İmamlar Artık Yalnız Değilsiniz (20)
İslam’ın ve din hizmetlerinin uzun soluklu başarısı için yapılması gerekenler

19 ayrı makalede ele aldığımız “imama yapılan saygısızlık aslında dine yapılan saygısızlıktır” başlıklı yazı dizimizin bu son kısmında yapmış olduğumuz önerilerimizi ve önemli tespitlerimizi maddeler halinde sıralayarak kısa bir özet yapmak ve derli toplu bir şekilde bu konuyu okuyucuların dikkatlerine sunmak istiyoruz.

1. Toplumumuzun bir an önce “yanlış hoca algısı”ndan uzaklaşıp “doğru bir imam/önder/hoca anlayışı”na kavuşması gerekmektedir. Doğru bir önder/hoca/imam algısının oluşturulması başarılır ve buna göre hareket edilirse, buradan doğru bir din anlayışına ulaşılacak ve sahih bir dindarlık oluşturulabilecektir. Bu doğru dindarlığı şahsında temsil eden saygın mü’minler ise bu son din İslam’ı tüm dünyaya doğru bir şekilde tanıtıp tebliğ edebileceklerdir.

2.  İmam aldığı ücreti sadece namaz kıldırma karşılığında değil, o zamana kadar edindiği bilgiler nedeniyle ve bu bilgileri camiye gelen kadınlara, çocuklara ve diğer insanlara aktardığı ve bu işe zamanını ayırdığı için hak etmektedir. Yoksa bu ücret, sadece namaz kıldırma karşılığında alınmış bir para asla değildir. Zaten imamın kendisi de namazını kılacağından, bu maaşı sadece namazla ilişkilendirmek son derece hatalı ve sakıncalı bir durumdur. Kısaca imam, maaşı namaz kıldırdığı için değil, dini ilimleri öğrendiği, kendisini sürekli geliştirdiği, ömrünü bu işe adadığı,  insanlarla sağlam bilgilerini en güzel şekilde paylaştığı, toplumda bir kanaat önderi olduğu, yol gösterdiği, ışık saçtığı, toplumsal yaraları sardığı, iyilikleri teşvik ettiği, kötülükleri engellemeye çalıştığı, toplumsal kalkışmaları yatıştırdığı, küsleri barıştırdığı, insanlara model olduğu ve camide beş vakit hazır bulunduğu için bu ücreti hak etmektedir. Bu farkı anlamaktan aciz olanların bir kez daha konuyu ciddi şekilde analiz etmeleri gerekmektedir.

3. “Dini bilgi para ile satılmaz” sözü cahilce söylenmiş bir sözdür ve bu lafın sonuçlarının analiz edilmeksizin tekrarlanması son derece yanlış olup, buradan imamlara dil uzatmak aslında son din İslamiyet’e olan kinin bir dışa yansımasıdır denilebilir. Yani, ayetlerin yüzeysel manalarına takılan ama derinlere inme zahmetine katlanmayan ve yanlış yorumlarla imamları karalamaya ve itibarsızlaştırmaya çalışanlar, aslında bunu yaparken imamlara değil inandıklarını söyledikleri son din İslam’a saldırmakta, onu yanlış tanıtmakta ve engin manalarla dolu mucizevi ayetlerin manasını çarpıtarak ve anlamını daraltarak bizzat Kur’an-ı Kerim’in kendisine saygısızlık yapmaktadırlar.

4. İmamların kendi vaazını kendisinin yapması, kendi hutbelerini kendisinin hazırlaması ve sürekli dini konuları araştırması gerekmektedir. Bunun için de  din gönüllüsünün zaten okumaktan ve kendini yenilemekten başka çaresi bulunmamaktadır. Bu itibarla, araştırmayı ve okumayı sevmeyenlerin imamlığı tercih etmek gibi bir yanlışı yapmamaları uygun olacaktır. Bize göre imamı, imam/önder/hoca yapan onun sağlam ve doğru bilgisi ve bunu yaşayarak etrafına örnek olmasıdır. İmam performansını artırdıkça iyi yerlere geleceğini görmeli, daha çok çalışmalı, öğrenmeli ve vaktini asla israf etmemelidir. Bu itibarla imamların sürekli kendilerini geliştirecekleri kariyer basamaklar mutlaka olmalı ve çalışan imamlar amirlerinin keyiflerine bırakılmayacak şekilde objektif kriterlere göre mutlaka hak ettikleri yerlere getirilmeli ve zaman zaman başka türlü de ödüllendirilmelidir. Kendini bu kadar dine ve dini bilgiye adamış imamların eğitim seviyeleri arttıkça ve kariyer basamaklarını tırmandıkça tıpkı uzman doktorların aldıkları ücret gibi ya da ona yakın bir şekilde, hak ettikleri maaşları almaları gerekmektedir. Hala imamların bu kadar çabalarının karşılığının olmaması gerektiğini düşünen, dini bilgiye değer vermeyen ve maaş almalarına karşı çıkanların bu saygısızlıkları aslında imamlara değildir. Tersine onların bu yaklaşımları İslam’a, onun öğrenilmesine ve öğretilmesine olan saygısızlıklarının doğal bir sonucu olsa gerektir. 

5. İmamlık çok ciddi ve itibarlı bir vazife olarak görülmelidir. Bunun için de gerekli saygınlığa kavuşturulmalı, dini ilimler sahasında çalışacak zeki gençler titizlikle seçilmeli ve yetiştirilmelidir. Toplum, gerçek anlamda sağlam ve güvenilir dine bilgiye, liyakata ve ehliyete değer vermelidir. İmamlar hakkında uydurulan yalan yanlış sözlere de itibar edilmemelidir. Aynı şekilde imamın sözünün dinlenilir ve kabul edilebilir olması için de her türlü yanlış algıdan o toplumun kurtulması gereklidir. En başta ise imamın yaptığı görevin karşılığını fazlasıyla alması gerektiği bilinci o topluma doğru bir şekilde yerleştirilmelidir. Eğer bu yerleşmez ve hala imamların maaşlarına kafa takılacak olursa bu işi layıkı vechile yapacak imamlardan mahrum kalınacağı, dini metinlerin gerektiği ve hak ettiği şekilde anlaşılmasının mümkün olamayacağı ve bunun doğal bir sonucu olarakta İslam’dan kopan ya da yarım yamalak dini bilgi ile İslam’ı yaşadığını zanneden insanların sayısının artacağı bilinmelidir. Bu ise uzun vadede o toplumun zararına olacak ve aslında hak etmediği halde en büyük darbeyi de, temsilcisi oldukları farz edilen bu tür Müslümanlar yüzünden İslam dininin kendisi alabilecektir. 

6. “İmamlık” ve “mevlüthanlık” ayrı ayrı meslekler olup herkes yaptığı işin hakkını vermelidir. Mevlüthanlar bilmedikleri alanlarda konuşarak insanları dini konularda yanlış bilgilendirmekten vazgeçmeli ve bu vebali omuzlarına almamalıdırlar. Zira dinin yanlış tanıtılmasına sebep olmak, aslında o dine yapılabilecek en büyük kötülük ve saygısızlıktır.

7. Dini konular ve imamlar hakkında konuşan herkes son derece dikkatli olmalıdır. Çünkü imamlar hakkındauydurulmuş kötü masalları her yerde anlatmak ve bunları dinlemek doğru değildir. Zira imamları itibarsızlaştırmak aslında bir insanın kendi ayağına kurşun sıkması gibidir. Ya da bindiği dalı kesmesi manasına gelmektedir. Çünkü böyle değersizleştirilmiş ve saygınlığı azaltılmış bir imamın sözlerini ve anlatıklarını çocuklar dinlemeyeceklerdir. Bu ise uzun vadede bumerang etkisi yapacak ve bunları yayanların kendilerini ve ailelerini vurabilecektir. İmamları küçük düşüren ve onlarla alay eden sözlerle büyüyen çocuklar eğer dini değerlere farklı gözle bakmaya başlamışlarsa, dinden uzaklaşmayı tercih etmişlerse, anne babaya saygıyı rafa kaldırmışlarsa, yanlış yollara girmişlerse, terör örgütlerinin ellerine düşmüşlerse, şeytana ve nefislerine tapar hale gelmişlerse, devletin malını hortumlamayı marifet zannetmişlerse, burada sorumluluğu olan ve böyle bir ortamın oluşmasına katkı sağlayan herkesin çok dikkatli olmaları uygun olacaktır. Dolayısıyla imamlar hakkında çıkartılan her söylenti, her şayia, her dedikodu, her yanlış haber, her fıkra, ya da her masal aslında imama yapılan saygısızlık değil, İslam’ın kendisine yapılan bir saygısızlıktır. Bu oyunlara gelenler ise sadece kendilerine yazık etmeyecekler, böyle bir işe vesile oldukları ve kötülüklerin yayılmasına imkan sağladıkları için, dünyada iken kazandıkları sevapları ahirette kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceklerdir.

8. Camilerde verilen din hizmeti dışındaki her türlü hizmetler yerel yönetimlerin görevlendireceği kimseler tarafından yapılmalıdır. Bir başka ifadeyle, camilerin temizlenmesi, bakımı ve açılıp kapatılması konusu ya tamamen cami derneklerine ya da yerel yönetimlere yasayla devredilmelidir. Hiç bir kimse temizlikle, güvenlikle ve camilerin açılıp kapanması ile alakalı bir konuda gelip ne imama ne de müftülüğe herhangi bir şikayette bulunabilmelidir. Bu konu tamamen ya sivil toplum örgütü olan cami derneklerinin ya da belediyelerin uhdesine kanunla ve yönetmeliklerle bırakılmalı ve bu görevler sadece onlardan beklenmelidir.Kanaatimizce imama ve dine saygının gereği budur ve bu olmalıdır. Zira arkasında namaz kıldıkları, vaazını ve hutbesini dinledikleri, çocuklarına Kur’an öğretmesi ve dini bilgiler aktarmasını istedikleri bir imamdan caminin tuvaletlerini fırça ve deterjanı eline alarak temizlemesini beklemek son derece insafsız ve vicdansız bir yaklaşımdır ve hiç bir şekilde bunun kabul edilebilmesi mümkün değildir. Bunu bekleyebilecek zihniyetteki kişi, zaten İslam’ı gerçek anlamda özümseyememiş demektir. Az sonra arkasında namaz kılacağı kişiyi, üzerinde o sıfat ve elbiseleri mevcutken tuvalet temizliğine gönderen kimsenin biz“samimi bir mü’min” olabileceğine inanmakta güçlük çekiyoruz. Artık bugünden tezi yok bununla alakalı düzenlemelerin yapılması şarttır. Ancak bu konuda, pıtırak gibi ortaya çıkan bir sürü sendikanın da güç birliği oluşturarak bu taleplerini gerekli yerlere iletmeleri, toplumu bilinçlendirmeleri ve bu konunun takipçisi olmaları gerekmektedir. Zira demokratik yöntemleri kullanarak hak aramasını bilmeyen ve demokratik baskı grupları oluşturamayan imamların öyle kolay kolay bazı haklarını alabilmeleri günümüz dünyasında pek mümkün olamamaktadır. Bu nedenle öncelikli olarak bu konuda halkımızın doğru bilgilendirilmesi ve `yanlış imam algısı`ndan vazgeçmelerinin sağlanması büyük bir aşama olarak görülebilir. Bir doktordan eline süpürge alarak hasteneyi temiz tutmasını beklemek, bir öğretmenden okulun tuvaletlerini ovmasını ve lavabolarını silip temizlemesini istemek, bir hakimin adliye binasının gece bekçiliği görevini de yapmasını ummak nasıl abesle iştigal ise, o kimselerin konumlarına, temsil ettikleri değerlere ve saygınlıklarına aykırı ise, dinin temsilcisi konumundaki imamlardan da aynı şekilde cami tuvaletlerini temizlemesini istemek aynı şekilde abestir, son derece yanlış ve çirkin bir durumdur. Başka meslek mensuplarına gösterilen saygının yarısını imama göstermemek, imama hak ettiği değeri vermeyerek ona üvey evlat muamelesi yapmak ve onu her fırsatta ezmeye ve hırpalamaya çalışmak doğru değildir. Bunu yapan bir kimsenin ya psikolojik problemleri vardır ya da gerçek anlamda imanın zevkini henüz tadıp Hz. Peygamber’in mesleğini cami mihrabında ve vaaz kürsüsünde temsil eden ve yürüten imamın değerini fark edemeyecek kadar İslam’a ve dini değerlere yabancılaşmıştır. 

Öyleyse bu kimselere düşen görev, ya psikologlara görünmeleri ya da dinleri İslam’ı ve onu tebliğ edip açıklayan Hz. Muhammed’i ve onun günümüzdeki temsilcilerini doğru tanımaya ve anlamaya çalışmalarıdır. Modern çağın seküler ve pozitivist bakış açısı ile dine ve imamlara bakmak, onları menfi bir tarzda değerlendirmek ve buradan yanlış çıkarsamalara gitmek yanlış olup, böyle yapanların bu kanaatlerini bir kez daha gözden geçirmeleri uygun oalcaktır. Özetle, bahsettiğimiz özellikleri taşıyan imamlar hak ettikleri saygınlığa bir an önce kavuşturulmak durumundadır. Bir imamın umuma ait bir tuvaleti temizlemesini beklemek, aslında imama yapılan bir saygısızlık değil, onun temsil ettiği Hz. Peygamber’in makamına ve İslam’ın kendisine yapılan büyük bir edepsizliktir.

9.  Münferid hadiselerden yola çıkarak bir takım genellemeler yapmak ancak sığ dimağların ürünüdür. Bireysel bir hatayı tüm camiaya mal etmek ve o camiayı toptan suçlu ilan etmek yanlıştır. Bazı köşe yazarlarının ve onlar gibi düşünen kimselerin imamların açığını aramaktan ziyade, meselere geniş boyutlu bakmayı öğrenmeleri, elmalarla armutları karıştırmamaları, basit ve düz mantıkla değil, bütüncül bakış açısı ile meselelere odaklanmaları, popülist yaklaşımlar sergilemekten kaçınmaları, haktan, adaletten, ilkeli ve tutarlı olmaktan yana bir tavır ve duruş takınmaları kanaatimizce çok daha uygun olacaktır. Zira “çamur at izi kalsın mantığı” ile hareket edilmesi son derece yanlıştır. Bu zamana kadar imamlara bu şekilde saldıranlar hep olmuştur. Ancak bilinmelidir ki, onların  bu saygısız yaklaşımları aslında imamların şahıslarına değildir. İki yüzlü ve yarım gönüllü inanmış bu tiplerin bu tavırları, uzun yıllar boyunca kalplerinde oluşturdukları kinin ve öfkenin dışa yansıması ve İslam dinine olan saygısızlıklarının ve nefretlerinin doğal bir sonucu olsa gerektir.

Bu haftaki makalemizde, ilk 9 önerimizi maddeler halinde sıralamış olduk. Haftaya diğer maddeleri de zikrederek bu konudaki tespit ve temennilerimizi okuyucularla paylaşmayı umuyoruz.

İlk Yayım Tarihi. 2011-05-13 11:16:21

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.