İmamlar Artık Yalnız Değilsiniz (19)
Yurt dışında görev yapan imamların sorunlarına bazı çözüm önerileri

Yurtdışında yaşayan Türklerin kendilerine dini konularda rehberlik etmek üzere gönderilen imamlara karşı bazen çok acımasız davranabildikleri bilinmektedir. Genel olarak karşılaşılan bu sıkıntıların en başında cami cemaatinden bazılarının imamların aldıkları maaşa odaklanmaları veimamlığın ücretsiz yapılan bir görev olduğunu düşünmeleridir. Başka memurlar yurtdışı görevi esnasında daha fazla ücret alırken buna sesini çıkartmayanların söz konusu imamlar olunca, bir anda aslan kesilmeleri ve hocaya saldırmakta hiç bir beis görmemeleri oldukça düşündürücüdür. Onların sergiledikleri bu olumsuz tavır sonucu kaybeden taraf ise yine kendileri olmaktadır. Zira böyle bir muameleye maruz kalan imamın vereceği hizmetin kalitesi de ister istemez düşmektedir

Buradaki cemaatin en çok yaptıkları yanlışlardan bir diğeri ise, imamın bir hatasını bulduklarında bizzat kendilerinin hesap sormaya kalkışmalarıdır. Oysa imamların bağlı oldukları ataşelikler vardır ve onlar her türlü şikayetlerini buraya serbestçe yapabilmektedirler. Ancak onlar bunu tercih etmek yerine kendileri hesap sormaya kalkmakta ve imamlarla aralarını açmaktadırlar. İmamlarla nasıl konuşacağını bilmeyen bu tür kimseler, sert ve katı davranışlarla imamları incitip üzebilmektedirler. 

Yine, camiye gelen cemaatin bir kısmının hocayı bir dini önder olarak değil de namaz kıldıran, camiyi bekleyen, açıp kapayan bir “işçi” (!) olarak görmeleri de son derece yakışıksız davranışlardan bir diğeridir. 

Camiye gelen bu tiplerin amacı bir şey öğrenmek ya da ibadet etmek değil, adeta imamın açığını bulup ona yüklenmek, buradan zevk almak ve bu yaptığını başka yerlerde anlatarak kendince rahatlamaktır. Bir vakit namaz için imam camiye geç kaldı diye imama acımasızca şaka yollu (!) saldırmak veya ciddi tepki koyup imamla yüz göz olmak ve ortalığı karıştırmak ayıptır. Bu ayıbı işleyenleri uyarmak ise imamın görevi değil, cemaatin aklı başında olanlarının vazifesidir. Lakin onlar da bu duruma seyirci kalır ve susarak bu tür densiz ve terbiyesiz kimseleri onaylarlarsa, imamın o yerde görev yapma aşkını bu şekilde öldürebileceklerdir. Sonuçta ise imamın vereceği din hizmetinin kalitesi düşeceğinden kaybeden yine kendileri, aileleri ve çocukları olacaktır. 

Öte yandan namazda okunan dua ve surelerde bir sürü yanlışı olan ve bunu düzeltmek için çağrıda bulanan imama karşı koyarak camiden kaçanların daha sonra imama dönerek: “buraya geldin gidiyorsun da bize bir şey öğretmedin demeleri ve üste çıkmaya çalışmaları da son derece saygısız yaklaşımlardan bir diğeridir. “Ders var” diye camiden kaçan ve ezberlerindeki yanlışları düzeltmeye yanaşmayan aynı kişilerin bu şekilde bir tavır ve üslupla imamın karşısına çıkmaları oldukça düşündürücüdür. 

Diğer taraftan, ders var diye camiden kaçanları savunan bazılarının ise: “hocaaaa! gördün mü? Milleti camiden kaçırttın, milleti camiden soğuttun!” diyerek dersten kaçanlara destek çıkıp, onları okutmak isteyen imamları suçluymuş gibi göstermeleri de aynı şekilde üzüntü verici yaklaşımlardan bir başkasıdır. 

Maalesef görevini hakkıyla yapmaya çalışan bir imamın bu tür suçlamalarla karşı karşıya kalması onun aşkını, şevkini ve öğretme arzusunu kırabilmektedir. Hiç kimsenin imamları bu şekilde üzüp yaşlandırmaya ve saçlarını erken yaşta ağartmaya hakkı olmasa gerektir. Tüm bunları yaşayan ve kendini ifade etmekte zorlanan çoğu imamın nasıl saçlarının erkenden ağardığı ya da döküldüğü tecrübelerimizle sabittir. 

Yine bir takım kendini bilmez kimselerin imamların yüzüne karşı, “biri gider biri gelir, boşver, biz ne imamlar gördük” demesi, hiç bir imamı beğenmemesi ve ezmeye kalkışması da son derece utanç verici bir başka durumdur. İmama bakışı böyle olan insanların imamların bilgisinden faydalanmaktan ziyade, onları hırpalayarak bir takım komplekslerini tatmin etmeye çalıştıklarını söylememiz yanlış olmasa gerektir. 

Benzer şekilde, cami derneklerine seçilerek gelenlerin farklı edalarla ve kendilerini çok yükseklerde görerek imamlarla uğraşmaya başlamaları, imamları sindirerek rahatlama yoluna gitmeleri, kendilerini imamların amiri olarak görmeleri de son derece yanlıştır. Elbette onların da yaptıkları hizmeti inkar eden yoktur. Camiler yaptırmış, aidat ödemiş ve çok büyük emekler vermişlerdir. Ancak bedel ödettirmek istercesine mükafatını ahirette Allah’tan beklemek yerine, bu dünyada imamların başına kakarak ve imamları ezmeye çalışarak almak istemeleri son derece yanlıştır. Dolayısıyla onların bu tür basit ve seviyesiz tavırları, aldıkları ve alacakları din hizmetinin kalitesini de ister istemez etkilemektedir. 

Diğer taraftan bu gibi kimselerin kendi çocuklarının yanında imamlar aleyhinde konuşmaları, çocuklarına karşı: “oğlum/kızım, hocalar buraya para için geliyorlar zaten, bunlar namazı para ile kıldırıyorlar, para vermezsen namaz bile kıldırmazlar” diyerek imamları çocuklarının gözünde itibarsızlaştırmaları, daha sonra da imamlardan çocuklarına dinlerini öğretmelerini beklemeleri son derece yanlıştır. Zira o çocuk, hakkında bu kadar lafı duyduğu imama itibar etmeyecek ve ondan bir şeyler öğrenmek istemeyecektir ki bu da gayet doğaldır. Çünkü dedikodular üretip hocayı kendi çocuklarının gözünde değersizleştirmişler ve o hocayı örnek alınamaz konuma itmişlerdir.

Aynı şekilde bu kimselerin imamların görev süreleri bitip ülkeye dönecekleri zaman yüzlerine karşı ya da arkalarından hiç utanmadan ve sıkılmadan: “5 yıl burada kaldın da bir ezan okuyacak, namaz kıldıracak çocuk bile yetiştirmedin beee!!” demeleri ve bütün suçu imamlara yüklemeleri ve imamların dedikodularını yapmaları da utanılacak bir durum olsa gerektir. 

Bu şekilde hoca ile uğraşanların uzun vadede kaybedeceklerini söylerken biz tam da bunu kastetmekteyiz. Eğer yabancı ülkelerde yetişen 3. ve 4. nesiller imamlar ve din hakkında olumsuz düşünceler içerisine girmeye başlamışlarsa, buradan bu nesillerin kaybedilme ve dinden uzaklaşma tehlikesi ortaya çıkacaktır ki, burada kusurlu ve kabahatli olanlar öncelikle imamlar değil, adeta misafir olarak bu ülkelere gelen imamları ezmeye ve itibarsızlaştırmaya çalışan kendini bilmez cami yönetimleri, bazı düşüncesiz cami cemaati ve onları zımnen destekleyen büyük çoğunluktur. Zira onlar imamları itibarsızlaştırarak sözlerinin değerlerini düşürmüş ve örnek alınamaz konuma itmişlerdir. Hele 5. ve 6. nesiller aynı bakış açıları ile yetiştirilecek olursa, ilerleyen yıllarda din ve kültür adına geriye nelerin kalacağının çok iyi irdelenmesi ve ona göre tedbirlerin şimdiden alınmaya başlanması uygun olacaktır. 

Elbette sayıları az olmakla birlikte iyi cami yönetimleri ve ihlaslı cemaat her ülkede bulunabilmektedir. Ancak bizim kast ettiğimiz zaten onlar değil, bu bahsettiğimiz özellikleri kişiliğinde ve karakterinde taşıyanlardır. 

Kendileri bu tür kötü özellikleri taşımayanların ve hocalarla iyi ilişkiler kurup çocuklarını en güzel şekilde yetiştirmeye çalışan gurbetçilerin gocunmaya ve alınganlık göstermeye hakları yoktur. 

Biz bunları tecrübelerimize ve gözlemlerimize dayanarak yazarken, dedikodu etmek ya da yurtdışında yaşayan Türkleri küçük düşürmek maksadıyla değil, tersine, aynı yanlışlar bir daha tekrarlanmasın ve bunlar bir son bulsun diye yazmaktayız. Birisinin kalkıp bunları yazması ve söylemesi gerekiyordu. Lakin bu cesareti bu zamana kadar açıkça sergilemeyip hep susanların, bu sorunları halının altına süpürenlerin ve birilerine dalkavukluk yapanların şimdi kalkıp bizim aleyhimizde konuşmaya ve söylenmeye ise haklarının olmadığına inanıyoruz.

Sonuç olarak, yurtdışında yaşayan ve bahsettiğimiz özellikleri kendisinde taşıyan kimselerin bu yanlışlarından bir an  önce vazgeçmeleri kendi lehlerine olacaktır. Yok eğer hala babadan kalma yanlış yöntemlerle imamlarla uğraşmaya devam ederlerse, sonunda kaybeden öncelikle kendileri, sonra çocukları, sonra dinleri, sonra da ülkeleri olacaktır. Zira dinden uzak yaşayan Türklerin zaman içinde nasıl asimile olduklarına tarih şahit olduğu gibi, bu satırların yazarı da bizzat yurtdışında defalarca kez şahit olmuş bulunmaktadır. Dolayısıyla din görevlisine gereken saygıyı gösteren ve onunla uğraşmayan gurbetçi cemaat bunu kendi iyiliği için yapmak durumundadır. Yok eğer hala inatla imamlarla uğraşacaklar varsa, onlar da bilmelidirler ki, onların bu saygısız yaklaşımları aslında imamların şahıslarına değil, gerçek anlamda içselleştiremedikleri İslam’ın kendisinedir. Zira, “Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (Nisa, 4/ 136; Ayrıca bkz. Hucurat, 49/14-15) ayetini bizim bu tür kimselere bir kez daha hatırlatmamız ne demek istediğimizin tam olarak anlaşılmasına katkı sağlayabilecektir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol