İmamlar Artık Yalnız Değilsiniz (16)
İmamlar ve camilerde karşılaştıkları bazı sorunlar

İmamlarımızın camide görevlerini ifa ederken karşılaştıkları bir takım sorunlar bulunmaktadır. Bu konuların da konuşulması ve çözüm önerilerinin ortaya konulması gerekmektedir. Bu makalemizde onlardan iki tanesine temas etmeye çalışacağız.

Bazı aksi, ters, inatçı, kendini ve dinini bilmez kimselerin camide çıkardıkları sorunlardan birisi imamların yetiştirdikleri küçük çocukların ezan okuyup müezzinlik yapmasından rahatsızlık duymaları ve onları engellemeye çalışmalarıdır. Maalesef küçük çocukların camilerde müezzinlik yapma arzularından tedirgin olanların ve bazı küçük yavruların gürültü yaptıklarından bahisle imamlara ve bu küçük çocuklara sataşanların İslami noktada yeteri kadar bilinç ve duyarlılığa ulaşamamış şekilci Müslümanlar oldukları açıktır. 

Şimdiden, geleceğin cemaati olacak bu küçük çocukları camiden soğutmak ve onları camiye ve dine küstürmek, talebe yetiştirmek isteyen imamların aşkını ve şevkini yok etmeye çalışmak yanlış olup, böyle davranan tiplerin ahirette büyük bir manevi mes’uliyetle karşılaşacakları muhakkaktır. 

Uyarılmalarına rağmen ısrarla bu yanlış tavırlarını sürdüren ve tövbe etmeyen kimi ihtiyar ya da gönlü ihtiyarlamış kimselerin bu inatlarından ve huysuzluklarından bir an önce vazgeçmeleri gerekmektedir.Cami onların babalarının malı değildir. Cami tüm ümmetin ortak malıdır ve kullanımı herkese aittir. Bu camide çocukların, kadınların ve engelli olanların da ibadet etme ve ilim öğrenme hakkı vardır. Onlara olmadık engeller çıkartanlar haddi aşanlardır. Bunlara gereken cevabı vererek susturması ve etkisiz hale getirmesi gerekenler ise imamlar değil, cemaatin aklı başında olanlarıdır. Camilerde yaşanan bu sorunun da bir an önce çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Cami sevgisiyle dolu nesillerin yetiştirilmesi ancak cami içinde olabilecek ve bu da ancak gönlü insan sevgisiyle dolu samimi mü’minlerin sayılarının artırılması ve fedakar çalışmalarıyla başarılabilecektir.

Diğer konu ise, kadın cemaatin de camiye gelmeleri gerektiğini söyleyen ehliyet ve liyakat sahibi imamlara karşı gösterilen olumsuz tavırlardır. Hz. Peygamber döneminde kadınların beş vakit namazı camide kıldıkları, Cuma ve bayram namazlarına katıldıklarına dair bilgiler kaynaklarımızda yer almaktadır. Hz. Ömer zamanında, Cuma hutbesi esnasında ona soru soran kadının durumu ise zaten herkesin malumudur. 

Ancak ilerleyen yıllarda Hz. Ömer’in, Hz. Osman’ın ve Hz. Ali’nin şehit edilmesiyle başlayan fitne ve karışıklık dönemlerinde can güvenliği olmadığı gerekçesiyle, o dönemin şartlarında verilen fetvalar nedeniyle kadınların namazlarını evde dört duvarları arasında kılmalarının daha uygun olacağı sonucuna varıldığı da bilinmektedir. Fakat ne gariptir ki, o dönemde ve o dönemin şartları gereği alınan bu yasak kararı, halen çoğu İslam toplumunda uygulanmakta ve kadınların ramazan ayında teravih namazı hariç camiye gelerek cemaate katılmalarına kesinlikle sıcak bakılmamaktadır. Bu bir çelişkidir. O dönemin karışıklıkları ve çalkantıları arasında alınmak zorunda kalınmış böyle bir kararı halen devam ettirmek doğru olmasa gerektir. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in bu uygulamasının doğru anlaşılması ve verilen bu yasak kararının yeniden gözden geçirilip düzeltilmesi gerekmektedir.

Ayrıca yeri gelmişken belirtelim ki, hayatın her anında çarşıda, pazarda, markette, alış veriş merkezlerinde hep beraber olan, toplu taşıma araçlarını birlikte kullanan kadın ve erkeklerin camiye geldiklerinde bir anda birbirlerine mahrem olduklarını hatırlamaları, camide birbirlerine karşı son derece katı ve sert tavırlar takınmaları ve bir takım aşırı önlemlere başvurmaları da oldukça düşündürücüdür. Arka saflarda kendileri için ayrılmış bölümde cemaatle namazlarını kılarak ayrılıp evlerine gidecek kadınlara karşı bu kadar sert yaklaşımların nedeninin din değil, gelenekler ve yanlış din yorumları olduğu anlaşılmaktadır. Ka’beyi hep birlikte yanyana tavaf eden kadın ve erkeklerin camide kendilerine ait bölümlerde namaz kılmalarından rahatsızlık duyarak kadınları hala camiden kaçırtmak ve bu konuda cemaate doğru bilgi veren imamları da cahilce tavırlarla suçlamak son derece yanlıştır. 

Elbette imamlar, müftüler ve vaizler işin doğrusunu söyleyecektir ve söylemelidirler. Bunu uygulayıp uygulamamak ise Müslümanların kendilerine kalmıştır. Ancak bunun ifade edilmesinden bile rahatsızlık duyulması ve bu gerçekleri anlatan ve hatırlatan imamlara cephe alınması ancak cahillikle ve art niyetle izah edilebilecektir.

Dolayısıyla Hz. Peygamber’in zamanında camide kadınların da bulunduklarına, namaz kıldıklarına, sohbet dinlediklerine, sorular sorduklarına, bazı hususlara itiraz ettiklerine dair uygulamaların örneklerini anlatan imamlara karşı, “biz atalarımızdan böyle gördük” diyerek onları dinlememek, namazı cemaatle kılmak isteyen kadınları camiden kaçırtmaya çalışmak ve özellikle müezzinlik yapmaya hevesli küçük çocukları küstürmek kesinlikle doğru değildir.

Sonuç olarak, Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in ortaya koyduğu ilkeleri öğrenip özümsemeden kulaktan dolma bilgilerle bu prensiplere karşı çıkmak, yanlış gelenekleri savunmak, zamanı geçmiş bazı uygulamaları şaşmaz doğrular olarak görüp sahiplenmek, şartlar nedeniyle değişmesi gereken bazı ictihadları din zannedip bunları insanlara ısrarla dayatmaya devam etmek katiyetle doğru değildir. Böyle yapanlar bu tür sağlam temellere dayalı esasları reddettikleri, bunları savunan din adamlarını zan ve töhmet altında bıraktıkları ve dünyada İslam’ın yanlış tanıtılmasına sebep oldukları için sorumludurlar. Bu tür kimselerin kendini bilmez bu tavırları aslında bu hakikatleri savunan gerçek İslam mütefekkirlerinin şahıslarına değil, aksine İslam’adır. Eğer onlar hala İslam’ı doğru anlamaya karşı ilgisizliğe, gevşekliğe, bağnazlığa, saygısızlığa ve körü körüne hatalarını savunma yanlışlarına devam edecek olurlarsa, sonuçta kaybeden muhakkak surette hem kendileri, hem de onlara aldanıp peşlerinden giden zavallılar olacaktır.



Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol