İslam İtikadını Bilmiyen İmamı Rabbani!

Bu güne kadar yayımladığımız yazılarda ve devamı yazılarda da çok net görülecektir ki İmamı Rabbani söyledikleri gibi ehli sünnetin kalesi bir müceddid değil tam aksine İslam’ı içerden yıkan bir kişidir.

İslam İtikadını Bilmiyen İmamı Rabbani!

Bu güne kadar yayımladığımız yazılarda ve devamı yazılarda da çok net görülecektir ki İmamı Rabbani söyledikleri gibi ehli sünnetin kalesi bir müceddid değil tam aksine İslam’ı içerden yıkan bir kişidir.

06 Mart 2017 Pazartesi 01:13
İslam İtikadını Bilmiyen İmamı Rabbani!

Mahmut Deniz / Özel
DiNiHABERLER.COM

İmamı Rabbani yazımızla ilgili olarak bazı çevrelerin özellikle İmamı Rabbani'nin peşine düşüp ona övgüler düzenlerin pek hoşuna gitmediğini biliyoruz.

Yazılarımıza yapılan küfür ve hakaretler dışında bu güne kadar bir eleştiri veya reddiye gelmedi. Gelmesi de mümkün değil zaten.

Biliyoruz ki İmamı Rabbani'nin peşine takılanlar onu okumadan veya sorgulamadan bu güne kadar aktarılageldiği gibi bir önceki nesilden alıp kendileri de bir sonraki nesile aktırıyorlar.

Bir çok kimsenin lider ve örnek konumda olup karizmalarının çizildiği düşüncesiyle tabanlarına gerçeği söylemek yerine dinihaberleri karalama yolunu tercih ettiklerini elbette biliyoruz. Eğer bu kimseler gerçekten mü'minler ve gerçekten Allah'a iman ediyorlarsa kendilerine mü'min kardeşleri olarak hatırlatmamız o ki Allah'ın dinini savunmalarıdır.

İmamı Rabbani'nin hezeyanlarını değil...

Açıkça kendilerinden bizim yazılarımızla ilgili olarak cevap vermelerini bekleyenlere, "Biz yanılmışız. Bu konuda dini haberler haklı! Sizin vebalinizi de yüklenmek istemeyiz. Allah'tan korkarız sizi oyalamaktan ve kandırmaktan dolayı..." demeleri doğru olan en uygun seçenektir.

İmamı Rabbani'yi savunan dostlarımızın kişisel sitemden öte ellerini vicdanlarına koyarak İmamı Rabbani'nin yayınladığımız söylemlerini en çok sitem ettikleri bir alimin, kişinin etmesi durumunda verecekleri tepkiyi düşünerek hareket etmeleridir.

Bu günkü yazımız, 251. Mektupta İmamı Rabbani’nin nasıl kelime oyunları ile şuur altına girerek Peygamberlik makamını küçümsediği, ilim ehlini aşağıladığı, Hz. Ali’yi yüceltip kendisini peygamber seviyesine çıkardığı ve dünyadaki görselliklerden yola çıkarak cenneti papazlarda olduğu gibi şekillendirip pazarladığını gözler önüne serecektir.

İMAMI RABBANİ PEYGAMBER OLDUĞUNU İDDİA EDİYOR

Mektuplar satır satır, kelime kelime incelendiğinde anlaşılacaktır ki bu eser tamamıyla Kur’an ve sünnetin hilafına ehli sünnetin kalesi olmaktan öte ehli sünnete savaş açmış içerden/temelden kaleyi çökertmek için sinsice yazılmış bir kitaptır. 

Okurlarımız "Olur mu böyle şey! Nerede böyle peygamberlik iddiası?" tepkisi verebilirler. Yukarıda yaptığımız hatırlatmayı tekrar kendilerine hatırlatırız ki "Bu sözleri kızdıkları bir hoca/alim/müftü vesaire yapsa ne diyeceklerdi?"

Bir kimsenin peygamberliğini iddia etmesi ile peygamber olduğunu iddia etmeden Allah'tan vahiy alıyormuşçasına bilgi vermesi arasında bir fark yoktur. "Ben hırsızım" demekle çaldığını kabullenmeden başkasının malını izinsiz almak aynı kapıya çıkar. 

Mektup ilginç bir cümle ile başlıyor. “Birkaç şaşılacak bilgi ve işitilmemiş gizli şeyler ve Cenâb-ı Hakkın ihsân ettiği hoş şeyleri bildireceğim.”

Kimsenin işitmediği, gizli bilgiler vahiy ile bilinebilecek bilgilerdir. Zaten bu bilgiyi teyit edercesine İmamı Rabbani cümlenin gerisini getiriyor. “Cenab-ı Hakkın ihsan ettiği hoş şeyleri bildireceğim.”

Allah’ü Teala’dan hoş şeyler bildirmek Cebrail (as) vasıtasıyla sadece Peygamberlere bildirilen özel bir bilgi türü yani vahiy bilgisidir. Yani burada İmamı Rabbani kendine vahiy geldiğini belirtmektedir. Yazının ilerleyen bölümlerinde bunu daha açık bir şekilde ifade edecektir.

Allah ile dalga geçip okuyucuları da aptal yerine koyarcasına İmamı Rabbani o eşsiz ve gizli bilgiyi açıklıyor:

“Bunların çoğu, Şeyhayn'ın [ya’nî, hazret-i EbûBekr ile hazret-i Ömerin] ve hazret-i Osmân-ı Zinnûreyn'in ve Allahınarslanı hazret-i Alînin üstünlüklerini ve yüksekliklerini göstermektedir. Kısa anlayışıma göre yazıyorum. Dikkatle dinleyiniz! Hazret-i EbûBekr-i Sıddîk ve hazret-i Ömer-ülFârûk Muhammed aleyhisselâmın yüksekliklerine ve Velâyet-i Mustafâvî'nin derecelerine kavuştukları gibi, velâyet bakımından, hazret-i İbrâhîmaleyhisselâma ve insanları dîne çağırmak bakımından da, Mûsâ aleyhisselâma bağlıdırlar…”

Konu din ise hele bir de konu gaybi bir konu ise bu konuda söz sahibi Allah’tır. İmamı Rabbani dört halifenin üstünlüklerini hayatındaki başarıları ile değil kimsenin görme bilme imkanı olmayan fizik ötesi alemdekiPeygamberlerle kıyasen anlatıyor.

Bir insanın diğer bir insana hele peygamberlere olan yakınlığı veya üstünlüğünden söz edilecekse burada vahyi bilgi devreye girer ki bu bilgiyi bize ancak Peygamberler bildirebilir.

Çünkü insanların birbirine olan üstünlükleri ayette takva ile değerlendirilir ve kimin takvaca üstün veya aşağı olduğu ise Allah’ın bilgisi dahilindedir.

“Allah’ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvada en ileri olandır.” (Hucurat, 13)

Yine bazı ayetlerde Peygamberlerin birbirine olan üstünlüklerinden söz edilirken bazı ayetlerde de Peygamberlerden örnekle tüm alemlere üstün kılındıklarından söz edilir.

“O peygamberlerden bazısını bazısına üstün ettik.” (Bakara, 253)

“İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut´u da (hidayete erdirdik). Hepsini âlemlere üstün kıldık.” (En’am, 86)

İnsanların Allah katındaki durumu takva ile değerlendirilirken insanların Peygamberlere kıyasen derecelendirilmesi ile ilgili hiçbir ayet bulunmamaktadır.

İmamı Rabbani burada haddini aşıp gaybi alemden haberle Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Ali’yi devamında da Hz. Osman’ı Peygamberlerle kıyas edip Peygamberlik makamına yükseltiyor.

PEYGAMBERİN EMANETÇLİĞİ OLAN VELAYET, ŞİA’YA AİT BİR KAVRAMDIR

Öncelikle burada şunu belirtelim ki Kur’an’da VELİ kelimesi, tarikatçıların anladığı anlamda “öyle özel çalışmalarla, keşiflerle bir yerlere ulaşan, özel güç ve gaybe dahi müttali olabilen bir makam sahibi” olarak tarif edilmez. Kur’an’da VELİ, “dost, yardımcı, sahip” anlamında kullanılır. Her Müslüman Allah’ın dostudur. Allah’da iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır. Allah’ın dostlarının birbirine olan derecesi ise ayette belirtildiği gibi takvaya bağlı olarak farklılaşır.

Veli kelimesinin anlamını bilmeyen okuyucu bu tip eserleri okurken Şia’dan tasavvuf yoluyla literatürümüze bulaşan velayet kavramını İslam’dan bilip aldanır ve ağzı açık bir şekilde hayretle yazıları okur.

İMAMI RABBANİ PEYGAMBERLERE İFTİRA ATIYOR

İmamı Rabbani devam ediyor mektubuna: “Hazret-i Îsâ, rûhullahtır ve kelimetullahtır. Bunun için kendisinde velâyet yüzü, Peygamberlik yüzünden dahâ kuvvetlidir. Hazret-i Alî de, Ona bağlı olduğu için, Onda da, velâyet yüzü dahâ kuvvetlidir. ”

İmamı Rabbani Peygamberlerin velilik yönünün peygamberlik yönünden daha kuvvetli olduğunu iddia ediyor. Ardından da Peygamberlerin velayetinden Hz. Ali’ye pay çıkarıp oradan da kendisi gibi şarlatanlara pay çıkarmaya kalkıyor. Oysa Allah, Kur’an’da Peygamberlerin veli yönü ile Peygamberlik yönünü kıyaslama türünden bir kıyasa asla girmez.

İmamı Rabbani’nin burada dünyevi hasletlerden yola çıkarak dört halifenin meziyetlerini ve birbirlerine olan üstünlüklerinden söz etse kendisine ancak saygı duyulurdu. Lakin burada gaybi bir konudan Allah’tan vahiy almışçasına söz etmektedir ki bu hal şu ayetler kapsamına girer:

“Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar.” (Hadid, 27)

“Onlardan öyle bir gurup daha vardır ki, söyledikleri Allah'ın kitabından olmadığı halde ondan olduğunu sanasınız diye, dilleriyle kitabı çarpıtırlar. Ve Allah'tan olmadığı halde bu Allah'tandır derler. Böylece bile bile Allah'a karşı yalan uydururlar.” (Ali İmran, 78)

İMAMI RABBANİ’DEKİ ŞİA VE HRİSTİYAN KÜLTÜRÜ

İmamı Rabbani’nin Şiaca yüceltilen Hz. Ali’yi Hristiyanlarca geleceğine inanılan Hz. İsa’ya kıyas etmesi de tesadüf olamaz. Dikkat edilecek olursa İmamı Rabbani’nin izinden giden tüm tasavvuf ekolü Hz. İsa’yı beklemektedir.

“Geleceği haber verilmiş olan hazret-i Mehdînin rabbi de, ilim sıfatıdır. Bu da, hazret-i Alî gibi Îsâaleyhisselâma bağlıdır. Sanki,Îsâaleyhisselâmın iki ayağından biri, hazret-i Alînin başı üzerinde, ikinci ayağı hazret-i Mehdînin başı üzerindedir.”

İmamı Rabbani’nin bu satırlarda oluşturduğu teslise/üçlemeye iyi dikkat etmek gerekir. 1- Hz. İsa, (Baba Tanrı) 2- Hz. Ali (oğul Tanrı) ve 3- Hz. Mehdi (Ruhu’l-Kudüs Cebrail benzeri beklenen manevi şahıs)

“Hazret-i Alî, Muhammed aleyhisselâmın velâyeti yükünü taşıdığı için, Evliyâ yollarının çoğu Ona bağlıdır. Velâyetin yüksek derecelerine kavuşmuş olan ve insanlar arasına karışmayan Evliyânın çoğuna, hazret-i Alînin yüksekliği, hazret-i Ebû Bekir'le hazret-i Ömer'in yüksekliklerinden dahâ çok bildirildi. Eğer, Ehl-i sünnet âlimleri, bu ikisinin hazret-i Alîdendahâ üstün olduğunu sözbirliği ile bildirmemiş olsalardı bu Evliyânın çoğu hazret-i Alînindahâ üstün olduğunu bildirirlerdi.”

İmamı Rabbani burada Peygamberlerin olmayan velayet yükünden söz etmektedir. Kur’an ve Sünnette Velayet gibi bir kavram ve tanımlama yoktur. Velayet Şia’nın uydurduğu bir tanımdır ve Şii ıstılahıdır.

Allah Resulü’nün bıraktığı emaneti tüm Müslümanlar kendi kabiliyetleri oranında yüklenmiş ve üzerlerine düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirmişken İmamı Rabbani burada Hz. Ali’yi Hz. Peygamberin velayet yükünü yüklenen şahıs yapması dikkat çekicidir.

VAHİY ALAN EVLİYALAR

Hz. Ali’nin Peygamberimizin olmayan velayet yükünü yüklendiğine dair ayet ve hadis yokken bununla da yetinmeyen İmamı Rabbani, Evliyanın çoğuna Hz. Ali’nin yüksekliğinin Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’den yüksek olduğunun bildirildiğinden söz etmektedir. Yani Evliyalar dediği şeyh/mürşitler de peygamberler gibi vahiy alma istidadında olmuş bulundukları için onlara bir şekilde bu durum bildirilmiş oluyor.

Aslında tüm evliyalar aynı şeyi göreceklermiş. Sanki Ehli sünnet alimleri hata edip Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’in Hz. Ali’ye üstünlüklerinden söz etmiş olmasalarmış tüm Evliyalara bu şekilde Hz. Ali’nin üstünlüğü bildirilirmiş.

Oysa hiçbir zaman Sünni alimler dört halifenin birbirine olan üstünlüklerini ele alıp incelemiş değildir. Şia’ya tenkit olarak bazı tarihçiler halifeliğe müstehak olma noktasında sıralamanın tarihi gerçekliğini izah etmişlerse de asla manevi anlamda dört halifenin birbirine olan üstünlüklerine girmiş değillerdir.

Yine burada İmamı Rabbani gibi şeyh müsveddelerinin tanımladığı ve anladığı anlamda Kur’an ve Sünnette “EVLİYA” payesi ile isimlendirilen bir sınıfın olmadığını hatırlatmak isteriz.  Evliya, veli kelimesinin çoğulu olup Kur’an’da “dost, yakın, sahip…” gibi anlamlarda kullanılmaktadır.

(Yazı, 251. Mektubta İmamı Rabbani’nin kendisinin Peygamberlik makamına yükseltildiği ve Peygamberlikten paye verilmesi ile devam edecek…)

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.