İmamlar Artık Yalnız Değilsiniz 5
İmamlar ve onurlu din hizmeti

Daha öncede bahsettiğimiz üzere bu onurlu din hizmetini yapacak imamlar kimseye muhtaç olmayacak şekilde hak ettikleri ücreti almak durumundadırlar. Toplum öyle bir hale gelmelidir ki, bazılarına: “oğlunuz büyüyünce ne olacak?” diye sorulduğunda, o anne ve babalar tereddütsüz: “oğlumuz büyüyünce imam olacak” diyebilmelidirler. Yoksa halen olduğu gibi: “benim oğlum doktor olacak, ya da mühendis, avukat, hakim, savcı olacak” denilir, başka meslekler tercih edilirse ve imamlık toplumda böyle onurlu bir mertebeye yükseltilmezse, kimsenin dini alanlardaki sıkıntılardan ve yaşanan yanlışlıklardan şikayet etmeye hiç bir hakkıolmayacaktır. Bir başka ifadeyle damadının imam olduğunu övünerek söyleyemeyen bir kimsenin içinde yaşadığı o toplumun, dine ve dini bilginin üretilmesine verdiği değer buradan çok rahat anlaşılabilecektir.

Zira toplumda hak ettiği saygınlığı, itibarı ve onuru bulamayan hiçbir meslek dalının gelişmesi ve ilerlemesi mümkün değildir.Herkes, eğer oğlunun daha çok para kazandıran mesleklere yönelmesini ister, dini ilimler ikinci ve üçüncü plana itilirse, dünyada din adına yapılan yanlışlıkların devamına böyle bir anlayış dolaylı ya da doğrudan katkı sağlamış olacaktır. Bu ise uzun vadede ciddi bir sorumluluğu beraberinde getirebilecektir. 

Misal vermek gerekirse, eğer bugün terör ile İslam aynı cümle içinde yer alıyorsa, buradan birileri İslam’a saldırıyorsa, bu hususta dine gereken değeri ve önemi vermeyen Müslümanların da payının büyük olduğu anlaşılmak durumundadır. Çünkü İslam aleminde dini metinleri yanlış anlayan, yanlış yorumlayan ve o şekilde anlatan bazı “sözde hoca”lar varsa ve eğer onlar hak etmedikleri o konumlara bir şekilde gelebilmişlerse, bunda her Müslümanın ortak bir sorumluluğu olduğu muhakkaktır. İyiler ortalıkta olmazsa ve de görünmezse yarım hocalar o boşluğu dolduracaklar ve yanlış algıladıkları ayetleri din diye anlatarak, terör ile İslam’ı özdeşleştirmek isteyen çağımız Ebu Cehillerinin ellerine büyük fırsatlar verebileceklerdir.

Gerçekten ehil insanlar o görevlere özenle seçilerek getirilmezse, insanlar din adına kendilerine öğretilen bazı yanlışları savunmaya ve uygulamaya devam edebileceklerdir. Zira hoca olarak gördükleri ve bildikleri o din adamının anlayışı ve kapatisesi o şekilde ise ve buna inanmış kimseler o yanlış yorumları din diye sahipleniyor, örneğin sivil hedeflere bombalı intihar eylemleri düzenleyebiliyorlarsa ümmetin hepsinin bunda ortak payı yok mudur? 

Zira dini metinleri o şekilde anlayacak bu tür insanlara din alanını bırakmak ve daha zeki olan gençleri başka alanlara yönlendirmek sonucu böyle bir sonuç kaçınılmaz olarak ortaya çıkmamış mıdır? Bu nedenle, din gibi önemli bir saha değersiz görülüp arka planlara itilirse, ehil olmayanların bu boşluğu bir şekilde dolduracakları aşikardır ve böyle yanlış işlere imza atacakları da gün gibi ortada ve kaçınılmazdır. 

