İmamlar Artık Yalnız Değilsiniz (13)
Cami dernekleri ve imamlara karşı tavırlar 

Özellikle ülkemizde bazı cami dernekleriyle imamlar arasında zaman zaman anlaşmazlıklar yaşandığı bilinmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi, dernek başkanı olan kişilerin kendilerini din görevlilerinin amiri olarak görmeleri ve imam ve müezzinlere emirler yağdırmaya kalkışmalarıdır. Oysa cami derneğinin yapacağı görev ve faaliyet alanı bellidir, imamın yapacağı görevler bellidir. Dolayısıyla herkes görevini dosdoğru yaptıktan sonra huzursuzluk yaşanmasına gerek yoktur. Ancak günümüzde durum hiçte böyle değildir. 


Zira cemaatten birisi derneğe başkan olunca ilk önce imamı sindirmeyi kendine vazife edinmektedir. Bu tür kendini bilmezler caminin maddi ihtiyaçlarıyla ilgilenmek yerine, caminin dini ve manevi önderi konumundaki imamla uğraşmayı bir marifet zannetmektedir. 

Bu bize göre resmen cahillik olup, seçildiği görevin farkında olamayan kimi sonradan görme bu tür dernek başkanları kendilerini bir şey zannetmekte ve üzerlerine vazife olmayan her konuya burunlarını sokabilmektedirler. Burada hemen şunun altını çizelim ki, işini mükemmel yapan ama sayıları çok az olan cami dernek başkanları istisna olup, bizim sözlerimiz o tür başkan ve üyelere yönelik değildir. Eğer bu eleştirimizden rahatsızlık duyanlar varsa, onların öncelikle kendilerini kontrol etmeleri ve aynaya bakmaları uygun olacaktır. Ayrıca, “meslek dayanışmasına girişmek yerine adaletten yana olmak” ise başka bir ilkedir ki bu da asla unutulmamalıdır.

Çünkü camilerin temizliğinden ve maddi ihtiyaçlarının karşılanmasından birinci derecede sorumlu olan ve olması gereken cami dernekleridir. Bize göre yerel yönetimler ve cami dernekleri temizlik, camilerin güvenliği ve camilerin namaz vakitlerinde açılıp kapanması görevlerini ciddi bir şekilde üstlenmek mecburiyetindedirler. Bu bahsettiğimiz konular acilen kanun ve yönetmeliklerle düzenlenmeli ve imamlar bir an önce gerçek işlerine odaklanmalıdırlar. 

Böyle yapıldığında kendini imamların amiri sanarak imamlara sataşan ve dalaşan kimi dernek başkanları da egolarını tatmin etmekten böylece uzaklaştırılmış olacaktır. Zira bazı dernek başkanları bu konuları, yani, halıların kirli ya da ıslak olmasını,  caminin temizliğinin doğru dürüst yapılmadığını, tuvaletlerin temiz olmadığını gerekçe göstererek imama cephe almakta ve amir edasıyla ona tepeden bakarak ezmeye çalışmaktadır. Bu tavır ise camide huzursuzluklara neden olmaktadır. 

Bu tür haksız saldırılar karşısında haklı öfkesini kontrol etmekte zorlanan kimi imam ise, böyle davranan aksi ve huysuz kimseleri dövebilmekte ve bu da zaman zaman medyaya yansıyabilmektedir. Elbette şiddete başvurmak hiç bir zaman tasvip edilemez ve bu bir çözüm değildir. Ancak bu şiddetin kaynağının da iyi tespit edilmesi ve sağlıklı çözüm önerilerinin sunulması gerekmektedir. Bizim şu an yapmaya çalıştığımız da budur. Biz ne imamın ne de cemaatin bu tür sorunlar nedeniyle kavga etmesini değil, herkesin asli işini yapmasını tavsiye ediyoruz. Nitekim, uzun yılların birikimi sonucu oluşturduğumuz tecrübelerimizi ve tavsiyelerimizi buradan kamuoyu ile paylaşıyor ve bu konuda bir toplumsal duyarlılık oluşturmayı hedefliyoruz. Amacımız, bu sorunların kökten hallolmasıdır. 

Öte yandan bazı dernek başkanları ya da yönetimde bulunanların bir kısmı camiyi kendilerinin inşa ettirdiklerini, ya da caminin yapımında çok emeklerinin geçtiğini söyleyerek bunu imamların başına kakmakta, yaptıkları ya da yapacakları yanlışları meşrulaştırmak için bu tür söylemlerin arkasına sığınmakta, zaman zaman da bunu bir üstünlük vesilesi olarak görerek şimarmakta, adeta manevi yönden imamı yıpratmak ve onu psikolojik baskı altına almak için yaptığı iyilikleri bir kalkan olarak kullanabilmektedir. 

Bazı cami derneklerinin imamlar için yaptırdıkları uyduruk, yetersiz, baştan savma ve derme çatma bir lojmanı sürekli imamın başına kakarak buradan imama saldırmaları da son derece çirkin ve yakışıksız olmaktadır.

Görüldüğü üzere toplumda gizliden gizliye yaşanan bu tür olumsuzluklar sonucunda camide verilen din hizmetinin kalitesi düşmekte, imam içine kapanarak başka bir camiye tayin olmanın yollarını aramakta ya da suskun kalarak durumu idare etme yoluna gitmektedir. Sonuçta ise kaybeden cami cemaati ve İslam dini olmaktadır.  Çünkü, imam bu tür sorunlarla boğuşmaktan, kafasını işine verememekte ve kendini yeterince geliştiremediği için cemaat de gerçek anlamda İslam’ı öğrenememektedir. 

Gereği şekilde bilinemeyen ve anlatılamayan din de yanlış geleneklere, hurafelere ve bid’atlere boğulmaktave böylece etkinliği azaltılan imam da bunlarla mücadele etmede yetersiz kalmaktadır. Dolayısıyla bütün bunlara sebep olanların konu üzerinde bir daha düşünmeleri ve buna hal çareleri aramaya çalışmaları uygun olacaktır. 

Cami derneğinde görev alan bazıları imamı böyle etkisiz, sönük, pısırık, içine kapanık, korkak ve yetersiz hale getirmenin verdiği zevkle, büyük bir iş yaptıklarını zannetmektedirler. Oysa böyle tipler, aslında hem o cami cemaatine hem de inandıklarnı söyledikleri o dine büyük bir zarar vermektedirler. Kendilerine bu yaptıklarının yanlış olduğu anlatıldığında ise, bunu anlamaktan ve kavramaktan aciz kimseler olduklarınıinatlaşarak ve hatalarını savunarak göstermektedirler.

Buradan şunu açık yüreklilikle ifade edelim ki, bu tür küçük şeyleri bahane ederek bir imamla uğraşan, imamı bir temizlik işçisi ya da camiyi bekleyen bekçi gibi gören, onun derin bilgi sahibi, ihlaslı, ahlaklı manevi bir önder olduğunu ve olması gerektiğini bir türlü kabul edemeyen bu tür kimselere karşı, bu yaptıklarının çok yanlış olduğunu söylemeyen, korkan, çekinen ve onlara engel olmayanlar da eşit derecede sorumlu olacaklardır.

Zira çıkan bu tatsızlıklardan uzun vadede toplumun etkileneceği, özellikle çocukların ve gençlerin dine bakışlarında olumsuzluklar yaşanacağı ortadadır. Bu itibarla cami dernekleri hadlerini ve görevlerini bilmeli ve bu sınırlar içinde kalmaya özen göstermelidirler.

Eğer imam görevini aksatmayı alışkanlık haline getirmişse, bunu  bizzat imama söyleyerek onunla yüz göz olmak yerine, imamları takip ve kontrol etmekle görevli müftüye bu durumu önce sözlü olarak bildirmelidirler. 

Değişen bir şey olmadığını fark ettiklerinde ise ciddi delillerini hazır ettikten sonra yazılı olarak tekrar müftülüğe müracaat etmeli ve sabırla inceleme ve soruşturmanın sonucunu beklemelidirler. 

Buradan da yine bir sonuç çıkmaması durumunda ilçelerde Kaymakamlığa ve illerde ise Valiliğe yazılı olarak müracaat ederek sorumluların cezalandırılması için gerekli her türlü çabayı sarf etmeli ve görevini yapmayanların hak ettikleri karşılığı bulmaları için gerekeni yapmaktan da asla çekinmemelidirler. Ancak bunu yaparken asla çürük delillere, yalancı şahitliklere ve iftiralara başvurmamalı ve haddi de aşmamalıdırlar. 

Elbette işini yanlış yapanı ya da görevini aksatanı şikayet etmek bir hak ve görevdir. Ama kin ve kıskançlıkla imamla uğraşmak ise çok ciddi bir vebaldir. Kısaca ifade edecek olursak, kim suçlu ise o cezasını çekmeli ve süreç evrensel hukuk ve ahlak kuralları içinde hakkaniyete uygun şekilde gerçekleşmelidir.

Bize göre herkes hakkını yargı önünde ve kurallara en güzel şekilde uyarak aramalıdır. Bunları yapmak yerine hocaya sataşmak, hocaya laf sokmak, hocayla dalaşmak, hocayla alay etmek, hoca hakkında dedikodular uydurmak ya da hocaya iftiralar atmak kesinlikle doğru olmayacaktır. Bunların ahlaksızca ve alçakça davranışlar olduğunda ise hiç kimsenin şüphesi yoktur.

Bu itibarla halkımıza da bu konuda büyük görevler düşmektedir. Herkes hukuk içinde kalmalı ve yanlış işlere tevessül etmemelidir. Güçlünün değil, haklı olanın yanında yer almalıdır. Kimsenin bir başkasının onuru ile oynamaya hakkı ve yetkisi yoktur. Eğer gerçekten bir suç varsa bu elbette cezasız kalmamalıdır. Ama bütün bunlar hukukun evrensel ilkeleri içinde cereyan etmelidir.

Tekrar ifade edelim ki, cami dernekleri görev ve sorumluluk alanlarını çok iyi bilmeli ve yapacaklarını hukuk kurallarına uygun yapmalıdır. “Ben bu imamı sevmedim. Bunu bu camiden kaçıralım da, nasıl olsa yerine yenisi gelir” diyerek imamlarla uğraşanlara da o cami cemaati  gereken dersi vermelidir. 

Bunu yapmayan ürkek, korkak, ilkesiz, tutarsız ve nemelazımcı cemaat ise mutlaka sorumlu olacağını bilmelidir. “İmamlar gelip geçicidir. Ama ben bu komşumla burada ölene kadar beraber yaşayacağım” diyerek zalime tepki göstermemek, yalana ve iftiraya ortak olmak ise çok büyük bir günah ve ağır bir vebaldir. 

Bu nedenle normal bir vatandaş ortadaki delillere bakarak karar vermeli ve doğru kim ise onun yanında yer almalıdır. Adaleti uygulamak yerine kabile asabiyetiyle hareket etmek, ya da hemşehricilik yaparak suçluya sahip çıkmak, ya da “bu bizden nasıl olsa” diye zalimi destekleyip mağduru ezmeye kalkışmak ne insani, ne İslami ve ne de ahlakidir. 

Bu bahsettiğimiz hususlarda cami derneğindeki diğer üyelere ve cami cemaatine büyük bir görev olarak düşmektedir. Duygularına kapılarak haksızlık yapmak üzere olan bir din kardeşini kötülük yapmaktan alıkoymak Hz. Peygamber’in bir sünnetidir. Bu sünneti yerine getirmeyerek sadece şeklen Hz. Peygamber’e benzemek asla yeterli değildir. Bir mü’minin aslında Hz. Peygamber’i gerçek anlamda sevip sevmediği de işte tam burada, yani zor zamanda belli olur. 

İmama yanlışlık yapan kendi babası, abisi, amcası ya da çok yakın arkadaşı olsa bile ona karşı kalkıp: “Bu sizin yaptığınız yanlış. Elinizde delil yok, sadece dedikodu yapıyorsunuz. Haksız yere imamla uğraşıyorsunuz, sizin bu davranışınızı asla onaylamıyorum” diyen ve gereğini yapan gerçek anlamda Hz. Peygamber’i tanıyan ve onun izinden giden kimse demektir. Zaten Kur’an’ın da bizden istediği ve beklediği budur. Dolayısıyla bu ilkeli ve kararlı duruşu sergileyerek hakkı ve adaleti tutup ayağa kaldıranların sayısı bir toplumda ne kadar fazlalaşırsa, o toplumda suç oranları giderek düşeceği ve huzursuzlukların zaman içinde azalacağı muhakkaktır. 

Biz müslümanlar, bu omurgalı, ilkeli, kararlı ve tutarlı duruşu sergilememiz durumunda haksızlık yapmayı alışkanlık haline getirenlerin kendi hallerini yeniden gözden geçirecekleri ve toplumda güzel insanların sayılarının artacağı ise bir gerçekliktir. 

Sonuç olarak, cami dernekleri imamlara karşı tavırlarını yeniden gözden geçirmeli ve asla imamları üzecek, küçük düşürecek davranışlara yeltenmemelidirler. Böyle yapanlar varsa onlar artık bu yanlıştan şiddetle kaçınmalıdırlar. Çünkü bir imam kendisine saygıyla davranan bir cemaate sahip olduğunda, o da onlara daha fazlasıyla muamele edecek ve cematine saygıda kusur etmeyecektir. 

Bu nedenle, imama yapılan saygısızca yaklaşımların aslında dine yapılan saygısızlık olduğu bilinmek durumundadır. Dinine değer veren bir kimsenin imamla uğraşması ve toplum nezdinde onun saygınlığına gölge düşürmeye çalışması kabul edilebilir bir davranış değildir. Böyle yapanların dine ve dini değerlere bakışlarını yeniden kontrol etmeleri ve Hz. Peygamber’i doğru anlamaları kendi lehlerine olacaktır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.