Akıl hocası İmam-ı Rabbani olanın vay haline!
Mahmut Deniz / Özel
Dinihaberler.com 


Bu yazıyı kaleme alırken amacımız ne İmamı Rabbani'yi ne de başka İslam dairesi içinde doğru yada yanlış, haklı ya da haksız bir kimseyi kötülemek, aşağılamak değildir. Amacımız, Kur'an'a denk görülen eserlerin ait olduğu yerde, İslam Kültürü içinde bir eser olarak bilinip okunmasıdır. Müslüman elbette her kitap gibi İmamı Rabbani'nin eserlerini de okumalıdır. Ama bir şartla... İslam'a hizmet eden bir insan olduğunu hatırdan çıkarmadan, muhabbet beslerken kendisine vahiy gelmediğini bilerek, vahiyle desteklenmediği için yanlış yapabileceğini de göz ardı etmeden...

İslam kültürü dairesi içinde İmamı Rabbanisinden Mevlanasına, İbni Sinasından Farabisine, geçmişten günümüze tüm alimlerin yeri ve önemi yanımızda ayrı ayrıdır. Hepsi bizim insanımızdır. Ama bir kimsenin ümmetin hafızasında önemli yer tutması onun hatalardan beri olduğu, hiç kusuru olmadığı anlamına gelmez. Lütfen yazıyı bu gözle okuyup yorumlarınızı ona göre yapıp kendi aranızda değerlendirin. Biz sadece 13. Mektubu irdeledik. Yazının devamını beklemeden irdelememizi görmezden gelerek İmamı Rabbani adının ümmetin hafızasındaki büyük yerine aldanıp gerçekleri göz ardı etmeyelim. 

Lütfen yazıya odaklanalım! Kendi zihnimizde oluşan her tür kültürel kalıntıdan uzak duralım. Ümmi olan Peygamberin ümmi bir ümmeti olarak; tüm kültürel, cemaatsel, partisel, bölgesel ve sair düşüncelerden uzak durarak yazıyı okuyalım.

Yazıyı okuduğunuzda İmam Rabbani üzerine yazı yazan İlahiyatçısından cemaatçisine tüm kendini ilim erbabı sanan insanların da okumadan fikir sahibi, görmeden aşık olduğunu farkedeceksiniz.

Din Allah'ın, korkmayın! İmamı Rabbani eleştirilmekle İslam ne zarar görür ne de yok olur.

Yazıda İmamı Rabbaniye iftira atılmamakta, hakaret ve küfür edilmemektedir. Yazıda bir müslümanın yazdığı yazının nerelere gittiğinin şuurunda olması açısında ümmet bilinçlendirilmeye çalışırken, Kur'an ve Sünnet dışına çıkılması durumunda nasıl hatalar edebileceği gözler önüne serilmektedir.

Ümmet üzerine haçlıların üşüştüğü bir dönemde birlik, kimsenin tekelleştirdiği cemaatsel kişi ve eserlerde değil Kur'an ve sünnet üzerinde ümmetin ittifak etmesindedir. 



***


Süleymancıların İslam’a aykırı hal fiilerini işlerken bizi arayan dostlarımız ile sitemize yapılan yorumlardan anladık ki:

Süleymancılar Kur’an’ı anlama sadedinde Kur’an mealini okuma gereği dahi duymazken İmamı Rabbani’nin “Mektubat”ını Kur'an'dan daha çok okuyor ve gelişen cemaat hiyerarşisi “Mektubat”a göre şekilleniyor yada bu şekillenmede “Mektubat” ana etkenlerden...
 
Yazıyı okurken İmamı Rabbani ve takipçilerinin ilim ehlini, “akılcı, hadis inkarcısı, mealci…” diye suçlarken yıkıcı cemaatlerin akıl danesi İmamı Rabbani’nin eserinin tam bir akıl yürütme ürünü olduğunu daha iyi anlayacaksınız.

Yazıyı okurken ilim ehlinin Yunus Suresi 100.ayete uygun bir şekilde akıl yürüttüğünü ve aklını kullandığını; oysa İmamı Rabbani ve takipçilerinin Allah'ın emri olan aklı kullanmayı utanılası bir şeymiş gibi değerlendirdiği ve aklı bir kenara bırakıp rüyalarda gezindiğini göreceksiniz.

 
Süleymancılar dışında Mektubat’ın tüm tarikatları hatta Said Nursi’yi de etkilediği inkar edilmez bir gerçektir.
 
Bu ve devamında gelen yazılarımız Süleymancılar, Said Nursi veya tarikat düşmanlığı olmayıp içinde yetiştiği iklime bağlı olarak sorgulama yeteneklerini kaybetmeleri nedeniyle bir hatırlatma, ikaz, eleştirel bakış kazandırma çalışmasıdır.
 
Yazıyı okuyacak olan ön yargılı okuyucularımıza tavsiyemiz yazıyı gözleriyle okumalarıdır. Başka yerleri ile okuyarak yerli yersiz ilimsiz yorum ve tevillerle bize cevap yetiştirmemelerini, yazı dizisini takip ederek peşin karar vermemelerini kendilerine hatırlatırız. 
 
İmamı Rabbani’yi gözünde büyütenler, bu yazıyı okuduktan sonra akıl sahibi iseler imanlarından olmuş gibi bir hisse kapılacaklardır. Kendilerine bu durumda tavsiyemiz Allah’ın kopmaz kulpu, Kur’an ve alemlere rahmet olarak gönderdiği Peybamberi zişanın Sünnetine sarılmalarıdır.
 
Unutulmasın ki sözde sihir vardır. Mektubat’ta sihirli ve büyülü cümleler karşısında bayılıp kalmak yerine irdelendiğinde çok büyük hataların bu büyülü cümleler altına gizlendiği görülecektir.
 
Bu yazı dizimize Imamı Rabbani’nin 13. Mektubunu irdeleyerek başlıyoruz.
 
 
İmamı Rabbani mektubuna başlarken, “Yolun sonsuz olduğu ve hakîkat bilgilerinin, islâmiyyet bilgilerine uygun olduğu bildirilmektedir” diyor.
 
  1. Hakikat bilgisinin İslami bilgiye uygun olduğunu bildirmeyi büyük marifet gören İmamı Rabbani adeta kendisine kadar Kur’an’ın verilerinin hakikate ters ama kendisinin bu tenakuzu giderdiğini izah edercesine mektubuna başlıyor.
  2. İslam’da hakikat bilgisi veya İslami bilgi gibi bir saçmalık bulunmamaktadır. Allah’ın Resulüne bildirdiği şeyler İslamdır, hakikattır, gerçektir, teklif edilendir. Bunun ötesinde bir yol tutmak haddi aşmaktır. Allah’ın bildirmediği şeyleri Allah bunu demek istedi gibisinden açıklamalar yapmak Allah’a apaçık iftiradır. Ya Allah sufilerin söylediği, bildirdiği şeyleri söylemek istememiş ve bildirmemişse vaziyet ilahi nazarda ne olacaktır?
İmamı Rabbani mektubunda, “Bunun içindir ki, büyükler, Seyr-i ilallah yolculuğunun elli bin senelik yol olduğunu bildirmişlerdir. Belki de, Me’âricsûresinin dördüncü âyetinde, (Melekler ve rûh oraya bir günde varırlar. Bu günün uzunluğu elli bin senelik yoldur) buyurulmakla bu yola işaret edilmiştir. Yolun çokluğu bizi çok üzdü” diyor.

ELLİ BİN SENE TABİRİ BÜYÜKLERİN DEĞİL ALLAH’IN KELAMIDIR
  1. Elli bin sene tabiri büyüklerin değil Allah’ın kullandığı bir tabirdir. İmamı Rabbani burada ya cehaletini ya da bile bile ayeti anlamı dışına çıkarmaktadır.
  2. Allah Resulü’nün bu konuda sükut ettiği bilinmektedir. Ayet Müteşabih ayetlerdendir. Allah Resulü’nünsükut buyurduğu bir yerde İmam Rabbani’nin açıklama yapması karşısında okuyucunun bu yorumu alma mecburiyeti yoktur.
  3. Ayette belirtilen Ruh ile Meleklerin mekan belirtilmeyen bir yere doğru aldığı yol iken İmam Rabbani burada ne olduğu belirsiz olan bir makamdan söz etmektedir.
  4. 50 bin sene alimlerce kesret olarak anlaşılmıştır. İmamı Rabbani burada bunu doğrudan 50 bin yıl olarak belirtmektedir ki elde ettiği bu rakamı hangi ölçü birimine göre belirlediği şüphelidir. Çünkü sözden anlaşıldığı kadarıyla 50 bin yılı kendisi bulmuş ayete de bu süreyi adeta tastik ettirmektedir.
 
İmamı Rabbani mektubunu devamla diyor ki, “Fiillerin ve sıfatların ondan başka oldukları anlaşıldı. Her birini ayrı ayrı göstererek, yukarı mertebeye çıkardılar. Şüpheler hiç kalmadı. Keşiflerin hepsi, ahkâm-ı islâmiyyenin açık bilgilerine tam uymaktadır. İslamiyet’in açıkça bildirdiklerinden kıl kadar ayrılıkları yoktur. Tasavvufçuların birkaçı, İslamiyet’in açıkça bildirdiklerine uymayan keşifler bildirmişler ise de, ya yanlış anlamışlar veya sekr yani şuursuzluk hâlinde iken söylemişlerdir. Bâtının zahire uygunsuz olduğu hiç görülmemiştir. Tasavvuf yolunun ortasında, zahire uymayan şeyler görünüyor ise de, bunlar da zahire uydurulur. Zahirle bâtın birleştirilir. Yolun sonuna varanların bâtını, İslamiyet’in zahirine hep uygun olur. Âlimler ile bu büyükler arasında yalnız bir ayrılık vardır ki, âlimler düşünerek ve ilme yolu ile bilirler. Bu büyükler ise, keşf ederek, tadını alarak bulurlar. Bu büyüklerin hâllerinin doğru olmasına birinci alâmet, İslamiyet’in zahirine uygun bulunmalarıdır. Şu ‘ara suresi onüçüncüâyet-i kerîmesi (Göğsüm daralıyor, dilim söylemez oluyor)bunların hâline uygundur” diyor.

PEYGAMBERİN DAHİ SÜKUT BUYURDUĞU YERDE İMAMI RABBANİNİN AÇIKLAMA YAPMASI HADDİ AŞMAKTIR
  1. 50 bin yıllık gittiği bir mertebeden söz ediliyor. Allah Resulü’nün fizik ötesi aleme ulaşıp ulaşmadığına dair ayetlerde ve Mirac ile ilgili hadislerde ayrıntıya girilmezken İmamı Rabbani’nin üzerine vazife olmayan bir bilgi vermesi inandırıcı değil.
  2. Allah kullarından Kur’an’da ve Allah Resulü’nün tavsiyelerinde İmam Rabbani’nin gidip geldiği makamlardan söz etmez ve kullarından da böyle bir şey beklemezken İmam Rabbani’nin bu tür ayrıntılara girmesi lehve’l hadis(boş işlerden)dir.
DİNDE OLMAYIP İLAVE EDİLEN HERŞEY ÜMMETİN AYRILIĞINI VE SAPIKLIĞINI ARTTIRIR
   
    3. Bu tür ayrıntılara giren İmamı Rabbani gibi liderler bu görüşlerine dine mal ederken bu maliyetin de elbette bir bedeli var. İmamı Rabbani’nin öngördüğü şekilde bir mürşide bağlanmak ve onun önünde adeta ölü gibi her dediğini yapar olmak. Bu durumda müntesip kendisine Allah’ın emretmediği işleri yapmak zorunda hissederek psikolojik olarak rahatsızlanacaktır. İmamı Rabbani’nin ulaştığı bu makamlara ulaşamayan her mürid veya mürşit kendisinin günahkar olduğu düşüncesiyle yıpranacak belki “Ben ne kusur ettim de bu makamlara çıkamıyorum” diye kendini suçlayacaktır. Oysa ne Kur’an’da nede Peygamberimizin hadislerinde hiçbir Müslüman ne yaptığı ibadetlerde sevinmek ne de terkettiği takdirde kendisini cehennemlik görmek gibi bir duyguya kapılmaz.

   
    4. İmamı Rabbani’nin görüşlerinin tamamı kendinden önceki sufilerin verdiği bilgileri bir noktada görmek ve kaleme almaktan ibarettir. Muhyiddini Arabi’nin eserlerine ara ara vurgu yapan İmamı Rabbani keşifden çok adeta inandığı yada inandırıldığı şeyleri keşif yoluyla tecrübe etmek için büyük bir gayret içinde olduğu mektuplarda görülmektedir. Belli makamlara ulaşmak için belli yoldan geçmek şeklinde müridin önüne konulan reçete karşısında kişinin bir şeyi arzulamasına bağlı olarak beynin halisünasyonlar görmesine yol açacağı gibi şeytan olan cinlerin insana musallat olup düşüncelerini yönlendirmesine de neden olabilir.


SUFİLERİN ÖLÇÜSÜ KUR’AN VE SÜNNET DEĞİLKEN DOĞRU YA DA YANLIŞLARINI KİM NASIL TASHİH EDECEKTİR?

    5. İmamı Rabbani, “Tasavvufçuların birkaçı, İslamiyet’in açıkça bildirdiklerine uymayan keşifler bildirmişler ise…” de demektedir.
  • Kendisi de sufilerin İslamiyet’e aykırı görüşler serdettiğini kabul etmektedir. İyi ama bu İslamiyet’e aykırı serdedilen görüşleri kim nasıl tashih edecektir? Veya İmamı Rabbani’nin Kur’an ve Sünnette olmayan, Allah’ın da mükellef tutmadığı tüm görüşlerinin doğru olduğuna dair delili nedir? Ya kendisi de yanılmış, İslamiyetin açıkça bildirdiklerine uymayan keşiflerde bulunmuşsa durum ne olacak?
  • Keşflerde yanılma payı olabiliyorsa bunun nedeni Allah’ın Kur’an’ında o keşfin sağlamasını yapacak delillerin olmayışıdır. Bir konuda delil yoksa o şeyin doğruluğu asla iddia edilemez. Delili olmayan her iş, ümmeti tefrikaya atmak, ümmetin üzerine vazife olmayan işle meşgul etmektir.
İLİM EHLİ, DELİL İLE HAREKET EDER VE ASLA VARDIĞI SONUCU MUTLAK GÖRMEZ. SUFİ, DELİLSİZ YOL ALIR VE ALDIĞI SONUCU DA BUNA RAĞMEN MUTLAK GÖRÜR

   6. İmamı Rabbani, “Tasavvuf yolunun ortasında, zahire uymayan şeyler görünüyor ise de, bunlar da zahire uydurulur” derken
  • Konunun din olduğunu, sufinin yaptığı yanlış nedeniyle farkına varmadan dinden çıkacağını, her yanlışın yeni bir yanlışı doğurup bazen geri dönme imkanının bile olmadığını, zahire uygun olmayan her konunun ümmet içinde ayrılığa ve önüne alınmaz fitnelere sebep olduğunu… bilmezmiş gibi yapılan hatayı hoş gösterme çabası gütmektedir.
     
