banner222

İmamı Rabbani'nin ' ruhlar hakkındaki' hezeyanı
banner221
MAHMUT DENİZ / öZEL
DiNiHABERLER.COM



İmamı Rabbani bu mektubu Şeyh Muhammedin oğlu Şeyh Abdülmecîde yazıyor.İmamı Rabbani’nin mektup yazdığı kişilerin tamamı kendisi gibi tarikat erbabı.

Dünyada sadece kendileri var ve kendileri dışında kimse yok ya da olmamalı görüşündeler.
 Mektupların şeyhler dışında başkasına yazılmadığı görülüyor.

İMAMI RABBANİ, ALLAH’IN BİLGİ VERMEDİĞİ RUH KONUSUNU AÇIKLIYOR

İmamı Rabbani bu mektubunda, “Rûhun nefse niçin bağlanmış olduğu, Ruhun yükselmelerini, inmelerini, cesedin ve rûhunFenâ ve Bekâlarını ve Da’vetmakâmını” anlatıyor.

Her zaman olduğu gibi konu ile ilgili İmamı Rabbani’nin kendi görüşleri dışında hiçbir ayet ve hadis bulunmuyor.

İmamı Rabbani diyor ki, “Nûr bedenden yüz çevirip, mukaddes olan sevgilinin şühûduna dalarsa, ona bağlanırsa, karanlık bedeni de, o mukaddes makâma sürükler. Buraya olan sevgisi, karanlık bedene olan bağlılığını unutturacak kadar çoğalırsa, beden de onun nûrları ile aydınlanır. Nûrlarınmüşâhedesinde kendini unutur. Matlûbun (Allah’ın)huzûruna perdesiz olarak kavuşur. İnsan, şimdi hem cesedin, hem rûhunfenâsına kavuşmakla şereflenir. Bu fenâdan sonra, bu şühûd ile bekâ hâsıl olursa, fenâ ve bekâtamâmlanmış olur. Velî ismini almak hakkı olur. Velâyet derecesine kavuşunca, iki şeyden biri olur: Yâ, tam şühûda dalar, kendini hep unutur. Yâhut, insanları Hak Teâlâ'ya çağırmak için geri döner.Yâhut, insanları Hak Teâlâ'ya çağırmak için geri döner. Geri döndükten sonra, bâtını Allahu Teâlâ ile,zâhiri insanlar ile olur. Bu zamânnûr, kendisine karışmış olan zulmetten kurtulur. Matlûbuna, ya’nî Hak Teâlâ'ya döner. (Ashâb-ı yemîn)den olur.”

ALLAH GÖRÜLMEYECEĞİNİ BEYAN EDERKEN İMAMI RABBANİ GÖRÜLEBİLECEĞİNİ İDDİA İLE ALLAH’I YALANCI ÇIKARMANIN DERDİNE DÜŞÜYOR

* Tasavvuf ehlinin Allah’ı görme hali “matlup, sevgili, tevhidi şuhud, tevhidi vücud” olarak dillendirilir. Her ne kadar açık açık Allah’ı görmekten söz edemiyorlarsa da arkasına sığındıkları bu kelimelerin tamamı Allah’ı ve görülmesini ifade eder.
 
* Allah’ın ahirette dahi görülmesi tartışmalıdır. Bu konu gaybi bir konudur. Kur’an’da tevil edilen ayetlerde müteşabihat ifade eder. Bırakın Allah’ın görülmesini cennetin dahi nasıl kazanılacağı Kur’an’da “ibadet, cihat, ana baba hakkı, kafirlere benzememe, Müslümanlarla hem hal olma, fitne çıkarmama…” gibi hükümlere muhatap olup yerine getirmekle mümkünken tasavvuf erbabı gündelik ibadetin yanına kattıkları rabıta ve zikirle Allah’ı görebileceklerini iddia etmeleri büyük bir çelişkidir.
 
* Allah dünyada kendisinin görülemeyeceğini Hz. Musa (as)’ın talebini reddederek örneklendirir. Allah’ın seçip beğendiği peygamberi Allah’ı göremezken İmamı Rabbani öyle bir tarif yapıyor ki gerçekte Allah’ı görmüşçesine bir tariftir bu anlatılanlar...

Oysa Allah kendisinin dünyada iken görülemeyeceğini açık ve kesin bir şekilde Hz. Musa örneği ile beyan eder:

“Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. "Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım sana." dedi. Rabbi ona buyurdu ki; "Beni katiyyen göremezsin ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin." Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, "Sen sübhansın", "tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim," dedi." (Araf Suresi, 143.ayet)

Belki burada birileri cezbe ve süluk halinde dünya gözü kalmıyor o nedenle süluk eden görür diyebilir. Bu da haşa Hz. Musa ve diğer peygamberleri ahmak yerine koymak kendini akıllı görmektir.

Ayrıca “Göremezsin” diyen Allah’ı aldatıp, “Sen her ne kadar göremezsin dedinse de bak biz seni görüyoruz” demektir ki bu, Allah’la dalga geçmektir.
 
TASAVVUF ERBABININ DÜNYADAN KOPUK HALİNİ, ALLAH RESULÜ YASAKLAMAKTADIR
 
* Tevhidi şuhuda eren kulun dönmesi durumunda zihninin Allah, görüntüsünün ise insanlarla birlik olacağını söyleyen İmamı Rabbani bu aşamada kişinin Ashabı yeminden olacağını belirtmekle yalan söylemektedir. Çünkü Allah Resulüne bir ara sabahe münafık oldukları düşüncesiyle gelirler. Resulallah ile birlikte iken farklı Resulullah (as)den ayrıldıktan sonra farklı olduklarını söyleyip serzenişte bulunurlar. Resulullah (as) kendilerine, “Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim, eğer siz, benim yanımda bulunduğunuz hali devam ettirip hep zikirle meşgul olsaydınız, melekler yattığınız yataklarda, yürüdüğünüz yollarda sizinle tokalaşırdı. Fakat ey Hanzala, bir saatinizi ibadete, bir saatinizi dünya işlerine ayırınız.”deyip kendilerini teskin eder.
 
TASAVVUF ERBABI SUYA SABUNA KARIŞMAYAN MÜRİTLERİYLE EHLİ KÜFRE HİZMET EDİYOR
 
Demek ki insanların bırakın Allah’ı görmesini melekleri dahi görecek derece de Allah Resulü’nün huzurunda bulunduğu manevi hali devam ettirmesinin mümkün olmadığını Allah Resulü belirtmektedir. Bu hali yaşama imkanı olmadığı gibi Allah Resulü, insanların tasavvuf ehlinin bu şekilde bir hal içine girmelerini yasaklayıp dünya ve ahirete eşit zaman ayırmalarını tavsiye etmiştir.
 
Tasavvuf erbabının Allah Resulü’nün ikazına rağmen içinde bulunduğu bu durum peşlerine taktıkları Müslümanları ümmetten koparmak, cihat ve “emri bil maruf neyhianilmünker” görevinden alıkoyarak etkisizleştirme çalışmasıdır.
 
İSLAM’DA VELİ DENEN DİN ADAMI SINIF BULUNMAMAKTADIR
 

* İmamı Rabbani, “fenâdan sonra, bu şühûd ile bekâ hâsıl olursa, fenâ ve bekâtamâmlanmış olur. Velî ismini almak hakkı olur” demektedir. Ne Kur’an’da ne de Allah Resulü’nün sünnetinde bu şekilde bir veli tanımı bulunmamaktadır. Veli, Kur’an’da Allah’ın tekliflerini yerine getirenlere yönelik olarak “dost” anlamında kullanılan bir kelimedir. Allah’ın emir ve nehiylerini yapan herkes bu anlamda Allah’ın velisidir. Tasavvuf erbabının tanımladığı ve yakıştırdığı şekilde bir velilik makamı İslam’da yoktur.

İşin gerçeği buradan hareketle bir sömürü sektörü, ticaret sektörü oluşturulmak istenmektedir. Adeta, “Bize geldiğiniz ve yaptığımız tavsiyeye uygun davrandığınız taktirde veli olmanız ya da onların şefaatına nail olmanız mümkün.” denilerek ticaretin ötesinde imtiyazlı bir konum elde etmek istemektedirler. Bu hal zamanla kitleselleşmekte ve normal toplumsal bir anlayışa dönüşerek meşrulaştırılmaktadır. Oysa Kur’an ve sünnette asla insanlar sömürülmez.

İmamı Rabbani mektubuna devamla diyor ki, “Nefs hulâsadır, topluluktur dedik. His organları ve hareket organları ve kuvvetleri, nefsin tafsilidir, açıkta bulunan parçalarıdır, dedik. Çünkü nefsin etten olan kalbe yani yüreğe bağlılığı vardır. Yüreğin de, (Hakîkat-i câmi’a-i kalbiyye), yani kısaca kalp veya gönül denilen latifeye bağlılığı vardır. Yürek, gönle olan bu bağlılığı sebebi ile ruha da bağlanmış olur. Ruhtan gelen feyizler, bu bağlılıklar vâsıtası ile nefse gelir. Sonra nefisten organlara ve kuvvetlere yayılır. Bunlar nefsde hulâsa olarak mevcûttur. Bu anlaşılınca, Evliyânın iki kısmının başka oldukları anlaşılmış olur. Birincileri, sekrsâhibleridir, ya’nîşü’ûrsuzdurlar. İkincileri sahvsâhibleridir. Ya’nîşü’ûrludurlar. Birincileri dahâ şerefli, ikincileri ise, dahâ üstündür. Birincilerin hâli Evliyâlığa uygundur. İkincilerin hâli Peygamberliğe uygundur. Allahu Teâlâ, bizleri Evliyânınkerâmetlerine kavuşmakla şereflendirsin ve Enbiyâya “salavâtüllahiteâlâ ve selâmühüalânebiyyinâ ve aleyhim ve alâcemî’imelâiketilmukarrebinvel’ibâdissâlihîn ilâ yevmiddîn” tam uymakla yükseltsin!”

ALLAH RUH HAKKINDA BİLGİ VERMEZKEN İMAMI RABBANİ UYDURDUĞU AYRINTILI BİLGİLERLE ALLAH’A KAFA TUTUYOR

* Kur’an’da ruh kelimesi yirmiden fazla yerde geçer. Ruh kelimesi kullanıldığı yere göre, “Cebrail, vahiy ve insana canlılıkla beraber diğer canlılardan insani olma özellikleri taşıyan öz, cevher” gibi anlamlarda kullanılır. Bu meyanda Allah; “Resülüm! Sana ruhtan sorarlar. Onlara de ki: “Ruh Rabbimin emrindendir. Size ilimden pek az bir şey verilmiştir.” (İsra Suresi, 85.ayet) demekle Ruh hakkında kapsamlı bir bilginin insanlara verilmediğini beyan etmektedir. Kur’an’ın bir mucizesidir ki Peygamberimizin vefatının üzerinden 1400 küsur yıl geçmesine rağmen Ruh hakkında insanlık Kur’an’ın beyanı dışında bir bilgiye sahip olamamıştır.
 
İmamı Rabbani’nin Allah’ın apaçık beyanına rağmen ruh hakkında bilgi vermesi patavatsızlıktır, haddini aşmaktır. Aynı zamanda bilgi verilmeyen ve verilmeyeceği bildirilen bir konuda Allah adına konuşmakla Allah’a iftira atmaktır.
 
İMAMI RABBANİ EVLİYALARI PEYGAMBERLERDEN DAHA ŞEREFLİ İLAN EDİYOR

 

* Evliyalığı şuurlu (sarhoşluktan çıkmış) ve şuursuz (sarhoş) olarak ikiye ayıran İmamı Rabbani, şuursuz olanı evliya, şuur halinde bulunanı ise peygamberlik makamına layık olarak tanımlıyor. Sonrada güya fena makamının cilvesi içinde sarhoş olup kalan evliyayı peygamberden üstün kılıp en şerefli diyerek yüceltiyor. Peygamberi ise ayıp olmasın deyip mecburen en üstünlük payesi ile taltif ediyor.
 
Oysa Allah, şeref sıralamasını Kur’an’da şu şekilde beyan eder, “Hâlbuki asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve mü’minlerindir. Fakat münafıklar (bunu) bilmezler.” (Münafikun Suresi, 8.ayet) Eğer evliyaların bir şerefinden söz edilecekse sıralama olarak evliyaların yeri bu ayete göre mü’minlerin bulunduğu kısımdır, peygamberlerin üstü değildir.
 
Kur’an’a aykırı da olsa her bulduğu hadisin ölümüne sahiplenen İmamı Rabbani ve yolundan gidenler maalesef ayetin apaçık hükmüne rağmen evliyalara “en şerefli” payesi verip peygamberin önüne geçirebilmektedirler.
 
Mektubatınbirçok yerinde ustaca bir şekilde peygamberlerle evliyalar karşı karşıya getirilir. Ve birbirlerine kıyas edilirler. Öylesine ustaca bir kıyastır ki bu, bugün tarikat erbabının bir çoğu evliya ile peygamberler arasında kararsız kalmakta hatta bazen evliyanın vahiy almamasına rağmen gaipten verdiği ayrıntılı bilgi karşısında peygamberlerden üstün olduğu gibi bir kanıya ulaşabilmektedir.
 
BİR KİMSENİN KÜFÜRLE YAPTIĞI MÜCADELE O KİMSENİN YANLIŞLARINI MÜBAH GÖRMEMİZİ GEREKTİRMEZ

Dinleri birleştirme adına hareket eden ama bunda muvaffak olamayan alkolik Ekber Şah ile mücadelesini kutsallaştırıp İmamı Rabbani’yiehli sünnetin kalesi olarak sunmaya çalışanlar bir şeyi kaçırdıklarının farkında değiller. Bir kimsenin küfürle mücadelesi onun yanlışlarını kutsallaştırmayı gerektirmez. Ya da bir kimsenin küfürle mücadelesi o kimsenin yanlışlarını görmezden gelmemize neden olamaz.

Ekber Şah kadar bu gün dünyanın dört bir tarafında İslam’ı asimile etmek isteyen birçok unsur bulunuyor. Lakin küfürle mücadele hiçbir İslam aliminin yanlış yapmasına vize vermediği gibi Müslümanlar tüm iyi niyetine rağmen Fetullah Gülen haininde olduğu gibi asla bu tür sahtekarlara geçit vermemişlerdir.

İslam yoluna girmek kadar o yolda ilerlemekte marifettir. Ne yazık ki İmamı Rabbani ya içinde bulunduğu tarikat yolunun yanlışları ile yanlışlarına devam etti. Ya da tarikat yolunu kullanarak karşısına aldığı Ekber Şah üzerinden meşruiyyet kazanmaya kalktı.

Her iki durumda da mektubat ve yazmış olduğu eserlerin tamamı Allah’ın gaybi olarak insanlara beyan etmediği konular üzerinde bilgiler vermektedir. Bu haliyle İmamı Rabbani Allah’ın koyduğu sınırı aşmaktatır. Allah’ın koyduğu sınırı aşanların tamamı ümmeti tefrikaya boğmaktan başka bir şey yapmadığı tecrübe ile sabittir. Peki İmamı Rabbani bu kadar saçmalıkları yazarken bunu bir de Allah katından aldığını beyan etmektedir. Bunun nedeni ise tüm İslam düşmanlarının İslam kisvesi altında ümmeti tefrikaya atma çabasıdır. Bu konuda Allah, “Doğrusu şeytanlar, sizinle mücadele etmek için, kendi dostlarına mutlaka telkinde bulunurlar (Vahiy indirirler, telkin ederler, fısıldarlar). Ey müminler! Eğer siz onlara itaat ederseniz, muhakkak siz de Allah’a ortak koşanlar olursunuz.” (En’am Suresi, 121.ayet) buyuruyor.

Yine Allah, koyduğu sınırları İmamı Rabbani gibi aşanları, “Artık, Allah’a karşı yalan uydurandan veya O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kimdir? Şüphe yok ki (böyle) suçlular asla kurtuluşa ermezler.” (Yunus Suresi, 17.ayet) diyerek tehdit eder.
 

 
 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ehli insaf 3 ay önce

doğruların yanlışların anlaşılabilmesi, toplumun aydınlatılabilmesi için artık tüm fikirlerin kurana sünnete ters olup olmadığı konusunda dürüstçe, cesurca görüşler ortaya konulmalıdır. dini haberleri tebrik ediyorum. yapılan tasavvuf, cemaat düşmanlığı değil. risalei nurların, tasavvufi eserlerin, vs. tüm eserlerin ilim ehlince kuran sünnet süzgecinden geçirilmesi zaruridir.

Avatar
İlmi yorum 3 ay önce

Bu mektupların bir çoğu velilere yazılmıştır.Sizler gibi avam tabakası anlayamaz. İmam Rabbânî bütün velilere göre büyük bir evliyadır. Ayrıca tüm Nakşibendi grupların silsile halkasındadır. Böylece sizin niyetiniz tüm hak tarikatleri hedef almaktır. Bu haber kasıtlıdır.Insanlar gerçekleri bilsinler yorumları yayınlamaktan korkmayın. Saygılarımla

Avatar
faruk 3 ay önce

Anlaşılan imam rabbani çok büyük yanlışlara sahip sapık birisi hadi bu doğru peki merak ettiğim bu güne kadar 400 küsur yıl içinde bi siz mi keşfettiniz bunu başka akıllı bi tane mi adam çıkmadı tabi imam rabbani gidince aynı tasavvuf i görüşe sahip yunus emre mevlana ahmed yesevi gibi milli değer kabul ettiklerimiz ve bunun dışında bütün tasavvufi hocalar tarih boyunca aslında sapikmis hmm ilginç

Avatar
Ertuğrul 3 ay önce

Dini haberler adı altında ehli sünnet inancına sahip ve ehli sünnet inancını savunan alimlerine dil uzatmak sizin ne haddinize şarlatanlar.sizler bu kisve altında çalışan misyonermisiniz !

____ADMİNİN YORUMU___ ALLAH AKIL FİKİR VERSİN SANA SIĞIR ÇOBANI..

Misafir Avatar
akif bayram 3 ay önce @Ertuğrul

admin. niye insanlara hakaret ediyorsun. bir insana sığır demek hakkını nereden buluyorsun. çok ayıp. arkadaş görüşünü bildirmiş. yani hiç yakışmadı...

Beğenmedim! (14)
Avatar
Garip 3 ay önce

kendisi vefat etmiş ve artık cevap veremeyecek olana laf atmak kolay. her zaman haklı olursunuz.

Avatar
imm 3 ay önce

seni cübbeli hocaya şikayet ettim senin hakkından o gelir... oh olsun :d :d :d

Avatar
Davut 2 3 ay önce

MEKTUBAT

Kelâm ve fıkıh bilgilerini, tasavvufun mârifetlerini açıklayan uçsuz bir deryâ gibi eşsiz bir eserdir. Mektubat farklı kişiler tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.

Mektubat adlı eser şeriat, tarikat ve marifet den bahseder.

“Her bid’at bir sünneti ortadan kaldırmaktır” buyuran İmam-ı Rabbani Hz.leri bu yüzden Mektubat isimli eserinde Akaid ilimlerine ve Kur’an ve sünnet kaynaklı tarikat-i aliye usullerini ve merhalelerinden bahsetmiştir. Sapık mezhepler ve yanlış görüşler beyan edenlere karşı reddiyeleri yine Mektubat eserinde dikkatleri çeken konuların başında gelir.

Mektubat isimli eser o kadar ilim barındıran eserdir ki, onu dikkatli okuyan nice ilimlere ulaştığını müşahede eder. Mektubat isimli eser adı üstünde mektuptur. İmam-ı Rabbani Hz.leri farklı zamanlarda farklı kişilere bu mektupları yazmıştır. Bazen üstadına yazmış bazen, halifelerine yazmış bazen müridlerine yazmıştır. Herkesin makamına göre değişik makamlardan bahsetmiştir. Bu makamlardan bi haber olanların bazı bölümleri anlamaması normaldir.

Eserlerinde, derin bir iman ve Kuran ahlakı anlatılmakta, Ehl-i sünnetin üzerinde hassasiyetle durulmaktadır. Allah'ın varlığını, birliğini, sıfatlarını, ihlası, ruhu, şeytanla ve nefsle olan cihadı ve Allah'a samimi olarak nasıl yakınlaşabileceğini, Peygamberlere ve dört halifeye uymaya çalışmanın gerekliliği, ashabdan hiç birine dil uzatılmaması gerektiğini anlatmaktadır. Müminlerin kendi içinde bölünmüş olduğunu, ancak sadece Ehl-i sünnete uyanların kurtulacağını bildirmiştir. Birlik olunması ve Müslümanlığın yayılması gerekliliğini üzerinde hassasiyetle durmuştur.

Avatar
Mahmud 3 ay önce

Ne büyüksün ey imam ki 400 sene sonra bile nasibsiz münkirlerin var...

ADMİNİN YORUMU - DİN BU KADAR BASİT HA. DEMEK 400 SENE SONRA BİRİNİN ELEŞTİRİLMESİ O İNSANIN BÜYÜKLÜĞÜNÜN ALAMETİ ÖYLE Mİ? SENİN MANTIĞINLA EBU CEHİL 1400, FİRAVUN 10 BİN YILDIR ELEŞTİRİLDİĞİNE GÖRE ÇOOOK BÖYÜK ADAMLAR ÖLMALI. SİZİN ÇİRKEFLİĞİNİZDEN KİMSE DOKUNAMAMIŞ OLMASIN SAKIN İMAMI RABANİYE.

banner220