-ı Mâtürîdî’ye göre Müslüman toplumda ifade özgürlüğü en az yargının bağımsızlığı kadar önemlidir. Bundan dolayı, iyiliği emretme ve kötülükten alıkoyma görevi ifade özgürlüğünü ortadan kaldıracak boyutlarda yapılmamalıdır. Bu yapılanmadan amaç, insanların yaşadığı toplum düzenini bozacak ve kamu ahlakını ihlal edecek kimseleri en güzel bir biçimde uyarmaktır. 

Görüldüğü gibi, İmam-ı Mâtürîdî’nin itikadî görüşlerindeki tutarlılığı,  kendisini yönetim ilkeleriyle ilgili kavramların yorumunda da göstermiştir. İmam-ı Mâtürîdî’nin;  din ve vicdan özgürlüğü, emanet, ehliyet, ulü’l-emr, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak,  biat,  itaat, hakemlik,  şura gibi kavramlara yüklediği anlamlar, çağdaş İslam siyaset düşüncesine ilham verecek boyuttadır.  Ayrıca İmam-ı Mâtürîdî’nin din-siyaset ilişkileriyle ilgili görüşleri,  günümüzün siyaset anlayışına da ışık tutacak düzeydedir. Bu da onun akılcı yönteminden kaynaklanmaktadır. Kaldı ki onun, Kur’an’da geçen yöneticilik sanatı, yöneticiler ve yönetenlerle ilgili kavramlara yüklediği anlamlar, sadece herhangi bir toplumun yönetimiyle ilgili değil,  evrensel ölçekte her türlü yönetim işlerini kapsayacak bir genişliğe sahiptir. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.