Dolayısıyla eğer dini ilimler ve din hizmeti bir toplumda hep üvey evlat muamelesi görür ve dışlanırsa, ortaya çıkacak her türlü yanlış ve isabetsiz din yorumu, algısı ve yaşayışının temelinde bu dışlamanın ve önemsizleştirmenin olumsuz sonuçlarının yattığının bilinmesi gerekmektedir.

Dünya İslam’ı doğru tanımaya muhtaçken bu noktada gerekli çalışmaları yapmayanların ve öncelikleri hep başka alanlara kaydıranların  sorumluklarından kurtulabilmeleri kanaatimizce mümkün olamayacaktır.

Ecdadımız Osmanlı mükemmel anlamda olmasa da dini ilimlerin öneminin farkında idi ve din adamlarına gereken değeri imkanlar ölçüsünde veriyordu. Nitekim din hizmetlerinin ifası karşılığında Osmanlı döneminde imamların ücret aldıklarını ve ehil olanların bu göreve getirildiklerini kaynaklar bize haber vermektedir. “Osmanlı Devleti’nde imam-hatipler, Müslüman topluma hizmet veren kadrolar arasında büyük bir çoğunluğu oluşturuyordu. Padişah beratı ile göreve atanıyor ve kamu görevlisi sayılıyorlardı. Bunların maaş ve ücretleri başlangıçta vakıflar tarafından ödeniyordu. Zamanla maddi yükün artması üzerine yeni kaynaklar aranmış ve giderek merkezi idarenin maaş tahsis etmesi zorunlu hale gelmişti. Böylece Tanzimat dönemine kadar imam-hatip hem devleti temsil etmiş, hem de mahallenin önde gelen yetkilisi ve sorumlusu kabul edilmişti. Hatta resmî kayıtlarda bulundukları yer ve çevredeki“kadıların" (hakimlerin) tabii yardımcıları sayılmışlardı.”

Görüldüğü üzere, Osmanlı’nın son dönemlerinde de imamların devletten maaş aldıkları ve kendilerine değer verildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla günümüzde Diyanet İşleri Başkanlığı’na düşünmeksizin karşı çıkanların ve imamların maaşlarını kendilerine sorun edinenlerin Avrupa’daki Türklerin yaptıkları ve yaşatmaya çalıştıkları camilere yakından bakmaları gerekmektedir. O kamplaşmayı, gruplaşmayı, hizipleşmeyi ve her grubun kendi camilerine çekilerek nasıl parçalandıklarını görmeleri uygun olacaktır. 

Bu nedenle aklı başında birinin Diyanet’e ve imamlara saygısız ve düşüncesiz bir şekilde dil uzatmaktan vazgeçmesi ve sonuna kadar evrensel ilkelerin yanında yer alması gerekmektedir. Zira yıllardır İslam’a hizmet eden Diyanet’in ve onbinlerce imamın gayretlerinin yok sayılması, onların bütün bu çabalarının değersizleştirilmesi ve töhmet altında bırakılmaları ciddi bir vebali gerektirmektedir.

Bu itibarla “sizden birisi, kendisinin Allah katındaki değerini bilmek istiyora kendisi Allah’a ne kadar değer veriyor buna baksın” sözünün iyi anlaşılması gerekmektedir. Allah’ın dininin yaşanması konusunda samimi olanlar dine ve dini alana gereken saygıyı göstermek durmundadırlar. Yoksa her fırsatta imamlara ve din hizmetine yüklenerek imamları itibarsızlaştırmaya çalışanların İslam’ı sevdiklerinden ve Allah’a olan bağlılıklarından şüphe duyulması normal hale gelebilecektir. Çünkü Müslüman olduğunu iddia ettikten sonra, toptancı bir yaklaşımla imamlara bu şekilde dil uzatmak, dini ilimlerin öğretilmesine karşı çıkmak ve din hizmetlerinin önüne engeller çıkartmak iyi  niyetle bağdaşmamaktadır. 

Bu nedenle, eğer birileri Allah’ın dinini ve gönderdiği kuralları önemsemezse Allah da onları önemsemeyecektir. Onlar Allah’ı unutursa Allah da onları kendi hallerine terkedip umursamayacaktır. Tam da burada şu ayet-i kerimeyi hatırlamamız yerinde olacaktır. 

“Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler (önemsiz görmüşler) ve dünya hayatı (daha çok kazanma hırsı) da kendilerini aldatmıştı. İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr edip durdularsa, biz de onları bugün öyle unuturuz.” (Araf 7/51) 

Görüldüğü üzere gerçekten bu din önemsenir, Allah’ın koyduğu kurallara saygı ve bağlılık gösterilirse dini ilimlere ve onlara ömrünü adayanlara da saygı ve itibar gösterilmesi zorunlu hale gelecektir. Bu sahada çalışacak olanlara en geniş imkanlar sunulmazsa, buralarda üretilen sağlam bilgiler sahiplenilip hayata aktarılmazsa dinin umursanmadığı anlaşılabilecektir. 

Kısaca dini ilimler konusunda çalışacak gençler özenle seçilmeli ve her türlü imkan onlara her aşamada sağlanmalıdır. Çünkü toplumda saygın konuma gelmiş imamların dine hizmetleri bu şekilde daha etkili ve verimli olabilecektir. Nasıl Allah’ı sevdiğini söyleyenin Hz. Peygamber’e ittibası isteniyorsa (Âl-i İmrân, 3/31) Hz. Peygamber’in vekili konumunda olan ihlaslı din gönüllülerine de Müslümanların sahip çıkması ve onların sözlerine ittiba etmeleri elzemdir. Zira Allah’a ve rasulüne bağlılığın gerçek göstergesi, ihlaslı, bilgili ve sağlam karakterli hocaefendilere saygı göstermek ve onların gösterdiği yoldan gitmekle mümkün olacaktır. Bu nedenle, Allah’ı sevdiğini iddia eden kimselerin imamlara dil uzatmaktan vazgeçmeleri ve dini ilimlerin ehil olan kimselere, ehil olanlar tarafından öğretilip yaygınlaştırılmasına karşı çıkmamaları gerekir. 

Özetle, imamlık çok ciddi ve itibarlı bir vazife olarak görülmeli, gerekli saygınlığa kavuşturulmalı, dini ilimler sahasında çalışacak zeki gençler titizlikle seçilmeli ve yetiştirilmelidir. Toplum, gerçek anlamda sağlam dine bilgiye ve ehliyete değer vermelidir. İmamlar hakkında uydurulan yalan yanlış sözlere de itibar edilmemelidir. 

Aynı şekilde imamın sözünün dinlenilir ve kabul edilebilir olması için de her türlü yanlış algıdan o toplumun kurtulması gereklidir. En başta ise imamın yaptığı görevin karşılığını fazlasıyla alması gerektiği bilinci o topluma doğru bir şekilde yerleştirilmelidir. Eğer bu yerleşmez ve hala imamların maaşlarına kafa takılırsa bu işi layıkı vechile yapacak imamlardan mahrum kalınacağı, dini metinlerin gerektiği ve hak ettiği şekilde anlaşılmasının mümkün olamayacağı ve bunun doğal bir sonucu olarakta İslam’dan kopan ya da yarım yamalak dini bilgi ile İslam’ı yaşadığını zanneden insanların sayısının artacağı bilinmelidir. Bu ise uzun vadede o toplumun zararına olacak ve aslında hak etmediği halde en büyük darbeyi de, temsilcisi oldukları farz edilen bu tür Müslümanlar yüzünden İslam dininin kendisi alabilecektir. 

Kısaca, imama yapılan saygısızca yaklaşımlar ve “yanlış imam algıları” bir anlamda İslam’ın kendisine yapılan saygısızlık olup, Allah’ın dininin umursanmadığının, değersiz ve önemsiz görüldüğünün, oyun, eğlence ve alay konusu yapıldığının bir göstergesi olabilecektir. Bu nedenle, hala bu konuya itirazı olanların yukarıda mealini verdiğimiz ayete ve onun tefsirlerine ciddi şekilde odaklanmaları kendi yararlarına olacaktır. 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol