Genel anlamda imam, önder, lider, reis, başkan vb anlamlara gelir. Camide görevli imamlara ise Araplar, “imamu’l- mescid” derler. Ülkemizde imam denilince akla, camilerde din hizmeti veren ve namaz kıldıran Diyanet personeli gelir. 
 
Fıkıh kitaplarında imam olacak kişide aranan vasıflar maddeler halinde zikredilmiştir:  

İmamın; ilmi olmalı, hafız olmalı, sesi güzel olmalı, sağlıklı olmalı, Kur’an-ı güzel okumalı, yüzü güzel olmalı denilir. Hatta hanımı güzel olmalı şeklinde bir şart da ileri sürülmüştür. Bu maddeleri okuyanın hemen “hanımı güzel olmalı” şartı dikkatini çeker ve bazıları “Ne alakası var?” diye sorar. Sanırım bu son şartı ileri sürenler şunu amaçlıyorlar: Hanımı güzel olanın gözü ve gönlü tok olur, gözü dışarı kaymaz. 

 
Diyanet İşleri Başkanlığı, din hizmetleri sınıfında görev alacak olanlarda bulunması gereken şartlar arasında ortak nitelik olarak şu madde zikredilir: “İslam ahlakına uyduğu çevresince biliniyor olmak”  El hak isabetli bir hüküm. İslam dinini insanlara anlatmakla görevli bir hoca efendinin öncelikle kendisinin İslam’ı yaşıyor olması gerekir, aksi halde imamın cemaati nezdinde hiçbir etkinliği ve itibarı olmaz. 
 
Ben de bu yazımda fakihlerimizin ve atama yönetmeliği hazırlayan amirlerimizin koyduğu şarlar üzerine tavsiye niteliğinde, olması ve olmaması gereken üçer madde zikretmek istiyorum: 
 
Bir imamın mutlaka sahip olması gereken üç vasıf: 
1-Mesleki bilgi ve hikmetli yorum melekesi.
2-Dava bilinci
3-İhlas ve samimiyet. 
 
1-Mesleki bilgi ve bilginin hikmetli yorumu, imamın en temel ve yegane sermayesidir. Bu sermaye okudukça ve kullanıldıkça artan eşsiz bir hazinedir. Hoca efendi, vaaz ve hutbelerinde, özel sohbetlerinde bu sermayeden bolca harcar, harcadıkça hizmetin verimi ve bereketi artar. Bilgili bir imam, cemaati nezdinde de saygın bir yer edinir. Buna göre bir imamın Kur’an-ı Kerime vukufiyeti mealiyle birlikte kafi düzeyde olmalıdır. Ezberinde değişik konularda en az 200 hadisi şerif bilmeli, İslam ilmihali, siyer, akaid kelam, mezhepler tarihi, Osmanlı tarihi, tasavvuf, İslam felsefesi, din psikolojisi ve din sosyolojisine ana hatları ile vakıf olmalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı, MBSTS soruları ile ve başarı puanını yüksek tutarak, personele bu müktesebatı kazandırmak istiyor. 
 
2-Dava bilinci, İslam ahlakını içinde yaşadığı toplumda tahkim etme, İslam’ın va’d ettiği, güven, barış ve huzur ortamını genişletme, Allah’ın hükümlerinin ve İslam ahlakının belirleyici olduğu erdemli bir toplumun inşasına katkı sağlamayı ifade eder.  
 
Üstat Necip Fazıl Kısakürek Sakarya Şiirinin bir beytinde şöyle der: 
Eyvah eyvah sakaryam sana mı düştü bu yük
Bu dava hor bu dava öksüz, bu dava büyük. 
 
Davamız büyüktür, amenna. Üstadın bu tespiti 1960 ve 70’li yılların şartlarını ifade ediyor olabilir ancak yüz kırk bin Diyanet personeli din gönüllüsü ve milyonlarca cemaatin olduğu bir ülkede bu dava öksüz olamaz. Hele hele ona kimse hor bakamaz. 
30 yıl önce okuyup ezberlediğim,  yazarını tam olarak hatırlamadığım (Hekimoğlu İsmail olabilir) bir özdeyişte dava adamı şöyle tarif ediliyor:
 
“Dava adamı bir meyve ağacına benzer, taşlanır da beslenir de. Ama o meyve vermek zorundadır. Ona her zaman kuşlar konmaz ki, bazen ayılar da tırmanabilir.” 
 
Dava bilincine sahip, derdi olan, zihnini sürekli hizmet üretmeyle meşgul eden bir hoca efendi ancak üstlendiği ulvi imamet görevinin hakkını verebilir. 
 
3-İhlas ve samimiyet müslümanlığımzın kalite ölçüsüdür. İhlas, bir imam için ise olmazsa olmazlardandır. İhlaslı bir Müslüman, orijinal bir müslümandır, ihlasız Müslüman ise fasondur, son zamanların moda tabiri ile çakmadır. Bu tespit imam için de geçerlidir. 
 Hadis olarak bilinen ama aslında güzel bir özdeyiş olan şu cümlede ihlasın önemi çok güzel ifade edilmiştir:
 
“Bütün insanlar helak oldu, alimler müstesna, alimler de helak oldu, abidler müstesna, abidler de helak oldu, ihlaslı olanlar müstesna.”  Demek ki ihlaslı olmayan bir imanın da ibadetin de hiçbir kıymeti harbiyesi yok. O halde bir imamın ihlasına halel getiren şu üç yaklaşımın da imamda bulunmaması gerekir. 
 
Bir imamın sakınması gereken üç yaklaşım: 
 
1- Kendini cemaatinden üstün görmeyecek, nefsini cemaatinden aziz bilmeyecek.
2- Cemaatinin eline bakmayacak, cemaatinden maddi bir beklentisi olmayacak.
3- Asli görevi dışında çeşitli yollardan maddi bir kazanç sağlamayacak. 
 
1-İnancımıza göre üstünlük takva iledir. İlim sahibi olmak, hafız olmak, cemaatin önüne geçip imamlık yapmak toplum nezdinde  o kişiye bir derece üstünlük sağlayabilir. İlmine ve makamına hürmeten cemaat hocasını üstün görebilir, görmelidir de. Üstün görme duygusu enaniyet kapsamına gireceği için imamın kendisinde olması uygun değildir. 
 
2-Cemaatin eline bakan, bir öğünü bedavaya getirmeye çalışan, nikah, mevlit, cenaze işlemleri vesilesi ile ek gelir hesabı yapan bir hocanın cemaat nezdindeki itibarını düşünebiliyor musunuz? Zaten toplumda hocaları itibarsızlaştırmak için uydurulmuş bir çok özedeyiş ve anekdot var. Bu sözleri haklı çıkaracak tutum ve davranışlar sadece o şahsı küçük düşürmüyor, mesleğin itibarını da zedeliyor. 
 
3-Bazı imamlarımız, ailesini daha rahat geçindirmek için ek gelir getiren bir takım işlere girişiyorlar. Yapılan iş, arıcılık gibi, asli görevini aksatmayacak, cami içi ve cami dışı hizmetlerine sekte vurmayacak, diğer esnafın ticaretini etkilemeyecek türden ise mazur görülebilir. Fakat bir imamın, evlere giderek elektrik ve su tesisatı yapması, bir esnafın dükkanında tezgahtarlık yapması, imamlık itibarını kullanarak çeşitli alım satım işlerine girmesi asla mazur görülemez.  Bu tür iddialarla soruşturma geçiren görevlilerimizin sayısı hiç de az değildir. 
 
Bir imamın maaşı dışında görevi esnasında ve görevi dışında ek gelir sağlaması bütünü ile olmasa da çoğunlukla itibar kaybına yol açan ve ihlası zedeleyen bir durumdur.
 
Sayısı 140.000’e yaklaşan Diyanet İşleri Başkanlığı personeli ve özellikle müftü, vaiz, imam, müzzin kayyım ve Kuran Kursu öğreticileri,  toplumda ahlaki anlamda bariz bir dönüşümün ve iyileşmenin lideri olamıyorsa bunun temelinde kanaatimce ihlas yoksunluğu yatmaktadır. 
 
O halde makbul bir imam kimdir, nasıl olmalıdır?
 
Makbul bir  imam, Allah’ın emirlerine ve sünnet-i seniyyeye uygun yaşayandır.
Makbul bir imam, hal ile kali (söz ile davranışı) bir olandır.
Makbul bir imam, inanç ve ibadette ve hizmetlerinde ihlas üzere olandır. 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol