İmamlar Artık Yalnız Değilsiniz 3
Dini bilgi para ile satılır mı?

İmamların itibarsızlaştırılmasında kullanılan ve halkımız arasında en çok rastladığımız konulardan birisi de bilginin para ile satılamayacağı sözüdür. Bu söz ilk bakışta doğru gibi görünse de ciddi şekilde üzerinde düşünüldüğünde ne kadar boş ve anlamsız olduğu ve aynı zamanda da hakkaniyet ve adaletten uzak olduğu görülebilecektir. Zira meseleye geniş boyutlu olarak bakıldığında fark edilecektir ki, aslında herkes bilgisini ve yeteneğini satarak bir şeyler kazanmaktadır.

Bu konuyu örneklerle açıklamaya çalışmamız konunun doğru anlaşılmasına imkan sağlayacaktır. Mesela bir doktor da bilgisini satarak geçimini temin etmektedir. Tıp fakültesinde elde ettiği bilgileri kullanarak hastayı önce muayene, sonra tedavi etmekte ve ücreti hak etmektedir. Görüldüğü üzere ortada bir şeyin satılması söz konusudur ki o da bilgidir. 

Yine bir öğretmen de branşı ile ilgili okuduğu üniversitede edindiği bilgileri satmaktadır. Bu bilgileri öğreterek maaşı hak etmektedir. Görülüyor ki burada da bilgi satışı söz konusudur.

Yine bir gazeteci-yazar gazetedeki köşesinde yılların birikimi sonucu edindiği bilgilerini kamuoyu ile paylaşmaktave bilgisini satarak geçimini temin etmektedir.

Bir futbolcu yıllarca çalışması ve didinmesi sonucu geliştirdiği yeteneklerini kullanmakta ve bir anlamda bilgi ve yeteneğini satmaktadır.

Yine bir futbol teknik direktörü de yıllar içinde edindiği birikim ve tecrübeyi en yüksek ücret karşılığında satmakta ve geçimini buradan temin etmektedir. 

Kitaplar yazarak geçimini sağlayan yazarlar, romancılar ve hikayeciler de aynı şekilde bilgilerini ve hayallarinikağıtlara dökerek buradan paralar kazanmaktadırlar.

Yine bir mimar yıllar boyu emek vererek üniversiteyi bitirmekte, mimar olmaya hak kazanmakta ve bilgisini kağıtlara dökerek para kazanmaktadır.

Bir akademisyen bilgisini pazarlayarak geçimini temin etmektedir. Avukat, hakim ve savcı da hukuk bilgileri sayesinde maaşı veya ücreti hak etmektedirler.

Dolayısıyla her meslek mensubu bilgilerini ve yeteneklerini geliştirmekte ve bu bilgileri satarak geçimlerini temin etmektedirler. Nitekim bütün meslekler bu anlamda değerlidir ve herkes bir şekilde bilgisini satarak ve bunları başkaları ile paylaşarak hayata tutunmaktadır.

Bu itibarla imamet görevi de öncesinde ciddi bir çalışma, bilgi, yetenek ve eğitim gerektiren bir meslektir. Bu birikime kavuşmak için ömrünü harcayan ve bu görevi yapmayı tercih eden kimseye karşı "dini bilgi para ile satılmaz" gibi bir safsata ile karşı çıkmak, aslında "dini bilginin gelişimine ve yaygınlaşmasına karşı çıkmak"anlamına gelecektir. 

Bilmeksizin bunları söylemek ve sürekli tekrarlamak ise artniyetli kimselerin ekmeğine yağ sürmek anlamına gelecektir. (Bu arada imamlık meslek midir? tartışması ise bahsi diğerdir. Meseleyi anlamak istemeyenlerin topu taca atma yöntemleridir. Spekülasyon yaparak konuyu manüple etmek isteyenlerin bir taktiğidir. Laf cambazlığı yaparak insanları kandırma metodudur. Bunlara karşı da dikkatli olunması uygun olacaktır. Meslek ya da değil, önemli olan bu görevin mutlaka ehil bir kimse tarafından yerine getirilmesidir. İsterseniz buna vazife deyin, isterseniz meslek deyin, isterseniz görev. İsterseniz başka bir şey deyin. Durum değişmeyecektir.)

Öte yandan Kur'an'daki "Âyetlerimi (ilkelerimi) az bir menfaat karşılığında satmayın" (Bakara, 2/41; Maide, 5/44; Nahl, 16/95) ayetlerinin anlamının daraltılarak dini bilimlerin para karşılığında öğrenilmesi, öğretilmesi, camilerde ve okullarda okutulması konularına indirgemekte bu ayeti eksik ve yanlış anlamaktır. 

Zira bu ayet, kanaatimizce dünyevi çıkarlar uğruna Allah'ın koyduğu evrensel hakikat ilkelerinin değiştirilmemesi ve çiğnenmemesini emir ve tavsiye etmektedir. Menfaati uğruna evrensel din ve ahlak ilkelerini bir kenara itirek yanlış ve haksız kararlar veren kimseleri kapsayan bu ayeti tutup din görevlilerine indirgemek, Kur'an'ın ruhunu ve özünü anlamamak manasına gelecektir ki kimsenin böyle bir sınırlandırmaya ve keyfi yorum yapmaya hakkı yoktur. 

Bu ayeti, namaz kıldırdığı, hutbe okuduğu, vaaz verdiği, Kur'an öğrettiği ve bunun karşılığında maaş aldığını düşündüğü imamlara hamletmek; ancak meseleye yüzeysel bakan ehliyetsiz kimselerin işi olabilecektir. Bu gibi kimselerin bir takım ünvanlar taşımaları da mühim değildir. 

Mühim olan onların ortaya oydukları bakış açılarıdır. Bakış açısı dar, muhakemesi kıt, anlayışı zayıf, sahasında derinleşmemiş bir kimse hangi ünvanda ya da makamda bulunuyor olursa olsun, onun ortaya koyduğu fikirlerin ölçüleceği terazi, akıl ve vahiy terazisidir. Kur'an'ın evrensel ilkelerine doğru yerden bakar, kafamızı Rabbimizin istediği şekilde çalıştırır ve bağlantıları iyi bir şekilde ortaya koyarsak kimin yanıldığı daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır. Bu itibarla bu ve benzeri ayetleri yüzeysel değil, derinlemesine analiz şarttır. Tersini yapanlar tüm insanlığı doğru ve sağlam bilgiden mahrum ettikleri için ciddi bir veballe karşı karşıya kalacaklarını unutmamalıdırlar.

Bize göre bu ayet, yalancı şahitlik ederek hakikatı çarpıtan ve adaletin tecellisini engelleyen bir kimse ile ilgili olabilir. Zira bu yalancı şahit, Allah'ın koyduğu ayetlerden olan "adalet ilkesi"ni çiğnemiş ve bunu az bir ücrete satmıştır.

Yine kıskandığı bir kimsenin başarılarından rahatsız olan bir hasedçinin iftiralarıyla ilgili olabilir. Zira böyle bir kişi masum bir insanı yalanlarla makamından etmiş ve Allah'ın koyduğu bir ilke olan "doğruluk ilkesi"ni öfkesine mağlup olarak az bir dünyalık için satmıştır.

Yine bu ayet, toplum ve çevre baskılarına bakarak karar veren, dünyevi zevkleri önceleyen, kulaktan duyma yarım yamalak bilgilerle hareket eden ve derin düşünmek istemeyen birisiyle ilgili olabilir. Nitekim böyle bir kişi nefsinin arzu ve isteklerine uyarak "tevhid ilkesi"ni aramak ve bulmak yerine, şirke düşmeyi bilerek ve isteyerek tercih etmiş ve Allah'ın koyduğu bir ilke olan ve Kur'an'da yüzlerce yerde tekrarlanan "aklını kullanma ilkesi"ni çiğnemiş ve az bir dünyalık uğruna ahiretini satmış ve küfrü tercih etmiştir.

Yine bu ayet, kazandığı paraların ve malların zekatını vermek yerine cimriliği tercih eden kişinin durumu ile de ilgili olabilir. Zira "karşılıksız infak etme ilkesi"ni ve zekat  vermeyi reddeden bu kimse Allah'ın koyduğu bir ilkeye karşı gelmiş ve az bir dünyalık uğruna bu kuralı çiğnemiştir.

Dünyevi makamlar uğruna her türlü ilkesizliği mübah gören ve her türlü çifte standardı sergileyen bir kimse ile de ilgili olabilir. Zira böyle bir kimse yalanlarla insanları kandırarak sosyal statü ve makam için Allah'ın koyduğu"istikamet ilkesi"nden ayrılmış ve bu prensibi az bir pahaya satmıştır.

Bu ayet sahte ve kalitesiz mallar üreterek insanlardan haksız kazanç elde eden birisi ile ilgili olabilir. Zira bu kimse bilerek ve isteyerek daha çok mal ve para kazanma hırsıyla malzemeden çalmış veya eksik malzeme kullanıp sahte mallar üretmiş, insanların hayatlarını tehlikeye atmış ve Allah'ın koyduğu "doğruluk ve dürüstlük ilkesi"ni çiğneyerek bu ayetin verdiği mesajı az bir dünyevi kazanca değişmiştir. 

Bu örnekler çoğaltılabilir elbette. Ancak meramımızı anlatmaya bu misallerin yeterli olacağına inanıyor ve bununla iktifa ediyoruz. Dolayısıyla "Âyetlerimi (ilkelerimi) az bir menfaat karşılığında satmayın" ayetinin imamların aldığı ücretle uzaktan ve yakından hiç bir alakası yoktur. Kur'an ayetleri doğru anlaşılmalı ve asla çarpıtılmamalıdır. Yoksa ehl-i kitabın düştüğü yanlışa düşmek tehlikesi her zaman, herkes için mevcuttur.

Diğer taraftan imamlar yaptıkları işin hakkını vermedikleri, gerçekleri bilerek ve isteyerek gizledikleri, doğruları söylemedikleri ve yaşamadıkları, zor zamanlarda haktan ve adaletten yana bir tavır sergilemedikleri, zalimin yanında yer aldıkları, görevlerini açıkça ihmal ettikleri, yalan yanlış bilgileri insanlara din diye anlattıkları, ayetleri keyfi olarak yorumlayıp yanlış tanıttıkları, uydurma hadisleri incelemeden ve araştırmadan büyük bir keyifle naklettikleri, Hz. Peygamberi yanlış tanıttıkları, sürekli bilgilerini yenileyip geliştirmedikleri, vakitlerini boş işlerle tükettikleri, dünyaya daldıkları ve saygınlıklarını kaybettikleri zaman onlar da "öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür " (Hud, 11/112; Fussilet, 41/30) ayetinde anlatılan ilkeleri ihlal etmiş ve bahsedilen bu ayetin kapsamı içine girmiş olacaklardır. 

Ancak imamlar bu hataların hiç birini yapmadıkları ve işlerini en güzel şekilde yapmaya gayret ettikleri halde, hala onları sırf maaş aldıkları için bu ayete dayanarak eleştirmek cehaletten başkası değildir. Bunu yapanlar akıl, insaf, izan ve vicdan sahibi kimseler olarak görülemeyeceklerdir.

Yine konu ile ilgili "sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir" (Yasin, 36/21; Ayrıca bkz. Yusuf, 12/104) ayetini de aynı şekilde yanlış anlamamak gerekmektedir. Zira bu ayette en çok yanlış yorumlanan ve aktarılan bir ayettir. 

İmamlar dine davet ettikleri için karşıdaki kişiden bir ücret alıyor ya da bekliyor değillerdir. Onlar camide dinin öğretisini müslümanlığı seçmiş kimselere öğrettikleri ve ömürlerini bu işe harcadıkları için ücreti hak etmektedirler. 

Oysa bu ayet, kafirleri imana çağırmakla ilgilidir ve sizden hidayet yollarını gösterdiği için ücret istemeyen, karşılık beklemeyen ve bunu sırf benim rızam için yapanların yoluna gidin demektedir. Görüldüğü üzere imam, müslüman olmuş kişiye dinini öğrettiği, onu aydınlattığı, namazında ve dini konularda ona rehberlik ettiği için ücreti hak etmektedir. Yoksa Müslümanlığı seçecek kişiden herhangi bir ücret kesinlikle beklememektedir. Bu ince ayrıntıyı fark etmekten aciz kimselerin biraz mantık ilimleri ile meşgul olmaları ve muhakeme yeteneklerini sağlamlaştırmaya gayret etmeleri yerinde ve uygun olacaktır. 

Bir başka ifadeyle, bir imam hidayet yollarını gösterdiği bir gayr-i müslimden veya mühtediden kesinlikle hiçbir karşılık beklememektedir. Lakin bu İslami ilimleri öğrenmeye zaman ayırdığı ve dini konularda hizmet verme yolunu seçtiği için devletin ya da bir sivil toplum örgütünün kendisine vereceği maaşı hak etmektedir. Kanaatimizce, tıpkı bir futbol teknik direktörü gibi ciddi yaptırımları olan bağlayıcı sözleşmelerle imamların çalışma şartlarını kayıt altına almak ve imamlara bu anlamda geniş bir hareket alanı sağlamak, hem İslam'ın, hem de imamların ve hem de inanmış bir toplumun uzun vadede yararına olacaktır.

Bu itibarla "bilgi para ile satılmaz" sözü cahilene söylenmiş bir sözdür ve bu lafın sonuçlarının analiz edilmeksizin tekrarlanması son derece yanlış olup, buradan imamlara dil uzatmak aslında son din İslamiyet'e olan kinin bir dışa yansımasıdır denilebilir. Kısaca, ayetlerin yüzeysel manalarına takılan ama derinlere inme zahmetine katlanmayan ve yanlış yorumlarla imamları karalamaya ve itibarsızlaştırmaya çalışanlar, aslında bunu yaparken imamlara değil inandıklarını söyledikleri son din İslam'a saldırmışlar, onu yanlış tanıtmışlar ve engin manalarla dolu güzelim ayetlerin manasını çarpıtarak ve anlamını daraltarak bizzat Kur'an-ı Kerim'in kendisine saygısızlık yapmışlardır.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.