  • Aynı mantıkla İmamı Rabbani’nin de Tasavvuf yolunun ortasında hata yapmadığından nasıl emin olabiliriz? Ya da İmamı Rabbani’nin Tasavvuf yolunun ortasından kurtulduğuna dair garantimiz ne?
     
  • Tasavvuf yolunun başının, ortasının veya sonunun ölçüsü nedir ve bu ölçüleri kim koymuştur ki İmamı Rabbani böyle bir hüküm vermektedir?
  • Hiçbir İslam alimisufilerin yaptığı türden bir hadsizlik yapıp falan yada filanın yolunu, imanını, konumu ölçme girişiminde bulunmadığı açıktır.  İlim ehli, delil ile hareket eder ve asla vardığı sonucu mutlak görmez. Sufi, delilsiz yol alır ve aldığı sonucu da buna rağmen mutlak görür. Bu hal tasavvuf ehlinin içinde yetiştiği iklimde haddini bilmemeye bağlı cehaletten başka bir şey değildir.
     
İMAMI RABBANİ KENDİ SÖZÜYLE KENDİNİ YALANLIYOR  

 7. İmamı Rabbani, “Zahirle bâtın birleştirilir. Yolun sonuna varanların bâtını, İslamiyet’in zahirine hep uygun olur” demektedir. 
  • Bir defa zahirle batını birleştirme yetkisi Allah dışında kimseye verilmiş değildir. Ölçüleri koyan Allah’tır. Kula düşen Allah’ın koyduğu yasaları bulmak, icat etmek, anlamak, hayret etmek ve nihayetinde iman etmektir. Yolun başında veya ortasında hata yapanın sonu da hatadır. Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmişse gerisi de yanlış gelir. Hele hele sufilerin yaptığı iman ve Allah’ın gaybi konularında yaptıkları hataların sonuçta düzelmesinden ziyade ortaya koyduğu verilerle ümmetten ve imandan koptukları bir gerçektir.
     
  • Zahir ile batın birleşecek ve yolun sonunda zahire nihayetinde uyulacaksa yanlışlar dolu batıl yola neden girilmektedir? Veya nihayetinde gelinen nokta ilim ehlinin haddini bildiği zahir olacaksa sufiler neden ilim ehliyle ayrı düşmektedirler?
     
  • İmamı Rabbani’nin ortaya koyduğu bu mantıkla kendisi hala tasavvufta yolun ortasında yani yanlışlar makamındadır. Bu nedenle zahir deyip küçümsediği ilim ehlince kabul görmemekte yerine göre müşrik suçlamasıyla karşılaşmaktadır. Zahir, batın ile birleşecek ve birleşmeli ise İmamı Rabbani’nin eseri ve tasavvufta aldığı yol ilim ehli ile birleşmediğine göre İmamı Rabbani kendi deyimiyle Tasavvuf yolunun ortasındadır, yanlıştadır. İmamı Rabbani’nin verilerini, ilim ehli zahire aykırı gördüğüne göre demek ki İmamı Rabbani kendini zahire uyduramamış, ilim ehliyle aynı noktaya gelememiştir.
     
  • Hem Cenabı Allah, yaratılışına ilim ehlini şahit kılmıştır, keşif ehlini değil. (Ali İmran Suresi 18.ayet) Kur'an'ın bir çok yerinde Allah ilim sahiplerinden söz ederken keşif sahiplerinden asla söz etmez. Hem Allah aklını kullanan ilim sahiplerini överken aklını kullanmayanlar için, "Aklını kullanmayanların üzerine murdar pislikler yağdıracağı" (Yunus Suresi, 100. ayet) tehdidinde bulunur.  
  • Dikkat edilecek olursa İmam Rabbani varılması gereken yerin zahir olması, zahirle uyumlu olmasını beyan etmektedir. Madem hakikat zahire uygun olmakla anlaşılacaksa, girilen yolun başı veya ortasında hata yapıp sapmak varken batında oyalanmanın anlamı var mıdır?
TAT ALMAK SONUÇTUR ÖNEMLİ OLAN ALINAN TADIN NE ŞEKİLDE ELDE EDİLDİĞİDİR

   8. İmamı Rabbani, “Âlimler ile bu büyükler arasında yalnız bir ayrılık vardır ki, âlimler düşünerek ve ilim yolu ile bilirler. Bu büyükler ise keşf ederek, tadını alarak bulurlar” demektedir.
  • Bu durum Allah’ın “oku” emri ile çelişmektedir. Okuyan ilimde derinleşir ve ilimde derinleştiği oranda da hakikati, insanlara sır kalan gizli her ne varsa onu ortaya koyar.
     
  • Alimlerin, ilmi olarak ortaya koyduğu verilerin tamamını ispat etme güç ve yetenekleri varken keşf ehli denen sufilerin her ne keşfediyorlarsa keşfettiklerini ispat etme delilleri bulunmamaktadır. Delil ortaya konulmadığına göre geriye kendisine itiraz ve sorgulamaktan yoksun hurma kütüklerinin tasdiki kalır ki bu da Allah’ın ayetlerine aykırı bir tutumdur. Allah’ın kendisi dahi “delilli bir şekilde iman etmeyi” emrederken bir sufinin ortaya koyduğu verilere müridin delilsiz iman etmesi tuttuğu yolun hak veya batıl olma olasılığını doğurur ki batıl yola saptığı durumda mahvolmuş demektir. Bu konuda Allah, mü’minleri “Şeytan sizi Allah ile aldatmasın” diye özellikle uyarır ki Şeytan’ın bu aldatması çoğunlukla imam, şeyh, pir, dede, papaz, kahin, haham makamlarıyla olmaktadır.
     
  • Tat bulma meselesine gelince bir kimse kazandığı her şeyden tat alır. Tat alır ki o amaçla o kazancın peşinde gider. İmamı Rabbani bu konuda yanılmaktadır. Örneğin ticaretin helal ve haramlarından haberdar olan bir tüccar da kazanır ve kazancından tat alır. Aynı şekilde helal ve haramlardan haberdar olmayan bir tüccarda kazanır ve kazancından tat alır. Şimdi her iki tüccarın kazancından elde ettiği tada bakıp her ikisinin de doğru hareket ettiği söylenemez. Zaten Allah ahirette insanların aldığı tada göre değil aldığı tadı hangi yoldan elde ettiği noktasında yargılayacakken sufinin aldığı tadın hangi yolla kazandığı delilsizdir. Öyle ise bu tat ilim ehlinin tadına denk asla değildir.
(13. Mektubun irdelenmesi sona ermiştir. Başka mektuplarla yazı dizisi devam edecektir.)
 


 

Kaynak: Dinihaberler.com

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
memur 1 ay önce

ahmet bey hocam sen bu siteyi kimlere devretmişsin. bunların fireni yok yarın kimlere çatacakları belli değil rabbim hepimize doğru yolu nasip etsin.

Avatar
Aziz Mahmud 1 ay önce

i̇mam-ı rabbani sempozyumu başladı
diyanet i̇şleri başkanı görmez, i̇mam-ı rabbani'nin mektuplarının, kendi çağından çok geleceğe atılmış mektuplar olduğunu belirtti.
aziz mahmud hüdayi vakfı ve i̇stanbul tasavvuf araştırmaları merkezi'nin (i̇stam) koordinatörlüğünde, üsküdar belediyesi ve marmara üniversitesi i̇lahiyat fakültesinin katkılarıyla düzenlenen uluslararası i̇.rabbani sempozyumu, haliç kongre merkezi'nde başladı.
sempozyumun açılış töreninde konuşan görmez, hindistan'tan arabistan'a, orta asya'dan anadolu'ya, balkanlar'a kadar tesirleri asırladır devam eden i̇mam-ı rabbani'yi minnetle yad ettiğini söyledi. diyanet i̇şleri başkanı mehmet görmez, i̇mam-ı rabbani'nin mektuplarının, kendi çağından çok geleceğe atılmış mektuplar olduğunu belirterek, "bu mektuplar, kendi çağındaki adreslere yazıldığı halde, dört asır geçmesine rağmen, hangi çağ, coğrafya olursa olsun, okuyanlar kendisine yazılmış zannediyor" dedi.
---devamı var---

Avatar
kerrar 1 ay önce

bu site yönetimi kimdir kime hizmet eder. amacınız ne

Avatar
Tehlikeli Sular 1 ay önce

dinihaber tehlikeli sularda yüzüyorsunuz bak fettoşla diğer cemaatleri bir tutmanız gerçekten büyük hatadır. bu ümmet buralara kadar kamil mükemmil insanlar tarafından yayıldı. Allahın hakiki dostları incinirse dostun sahibide incilir.
i̇mam rabbani k.s gibi ömrünü islama vermiş ekber şah gibi dinsiz imansız bir hükümdara Allah için karşı cıkarak boyun eymemiş birine laf atıyorsunuz.

ayrıca savundugunuz gibi süleymancılar kuranı bırakıp mektubata sarilmişlarsa mektubatı değil süleymancıları eleştirirsiniz.

3 ciltlik mektubatta sadece bir mektuba bakarak nasıl böyle bir hükme yaparsınız.

yazıklar olsun asıl bu yaptıgınız ümmei bölmek fitne sokmaktır.

Avatar
Aziz Mahmud3 1 ay önce

evet sıra islam alimlerine geldiğine göre, eteklerdeki taşlar yavaş yavaş dökülüyor demektir. sırada rasülullah efendimiz var bundan sonra şaşırmam yani. onu ne kadar tanımadığınız ne kadar dar kafalı olduğunuz ne kadar komik duruma düştüğünüz şu yazı denen müsveddede alenen ortada. hind alt kıtasında sahte peygamberlere karşı mücadele etmiş ve islamı tekrar tevhid çizgisine sünnet çizgisine çekerek islamı yeniden dirilten o zatı siz tanısanız gce gündüz ona dua eder fatihalar okurdunuz arkasından.

bir kimselere karşı kininiz sizi islamın aziz önderlerine çirkin bir şekilde dil uzatmaya sevketmesi artık zülfü yare dokunulmaya başlandığını gösterir. daha olumsuz yorumlara dahi tahammülü olmayan kimseler kim oluyor da böyle bir zatı ağzına alıyorlar çok yazık. bu kadarını da beklemiyorduk.

Avatar
ALİ 1 ay önce

si̇zi̇nde önderi̇ni̇z hayretti̇n karaman gi̇bi̇ yarim ali̇m olunca söz bi̇ter si̇zde sapitirsiniz

Misafir Avatar
hakan41 1 ay önce @ALİ

hayrettin karaman yarım alim de sen tam alim misin? şunu unutma cahilin sofusu şeytanın maskarasıdır.

Beğenmedim! (18)
Avatar
İmamı rabbani evladı 1 ay önce

Sen kim oluyorsun da 28. Batından Hz. Ömer Efendimizin torunu olan bi insana dil uzatıyorsun. Yatacak yerin yok. Allah afvetsin demiyorum Allah ıslah eylesin sizleri.

Avatar
imam 1 ay önce

Süleymancıları yanlıs yolda diye imamı rabbani gibi bir zata hakaret etmeyi bu siteye hiç yakıştıramadım. Yaptıgınız şuna cok benziyor gunumuzun alevileri yanlış yolda diye hz aliye hakaret etmek gibi.

Misafir Avatar
imama cevap 4 hafta önce @imam

süleymanlıların yanlış yolda olmadığını cümle alem biliyor.bi tek sen ve senin gibiler anlayamadı

Beğenmedim! (2)

banner205