18 yaşındaki bir imamın ruh hali!
Akif Emre / Almanya /Dinihaberler.com

“İçimizdeki Ses”
 
….O gece genç imam, şivesini, örfünü âdetini bilmediği üstelik ailesine çok uzak bir yerde buz gibi bir Zemheri de, Türkiye nin en uzak doğusunda, Kars’ ta göreve başlamıştı. Sessizlik ev telefonunu çalmasıyla bozuldu. İmam ın Efendim sesi karşısında köy muhtarının “Hoca yarın seni müftülükten çağırmışlar” lafıyla son bulan kısa bir görüşme oldu. Genç imam “yahu adam bir hal hatır sorar hoca açmışın açıkta mısın der.“ diye mırıldandı…
 
Nitekim açıktadır aslında. Köy de imam lojmanı diye alınan ev bir avlu, birisi harabe 2 oda, yarısı harabe olmuş köhne bir ahır ama en çatılısından bir garaj yani garaj haricindekiler eski toprak dam ve imam, banyo, mutfak, yatak odası ve aynı zaman da oturma odası olan 9 metrekarelik odaya gidebilmek için 2 harabeden geçmesi gerekiyor. (Anlatırken zorlandığım bu yerlerden geçerken ki halimi hatırlıyorum da (neyse) Ama diğer evlerden birkaç artısı da var mesela beraber yaşamak mecburiyetinde kaldığım fareler…
 
Fare demişken anlatmadan geçemem; fare çeşitleri hakkında yüksek lisans yaptığım yıllar, kaç çeşit fare var nasıl hareket ederler, bizim yörede genelde hangi tür fareler yaşar, nasıl ürerler v.s. araştırmalarım neticesinde “yapışkan” diye tabir edilen bir tuzak şekli önerdiler. Ben de tuzağı kurdum ve tuzağa düşen ilk imam da benimdir herhalde.

Ya azizim! A4 kadar bir kartonun her cm karesine kaç fare düşer tahmin et, günde en az ikisi düşüyor farelerin, lakin ben hiç düşmesini istemiyorum çünkü çok acıyorum onların o haline, zaten ben atar atmaz kargalar kapıyorlar diye düşünüyorum ve ekolojik dengeye destek verdiğim için kendimi anca böyle teselli ediyorum.

 
Henüz televizyonu bırak buzdolabım bile yok, beni en çok tedirgin eden ise su iktiza olduğum sabahlarda nasıl duş alacağımdır ki ilkinden bahsedeyim bu tirajı komik hikayenin. Sabah kalktım rüyalanmışım, aylardan şubat sobayı yakmak benim için ölüm, dışardan tezek getireceksin; tezek bilirsin hayvan pisliğinin kurutulmuş halidir her nedense camiye verirken tam kurumamışını verirler, yaş tezek sonra yakmaya çalışacaksın zor iş, sabah namazı geçmiş, lakin öğle namazı olmak üzere komşuya söyledim utana sıkıla o da “hocam biz ahırda duş alıyoruz” demez mi? Sorun yok her yerde alabilirim ama su sıcak olsun yeter ki. 
 
Ahıra bir leğen (teşt) koyulmuş su dolu bir kova sabun falan her şey muhteşem hatta bu tarihi an seyircisiz olmasın diye 8 inek, 1 at, 1 eşek ve birkaç kümes hayvanı tribündeki yerini almış beni izliyor. Tabi gusül abdestini aldım, ama canım abim, inekler çıplak bir insana ne kadar tuhaf bakıyorlar o zaman anladım….
 
Öğlen namazını kıldık nitekim, aynı gün 25 km uzaklıktaki ilçe müftülüğüne gitmeliydim. Bir traktörle taş düşüre düşüre vardık müftülüğün önüne, üzerimde deri bir mont, ayağımda ucu sivri bir ayakkabı ve kot bir pantolon, hurra içeri daldım. Kimsin faslı bitti kendimi tanıttım ve müftünün odasına doğru yol aldım. Kapıyı çaldım fermuarı bozuk olduğu için ilikleyemediğim önümü elimle tutarak selam verdim. Ve farz olan cevap gelmeden sen de kimsin sorusunu duydum. Biraz şaşırmıştım. Ben köy imamıyım dedim. “Ne biçim imamsın lan sen hele otur” diye başladı ama bu hayırlı bir başlama değildi zaten. Bir sürü fırça yedim ve memur olduğum gerçeği fazlasıyla anlatıldı. Kravat takmalıymışım, ya memur gibi tıraş olmalı ya imam gibi sakal bırakmalıymışım, giyeceğin ayakkabı elbise her şeye dikkat etmem gerekliymiş ve en önemlisi imamlık beyaz bir elbise gibiymiş ve asla leke kabul etmezmiş. İyi de benim 18 yaşında olduğumu unuttun be adam. Dedim kendi kendime ama sinirleniyordum bir taraftan bana nasıl bağırır bu kim, “bilirsin cahil cesur olur.” Ve bir müftüyle ilk karşılaşmam pek de sevindirici olmamıştır. Bunu emekli olmak üzere olan bir imam abiye anlattığımda biz buna “ akıl çıkmazı” diyoruz demişti. 12 yıllık görevliyim ne demek istediğini anlıyor gibiyim…
 
Müftülükten çıktıktan sonra yediğim fırçaların üzerine muhteşem bir kuru fasulye ve pilav yemişim ki sorma gitsin. Kısa günün karı da bu oldu benim için. Akşam minibüsü ile köye döndüm ama hay dönmez olaydım. Bir yağmur yağmış, tek kanalizasyonu bitki kökleri olan şirin köyümüz bir bataklık gibi olmuş ve yolları çamurdan yürünmez hale gelmiş, eve varana kadar elbiselerim çamur içinde. Bir de onu yıkaması var ki en incesinden koca bir offff.  (hatırlar mısınız siz de yıkarken baya bir of çekmiştiniz) 
 
Akşam Müftü efendiye söylenecek sözlerin planıyla uykuya dalarken, 18 inde bir çocuğun ruh hali ne kadar da safmış şimdi anlıyorum.
 
Bir sonraki yazımızda, belki de bu zamana kadar hiç el değmemiş, hep saklı kalması istenmiş yasak bölgelere doğru, gözü kara bir yolculuğa çıkacağız…
 
1. Bölüm: "Bir İmamın Anatomisi"ni Okumak İçin tıklayınız
 
 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Askin 3 yıl önce

Eğer bu yazılanlar doğruysa ne acıki bu imamların çoğu neden her şeyi bedefa isterler madem her şey berbatsa basaydi parayi en iyisini yapayadi birde o köyde yasayanlar hep o ortamlarda yaşıyor. Onlar insan değilmi imam efendi neden bu kadar kibirlenerek hiç bir şeyi beğenmemiş Dinimizde kibirlenmek varmı bu nasıl bir anlayış yazık.

Avatar
adıyok 3 yıl önce

daha neler var neler

Avatar
imam hatip 3 yıl önce

hocam artık halime şukrediyorum

Avatar
halil poyraz 3 yıl önce

anlatılmaz yaşanır

Avatar
can can 3 yıl önce

edep ya yu bu ne isyankar cümleler. farzetki sen o toplumda yaşıyorsun fakirlik kültür vb..... hep tepeden bakmayın insanlara. dünyada herkes zengin değil. sana yüce rabbim haline bak şükret diye imtihan etmiş sen ise bu satırları yazarken alayvari bir şekilde yazıyorsun. bende merak ettim nasıl birisin acaba.