İmamlar Artık Yalnız Değilsiniz (17)
Yurt dışında görev yapan imamlar ve karşılaştıkları bazı sorunlar


Mesleğinde belirli bir kıdeme gelen ve girdiği imtihanları kazanarak yabancı ülkelerde yaşayan Müslümanların yaptırdıkları camilerde uzun süre görev yapmak üzere gelen imamların buralarda bir takım sıkıntılarla karşılaştıkları bir gerçekliktir. Bu sıkıntıların tartışılarak çözüme kavuşturulmak yerine, sürekli olarak üstünün kapatılmaya çalışılması, görmezlikten gelinmesi ve her şeyin güllük gülistanlık olduğunun söylenmesi de doğru olmamaktadır. Zira bu sıkıntıların ortaya çıkmasında bu ülkelerde yaşayan Müslümanların imamları farklı bir gözle değerlendirmeleri ve bu nedenle de o imamlara farklı şekillerde davranmalarının etkisi çok büyük olmaktadır.

Nitekim yurt dışında bulunduğumuz sıralarda edindiğimiz izlenimler, buralarda görev yapan arkadaşlarla yapmış olduğumuz sohbetler ve farklı camilerdeki cemaatle olan diyaloglarımız sonucu tespit ettiğimiz bazı aksaklıkları ve sakat bakış açılarını ortaya koyarak gerek yurt dışında yaşayan insanların, gerekse de buralara görev yapmaya gidecek imamların dikkat etmeleri gereken noktaların altını çizerek bu problemlerin çözülmesine ya da sorunların en az seviyeye indirilmesine katkı sağlamayı amaçlamaktayız.

Yurt dışında gerek kısa süreler, gerekse de geçici görevle uzun süre görev yaptığımız bazı camilerde, cami dernek yönetimi ve cemaatinin çoğunluğunun din görevlilerine bakışlarının olumlu olmadığını gözlemleme fırsatı yakaladık. Mesela onların çoğunluğu buraya görevli gelen imamların aldıkları maaşa odaklanmakta, genel olarak imamların aldıkları maaşı konuşmakta ve sürekli bunu dillerine dolamaktadırlar. İmamların Türkiye’deki maaşlarının da devam ediyor olması ve burada da ayrıca maaş alıyor olmaları onları çok ama çok rahatsız etmektedir. Bu konuyu sürekli gündemlerinde tutarak imamlara karşı farklı bir algının beyinlerinde yerleşmesine katkı sağlamakta ve böyle yaparak kanaatimizce hem kendilerine, hem de çocuklarına büyük bir kötülük yapmaktadırlar.

O kadar tahsili yapan, hayatını bu göreve adayan ve girdiği imtihanları bir bir kazanarak yurt dışına gitmeyi hak eden bu seçilmiş imamların, 4 ya da 5 yılın sonunda ülkeye döndüklerinde başlarını sokacak bir ev almalarını bile onlara çok gören bu tür insanlar çıkabilmektedir. Bu nedenle, cemaatten bazıları imamların aldıkları bu maaşı onların burunlarından getirmek için sürekli açık ve bahane aramakta ve buldukları ilk fırsatta her türlü terbiyesizliği imamlara yapabilmektedirler. 

Hemen şunu belirtelim ki, elbette cemaatin çoğunluğu böyle değildir. Ancak içlerinden çıkan bir kaç densizin bu tür saldırıları karşısında imamlar derin üzüntüler yaşamakta ve kendi içlerine kapanmaktadırlar. Çoğu burada alacağı maaşı bile düşünmeden tekrar ülkeye dönmeyi arzulayabilmektedirler. Onlara acaba bu tür kimseler ve onları zımnen destekleyenler neler yaşatıyorlar ve neler söylüyorlar ki, imamlar sevinerek geldikleri yurtdışı görevini daha ilk günlerde yarıda bırakarak derhal Türkiye’ye dönmeyi ve ikinci maaşı ellerinin tersiyle itmeyi göze alabiliyorlar bunun üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gerekmektedir. 

Görebildiğimiz kadarıyla hepsi bunu ifade etmese de cemaatin çoğunluğu imamların çift maaş almasını hazmetme sorunu yaşadıklarından kendini bilmezlerin bu tür dedikodularına tepki göstermek yerine pasif kalmayı seçmekte ya da sözleri ve bakışları ile onları destekleyerek imamın yıpratılmasına ve ezilmesine seyirci kalabilmektedirler. Bu durumdan cesaret alan kendini bilmez bu tür kişiler ise içlerinde biriktirdikleri kini ve öfkeyi hocaya saygısızca kusabilmekte ve “imamlar zaten buraya para için gelirler”, “para vermezsen camiye gelip namaz bile kıldırmazlar” diyerek hocalara saldırabilmektedirler. Kendilerinin yabancı ülkelere niçin geldiklerini unutarak hocanın kendilerinden daha fazla maaş almasını içlerine sindiremediklerini alenen göstermekte ve sözleriyle ve davranışlarıyla bunu ifade etmekten de asla kaçınmamaktadırlar. Bazen şakayla, ama çoğu zamanda ciddi olarak bu maaş sorununa odaklanmaları ise onlar ve gelecek nesiller açısından fevkalade yanlış olmaktadır.

Yine benzer şekilde, yurt dışında yaşayan Müslümanlarda şu düşünce mevcut olup bu satırların yazarı bizzat bunu kulakları ile işitmiş bulunmaktadır. Bazı densizler ve onları sessiz kalarak onaylayan büyük çoğunluk, yurtdışında görev yapan büyükelçi, başkonsolos, müşavir, ataşe, din görevlileri ve diğer memurları kast ederek: “Bizler eğer daha önceden buralara işçi olarak gelmeseydik ve bu camileri yaptırmasaydık sizler asla bu ülkelere gelemezdiniz. Buraları göremez ve sayemizde paralar kazanamazdınız. Sayemizde buralara geliyor ve ev bark sahibi oluyorsunuz. O yüzden bize diyet borcunuz var. Burada bizim dediğimiz olur. Bize ne ateşe, ne de müşavir karışabilir. Biz buranın kanunlarını biliyoruz ve sorumluluk bize ait. Bu yüzden camide her konuda bizim dediğimiz olacak. Hem cami yönetimi ile alakalı konularda hem de dini konularda bize danışma ve onayımızı alma mecburiyeti vardır. Biz onaylarsak cami içinde dini programlar icra edilir. Bizden habersiz kandil programı veya başka bir dini etkinlik yapılamaz. Ataşe bizden habersiz bayan vaize gönderip vaaz ettiremez. Kısaca burada patron biziz ve başkalarını buraya karıştırmayız” diyebilmektedirler. 

Yine bu tür kişiler imamlara olan saygısızlıklarını bazen şu şekilde de dışa vurabilmektedirler. “Ne yani, biz hocasız mı kalacağız? Hocaaaa, geç bunları. Biz ne hocalar gördük. Bir hoca gideeeer, başka bir hoca gelir. Devlet bize hoca göndermeye zaten mecbur. Hocayı beğenmedik mi şutlarız gider. Biz eskiden çooook hoca şutladık. Biz adamın defterini düreriz. İmamlar her zaman bizim dediklerimizi yapmak zorundadır. Bize saygıda kusur etmemelidir. Yoksa biz ona yapacağımızı biliriz. Biz bu camilerde ne hocalar gördük ne hocalar!!” diye konuşabilmekte, istedikleri anda bir imamın ayağını geçmişte nasıl kaydırabildiklerini ve şimdi de nasıl kaydırabileceklerini bazen açıkça bazen de imayla ihsas ettirebilmektedirler. 

Onların söyledikleri bu tür sözlerin içerisinde elbette doğru olan bazı kısımlar vardır. Ancak, bu tür kimselerin genel olarak hocaya bakışlarını göstermesi bakımından bütün bu düşünce ve görüşlerin kayda ve dikkate değer olduğunu ifade etmek istiyoruz. Kanaatimizce bu hususu gerek imamların gerekse yetkili mercilerin ciddi olarak değerlendirmesi uygun olacaktır. Bu şartlarda görev yapan bir imamın ne kadar verimli hizmetler üreteceğiniise biz özellikle yurtdışında yaşayan Türklerin ve ilgililerin takdirine bırakıyoruz. 

İç dünyalarında imama bakış açıları böyle olanların, imamlara tepeden bakanların, ezilecek ve hırpalanacak insanlar olarak görenlerin, kendi ezilmişlik duygularını imamları ezerek gidermeye çalışanların bu şekilde davranarak belki kısa vadede egolarını tatmin etmeleri mümkün olabilmektedir. Ancak uzun vadede bunlara seyirci kalan diğer kimselerin imamlara destek olmamaları durumda bu zararın katlanarak artacağı ve kendi aleyhlerine döneceği de bir başka husustur. Zira bumerang etkisini şimdi farketmeyenlerin ileride bunun acılarını derinden hissettiklerinde pişman olmaları hiç bir işe yaramayabilecektir.

Öte yandan bütün bu saldırılar ve sataşmalar karşısında sessiz kalan imamların büyük bir kısmı ya içe kapanmakta, ya da sadece süreyi doldurup bir an önce yurda dönmeyi amaçlamaktadırlar. Kimseye bulaşmadan, kimse ile kavga etmeden, sabrederek ve acılarını içine atarak görevi tamamlayan çoğu imam ise ülkeye sevinçle dönmektedirler. Oysa bu imamlar buralardan ve bu insanlardan ayrılırken üzülebilmeliydiler. Ama üzülmemiş ve bir an önce kurtulmanın hesabını yapmışlarsa, gün saymışlarsa, öncelikli olarak kendilerini sorgulaması gerekenler hocaların aldıkları maaşa kafayı takanlar ve bu tipteki zavallıları sessiz kalarak onaylayıp destekleyenlerdir.

Şunun altını çizelim ki, elbette bütün imamlara böyle bir muamele yapılmamaktadır. Uyum sağlamayı başaran, bu tür saldırıları şakaya vurarak geçiştiren, ya da ciddi tavırlar takınarak başarılı hizmetler sunan imamlar da  mutlaka vardır. Ama bunların da sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir. Onların uyum sağlamasında ve başarılı olmasında ise cami dernek yönetimlerinde aklı başında kimselerin yer alması ve bunların da o imama sahip çıkarak densiz ve dengesiz olanları bastırmaları ya da susturmaları çok büyük  rol oynamaktadır denilebilir.

Dolayısıyla yurtdışında görev yapan imamların  karşılaştıkları bu sıkıntıların derhal ortadan kaldırılması noktasında herkese görevler düşmektedir. Bunu başarabilmek için ise her şeyden önce kafalardaki o yanlış imam algısının bir an önce giderilmesi gerekmektedir. Bu algı değişir imamlara hak ettikleri değer verilirse yurtdışında yaşayan Türklerin hem kendileri, hem de çocukları, çok daha iyi bir dini eğitim imkanına kavuşabileceklerdir. Yok eğer bildikleri o yanlışları yapmaya devam eder ve içlerindeki bazı kendini bilmezlerin boş laflarını ve lakırtılarını engelleyemezlerse, yüzeysel bir dini bilgiyle bu dini yaşamaya devam edebileceklerdir ki bu ise uzun vadede kendilerine muhakkak surette kaybettirecektir. Çünkü yetişen yeni nesiller doğru dini bilgiyi edinemediklerinde yabancı toplumda entegre olmak yerine asimile olacaklar ve pek çok değerlerini ilerleyen yıllarda mutlak surette kaybedebileceklerdir.

Görüldüğü üzere yurt dışında görev yapan imamlara bakış açısı değişmediği sürece buradan en büyük zararı yine burada yaşayan toplumun kendisi çekecektir. Bunu değiştirmenin yolu, yanlış imam algısının kökten değişmesi ve imamların aldıkları maaşa değil, verecekleri hizmetin kalitesine odaklanılmasıdır. 

Bir başka ifadeyle söyleyecek olursak, imamların aldığı maşa takılıp kalmak yanlıştır. İmamları kendilerinin misafirleri olarak görüp onlara saygıda kusur etmeyen Türk toplumu uzun vadede kazançlı çıkacaktır. Ama tersini yapanlar ise ilerleyen yıllarda çocuklarının dinden uzaklaştıklarını görerek çok daha büyük acılar yaşayabileceklerdir. Çünkü onlar çocuklarının yanında sürekli hocalar hakkında olumsuz konuşarak imamların manevi şahsiyetlerini lekelemişler ve hocaları çocuklarının gözünde örnek alınamaz konuma indirgemişlerdir. Dolayısıyla eğer günün birinde kendi çocuklarını dinlerinden ve kültürlerinden uzaklaşmış olarak bulurlarsa, bunun sorumlusu öncelikle kendileridir. İmamları suçlayarak kendilerini aklamaya çalışmaları ise birer züğürt tesellisi olarak kalmaya mahkumdur. Zira imamı dedikodularla ve boş sözlerle üzerek sindiren, yıpratarak görev yapamaz hale getiren ve kendi çocuklarının gözünden düşürenler kabahati başka yerde değil, bizzat kendilerinde aramalıdırlar. Çünkü onlar imama hak ettiği değeri vermeyerek kendi bindikleri dalı kesmişlerdir. Adeta kendi ayaklarına kurşun sıkmışlardır. Sonunda ise hocanın sözüne değer vermeyen genç nesiller ortaya çıkmış, bu yeni nesillerin İslam’ı öğrenme ve yaşama arzusu da böylece kaybolup gitmiştir.

Sonuç olarak, bu sorunun çözümü için çareler bellidir. Herkes işe bir an önce kendisini düzelterek başlamalıdır. İmamlar hakkında ileri geri ve lüzumsuz konuşanlara itibar edilmemeli ve bu tipler uygun bir üslupla etkisiz hale getirilmelidir. İmamlara çıkartılan bu ve benzeri sıkıntılara derhal son verilmeli ve imamlardan en güzel şekilde istifade etmenin yolları aranmalı ve mutlaka bulunmalıdır.


Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.