İmamlar Artık Yalnız Değilsiniz (12)
Camileri İmar Etmek ve İmamlar


Kur’anı Kerim’de ifade edildiği üzere gerçekten Allah’a ve ahiret gününe inananlar Allah’ın mescidlerini imar edenlerdir.(Tevbe, 9/18-22) 

Bu ayetten anlaşıldığına göre inanan insanlar mâbedleri inşâ eder ve orada hem ferdi hem de cemaat olarak Allah’a ibadet ederler. Bu inşâ ve imar sadece binanın yapımı ve tamiriyle sınırlı olmayıp kanaatimizce Allah’ın mescidini “imar etmenin” başka anlamları da olsa gerektir. 

Nitekim meseleye daha geniş bir pencereden bakıldığında fark edileceği üzere “imar etmek” demek, o camide ya da oluşturulan dini kurumlarda “İslam’ın doğru bir şekilde öğrenilmesi ve yaşatılmasını sağlamak” anlamına da gelebilir. 

Ma’mur etmenin anlamı üzerinde çok ciddi şekilde durulması gerekmektedir. Bize göre, bu imar kelimesini şu şekilde anlamaya çalışmamız mümkündür. Cami inşası tamamlandıktan sonra, orada dini bilgileri cemaate aktaracak ve onlara yol gösterecek kaliteli imamlara ihtiyaç olduğu aşikardır. Bu binanın gerçek anlamda mabed olabilmesi için gerekli olan şartlardan biri de bu olsa gerektir. Zira içerisinde Allah’ın dininin doğru öğretilmediği, Allah’ın gereği şekilde tanıtılmadığı ve toplu olarak ibadetlerin samimi duygularla icra edilemediği bir mekan, mescid olma özelliğini tam anlamıyla yerine getiremeyecektir. 

Bir mâbedi inşâ ve imar etmek demek, o dini, o mâbette doğru anlayıp anlatacak din görevlilerine sağlam dini bilgiyi öğretmek, onları en güzel şekilde yetiştirmek ve onlara hak ettikleri değeri vermek demektir. Böyle vasıfları haiz din gönüllülerinin rehberliğindeki mâbedler, gerçek anlamda dinin özünün ve ruhunun kavranmasına ve yaşanmasına katkı sağlayabilecektir. Aksi takdirde insanların çoğunluğunun dini doğru anlayıp yaşama imkanları giderek zayıflayacak ve sadece ritüellere indirgenmiş bir din ise inananlarına iki dünyada da fayda veremeyecektir. Çünkü işin sadece şekil kısmına takılıp kalınmış ve ruhu tam olarak kavranılamamış bir din, hem bu dünyada hem de ahirette insana huzur ve kurtuluş imkanı sunamayacaktır. 

Bu itibarla, caminin yapımında kullanılan malzemenin kalitesi ne kadar önemli ise cemaatin ve imamın da kaliteli olması o kadar önemlidir. Zira imamın ve cemaatin kalitesi düşerse, bu mekanların Rasulüllahın istediği anlamda bir mescid olup olamayacakları üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi uygun olacaktır. 

Bize göre bu ayeti sadece camilerin “bina olarak inşâ edilmesine” hamletmek, ama cami içinde görev yapacak imamın ve cemaatin sürekli sağlam bilgiyle donatılmaları gerektiğini, dünyaya bu dini yaymak için üstün gayretler göstermelerinin şart olduğunu ve en güzel şekilde bu dini tüm insanlığa temsil ve tebliğ etmelerinin elzem olduğunu öğretmemek doğru olmayacaktır. 

Zaten bu ayetlerin devamında mâbedi inşâ ve imar için çalışanlarla Allah’a ve ahiret gününe inanıp onun yolunda en üstün mücâdeleyi ortaya koyanların eşit olmadıkları ifade edilmektedir. Bu mescidleri imar ve inşâ faaliyetinden sonra orada yetişecek kimselerin tüm dünyaya yayılmaları ve Allah yolunda üstün gayret sarf ederek çalışmaları istenmektedir ki, hz. Peygamber bunu yapmıştır. Onun bu sünnetini görmezlikten gelerek sadece camiyi namazların kılınıp insanların dağıldığı yerler olarak görmek Kur’an’ı ve Sahih Sünnet’i anlamamak olacaktır.

Yani bu ayetlerden anlaşıldığına göre işin sadece kolay olan inşâ ve imar boyutuna değil, zor olan yönüne odaklanmak gerekmektedir. Çünkü devam eden âyetlerde ifade edildiği üzere hacılara su vermek ve Mescid-i Harâm'ı onarıp gözetmekle Allah'a ve ahiret gününe inanıp Allah yolunda elinden gelen her türlü çabayı gösteren birisinin üstlendiği görevlerin bir olmadığı anlatılmaktadır. Tevbe suresindeki bu ayetlerde açıkça belirtildiğine göre bu görevler, Allah katında birbirine asla müsâvi değildir. 

İnanan, zulüm ve kötülük diyarını terk eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla her türlü çabayı gösteren kimselerin Allah katındaki derecelerinin daha büyük olacağı ve kurtuluşa erecekleri belirtilmektedir. Dolayısıyla bu ince ayrıntının çok iyi anlaşılması maksadıyla bu âyetler üzerinde ciddi şekilde durulması ve gerekli değerlendirmenin doğru yapılması şarttır. 

Bir başka ifadeyle, para ortaya koyarak bir camiyi inşa ettirmek kolaydır, ancak o camiden İslam’ın nurunu tüm insanlığa duyuracak gerçek önderleri ve din gönüllülerini uzun uğraşlar sonucu yetiştirmek, kıtalar dolaşıp İslam’ı tebliğ etmek ve bıkıp usanmadan bu görevi ölünceye kadar deruhte etmek zordur. Aslına bakılırsa, olgun ve kâmil bir mümin de her zaman bu zora talip olandır. Zaten Rabbimizin de bizden istediği ve beklediği budur.

Sonuç olarak, camileri inşâ eden kimselerin buralara hayat verecek ve inananlara gerçek anlamda rehberlik edecek örnek ve önder imamların yetiştirilmesine de aynı şekilde katkı sağlamaları, bu imamları yıpratmak isteyenlere karşı son derece dikkatli olmaları, camiye gelen cemaatin bilgilerinin tazelenmesi ve güncellenmesi için gerekli çalışmaları yapmaları, bunun için de ayrıca vakıflar tahsis etmeleri, sürekli yeni gelişmelere yatırım yapmaları, değişimi önceden fark ederek gerekli tedbirleri almaları, toplumsal yozlaşma ve çürümeye karşı ayakta kalıp mücadele edecek karakterde nesiller yetiştirmeleri, dini tebliğ ve temsilde katı ve sert yaklaşımlar yerine içinde yaşanılan döneme en uygun esnek yaklaşımlar sergilemeleri ve camiyi inşâdan daha ziyade bünyesinde bu gibi anlamları barındıran “imar” boyutuna daha fazla ağırlık vermeleri uygun olacaktır. 

Aksi takdirde bina olarak estetik güzelliği yerinde, ama içinin mânevi süsü olması gereken imam ve cemaatin kalitesi açısından yerlerde sürenen bir mekan, gerçek anlamda mâbed olamayacak ve bu dini gerçek anlamda dünyaya tanıtma vasfından her geçen gün biraz daha uzaklaşacaktır. 

Zira gayr-i müslimlerin İslam’ı seçmelerinde bu mâbedlerin kendilerinden daha ziyade, onun içini dolduran Müslümanların hal ve tavırları belirleyici olmaktadır. Dolayısıyla kamil müminlere düşen görev, bahsettiğimiz özellikleri şahsında toplamış bilgili, ihlaslı ve ahlaklı imamların yetiştirilmesine katkı sağlamak, bu imamlara hak ettikleri saygıyı sonuna kadar göstermek ve camileri bu anlamda da imar etmek olmalıdır.Büyük ve görkemli camiler inşa ettikten sonra her şeyin bittiğini zannetmek, orada görev yapacak imamı değersizleştirecek davranışlar içine girmek, ya da böyle yapan kimselere destek çıkmak, bilerek ya da bilmeden İslam’a yapılacak en büyük bir kötülüklerden biri olacaktır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.