İmamlar Artık Yalnız Değilsiniz (Son)
Geçen hafta köşemizde tespitlerimizi içeren ilk 9 maddeyi sunmuştuk. Bu haftaki makalemizde ise geri kalan maddeleri sunarak konuyu toparlamak istiyoruz.

10. Dini tebliğ eden Hz. Peygamber’e gösterilmesi gereken saygının nasıl olması gerektiği ayetlerle açıkça ortaya konulmaktadır. Nitekim elçiye saygı onun getirdiği habere saygı anlamına gelir. Elçiye saygısızlık onun getirdiği mesajı kabul etmeme anlamına gelebilecektir. O mesajın duyurulması ve öğretilmesi görevini her dönemde yüklenenlere yapılacak saygısızlığın ise aynı şekilde mesajın kendisine yapılan saygısızlık anlamına geleceği aşikardır. Dolayısıyla Kur’an’daki bu ayetlerin en güzel şekilde anlaşılması, dini öğrenen ve öğreten gerçek din gönüllülerine saygıda kusur edilmemesi gerekmektedir. Bu itibarla günümüzde imamlara yapılan “hocaaa!” şeklindeki saygısız bir hitap tarzının en kısa zamanda ortadan kaldırılması şarttır. İmamlara “hocaaa!” diye seslenen bu gibi kimselerin bilmeleri gerekmektedir ki, onların bu saygısız üslupları aslında imamların şahıslarına bir hakaret değil, bizzat İslam’a yapılan bir saygısızlıktır. Bir kimsenin inandığını söylediği bir dine bu şekilde saygısızlık etmeye hakkı yoktur. Eğer böyle yapmaya devam ederlerse gerçekten inanmadıkları ortaya çıkabilecektir. (Hucurat, 49/14; Ayrıca bkz. Bakara, 2/8-20; Nur, 24/47) Yok eğer inanıyorlarsa “hocaaa!” demekten vazgeçip saygılı bir şekilde “hocam” demeye başlamaları ve gerçek hoca efendilerin sözlerinden de hiç bir zaman dışarı çıkmamaları uygun olacaktır.


11.  İmamların görevlerini “mesai mefhumu”na indirgemek yanlış olup hala konuyu pozitivist ve materyalist bakış açısıyla değerlendirmeye devam etmek doğru değildir. Böyle yapanların bu saygısız yaklaşımları aslında imamların şahıslarına değil, bilakis İslam’a olan saygısızlıklarının ve nefretlerinin doğal bir sonucu olsa gerektir. Aklı başında, tutarlı, ilkeli ve sağduyulu bir insan meseleye bütüncül olarak baktığında görecektir ki, imamların toplumda oynadıkları roller sayısızdır ve bu sadece ve sadece namaz kıldırmakla sınırlı değildir. Tersine, onların bu görevleri insanın doğumundan ölümüne, hayatının her anında onlarla beraber olmaları ile gerçekleşmektedir. Bunu ise “mesai kavramı” ile değil, toplumda oynadıkları bu büyük ve etkin rol ile değerlendirmek gerekmektedir. Dolayısıyla imamları hak ettikleri o saygın konuma taşımak ve meseleye sadece “mesai kavramı”yla bakmamak inanan bir toplumun hem kısa, hem de uzun vadede kendi yararına olacaktır.

12. Camileri inşâ eden kimselerin buralara hayat verecek ve inananlara gerçek anlamda rehberlik edecek örnek ve önder imamların yetiştirilmesine de aynı şekilde katkı sağlamaları, bu imamları yıpratmak isteyenlere karşı son derece dikkatli olmaları, camiye gelen cemaatin bilgilerinin tazelenmesi ve güncellenmesi için gerekli çalışmaları yapmaları, bunun için de ayrıca vakıflar tahsis etmeleri, sürekli yeni gelişmelere yatırım yapmaları, değişimi önceden fark ederek gerekli tedbirleri almaları, toplumsal yozlaşma ve çürümeye karşı ayakta kalıp mücadele edecek karakterde nesiller yetiştirmeleri, dini tebliğ ve temsilde katı ve sert yaklaşımlar yerine, içinde yaşanılan döneme en uygun esnek yaklaşımlar sergilemeleri ve camiyi inşâdan daha ziyade bünyesinde bu gibi anlamları barındıran “imar” boyutuna daha fazla ağırlık vermeleri uygun olacaktır. 

Aksi takdirde bina olarak estetik güzelliği yerinde, ama içinin mânevi süsü olması gereken imam ve cemaatin kalitesi açısından yerlerde sürenen bir mekan, gerçek anlamda mâbed olamayacak ve bu dini gerçek anlamda dünyaya tanıtma vasfından her geçen gün biraz daha uzaklaşacaktır. Zira gayr-i müslimlerin İslam’ı seçmelerinde bu mâbedlerin kendilerinden daha ziyade, onun içini dolduran Müslümanların hal ve tavırları belirleyici olmaktadır. Dolayısıyla kamil müminlere düşen görev, bahsettiğimiz özellikleri şahsında toplamış bilgili, ihlaslı ve ahlaklı imamların yetiştirilmesine katkı sağlamak, bu imamlara hak ettikleri saygıyı sonuna kadar göstermek ve camileri bu anlamda da imar etmek olmalıdır. Büyük ve görkemli camiler inşa ettikten sonra her şeyin bittiğini zannetmek, orada görev yapacak imamı değersizleştirecek davranışlar içine girmek, ya da böyle yapan kimselere destek çıkmak, bilerek ya da bilmeden İslam’a yapılacak en büyük bir kötülüklerden biri olacaktır. İmama yanlışlık yapan kendi babası, abisi, amcası ya da çok yakın arkadaşı olsa bile ona karşı kalkıp: “Bu sizin yaptığınız yanlış. Elinizde delil yok, sadece dedikodu yapıyorsunuz. Haksız yere imamla uğraşıyorsunuz, sizin bu davranışınızı asla onaylamıyorum” diyen ve gereğini yapan gerçek anlamda Hz. Peygamber’i tanıyan ve onun izinden giden kimse demektir. Zaten Kur’an’ın da bizden istediği ve beklediği budur. Dolayısıyla bu ilkeli ve kararlı duruşu sergileyerek hakkı ve adaleti tutup ayağa kaldıranların sayısı bir toplumda ne kadar fazlalaşırsa, o toplumda suç oranları giderek düşeceği ve huzursuzlukların zaman içinde azalacağı muhakkaktır. Biz müslümanlar, bu omurgalı, ilkeli, kararlı ve tutarlı duruşu sergilememiz durumunda haksızlık yapmayı alışkanlık haline getirenlerin kendi hallerini yeniden gözden geçirecekleri ve toplumda güzel insanların sayılarının artacağı ise bir gerçekliktir. 

13.  Cami dernekleri imamlara karşı tavırlarını yeniden gözden geçirmeli ve asla imamları üzecek, küçük düşürecek davranışlara yeltenmemelidirler. Böyle yapanlar varsa onlar artık bu yanlıştan şiddetle kaçınmalıdırlar. Çünkü bir imam kendisine saygıyla davranan bir cemaate sahip olduğunda, o da onlara daha fazlasıyla muamele edecek ve cematine saygıda kusur etmeyecektir. Bu nedenle, imama yapılan saygısızca yaklaşımların aslında dine yapılan saygısızlık olduğu bilinmek durumundadır. Dinine değer veren bir kimsenin imamla uğraşması ve toplum nezdinde onun saygınlığına gölge düşürmeye çalışması kabul edilebilir bir davranış değildir. Böyle yapanların dine ve dini değerlere bakışlarını yeniden kontrol etmeleri ve Hz. Peygamber’i doğru anlamaları kendi lehlerine olacaktır.

14. Camilerde yardım toplama işi tamamen sivil toplum kuruluşlarına devredilmelidir. İmamlar para toplama faaliyetlerine katılmamalıdırlar. Bize göre bir imamın en asli görevi, sağlam dini bilgiyi camide kendine ait odasında selim bir kafa çalışarak elde etmesi ve insanlara doğru ve güvenilir dini bilgiler aktarmasıdır. İmamı bu esas görevi olan İslam’ın doğru ve sağlam bilgisini okuma, araştırma, inceleme, anlama, yorumlama, kendini bir konuda derinleştirme ameliyesinden uzaklaştırmak ve başka yükleri de onun omuzuna vermek uzun vadede hem o topluma hem de İslam’a kaybettirecektir. Zira dini bilgide derinleşme ve ihtisaslaşma çok ciddi bir iştir ve imamlar tamamen buna odaklanmak durumundadırlar. Bizim kanaatimize göre, imamların ve diğer dini kurumlarda çalışan din eğitimi tahsili yapmış kimselerin zamanlarını bu tür yardım işleriyle çarçur etmek yerine İslami konularda tefekküre dalmaları çok daha hayırlı olacaktır. Sağlam bilgi üretip bunu yayması gerekenlerin para toplamaya, cami, okul, yurt, Kur’an kursu vs. inşa etmeye zaman ayırmaları, İslam toplumuna yapılacak en büyük kötülüklerden biri olacaktır. Çünkü akıllı bir toplum, neyi, nerede, nasıl ve ne kadar kullanacağını bilen bir toplumdur. Dini konularda uzmanlaşanları esas işlerine yönlendirmek ve bu tür yardım toplama işlerini ise emekli olanlara ya da gönüllülere devretmek aklın ve mantığın gereğidir. Bu itibarla, imamlar özellikle camilerde yardım toplamayla ilgili her türlü iş ve eylemden bir an önce uzaklaşmalı ve asıl işlerine odaklanmalıdırlar. Zamanını ilme ve Müslümanların doğru bilgiler edinmesine, bir başka ifadeyle sağlam ve güvenilir dini bilginin üretilmesine, öğretilmesine ve yayılmasına harcamalıdırlar. Bize göre bir imamın, vaazin ya da müftünün bu tür yardım toplama, kapı kapı dolaşma, bina yapma, bu binaların tamirat ve bakımıyla uğraşma vs. işlere bulaşması son derece yanlıştır. Bu tür işlerin sivil toplum örgütleri olan vakıf ve derneklere bırakılması en doğru olandır. Böyle yapıldığında para toplama faaliyetleri ile ilgili imamlar ve müftüler hakkında çıkartılan dedikodular da zamanla yok olacak, buradan imamları yıpratmak ve dine zarar vermek isteyenlerin ellerindeki bir bahane de böylece alınmış olacaktır. Bu bahsettiğimiz hususu halletmenin uzun vadede hem imama, hem o tür kişilere, hem de İslam’a çok büyük bir fayda sağlayacağı ise su götürmez bir gerçektir.

15. İşinde ehil olmayan bir imamın hatasına bakarak genelleme yapmak ve tüm imamları suçlu ilan etmek doğru değildir. Zira genelleme yapmak ve yapılan bu tür genellemelere hemen inanmak, basit bir mantıkla ve yüzeysel düşünen kimselerin işidir. İblis de böyle düşündüğü, genelleme yapma kolaycılığına saptığı,  insan ve cin soyu hakkında yanlış bir akıl yürütmede bulunduğu, sonrasında da ırkçılık yaparak bir üstünlük yarışına girdiği, kendini haklı ve çok bilgili zannettiği, hatasında küstahca inat ettiği ve tövbeye yanaşmadığı için Rabbinin huzurundan kovulmuş ve ebedi cehennemi hak etmiştir. Günümüzde de aynı yola girerek genellemeler yapan, açıkça yanlış kararlar alan, bunları inatla savunan ve hatalarını görmek istemeyen zavallı insanlar vardır ve maalesef bunların da ahirette kaybedeceklerini yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim şimdiden bizlere haber vermektedir. Kanaatimizce imamları ya da başka takva sahibi değerli önder mü’minleri yapmadıkları şeyler nedeniyle suçlayan, onların toplum nezdindeki itibarlarını sarsmaya ve yok etmeye çalışanların bu saygısız yaklaşımları aslında İslam’a olan nefretlerinin doğal bir sonucudur. Dolayısıyla bu adamların gerçek niyetlerini anlamadan, onlara inanıp yanlış karar verebilecek samimi Müslümanların yapması gereken şey, sorgulayıcı, eleştirici ve seçici bir akılla meselelere bakmak ve her zaman her konuyu bütüncül bir yaklaşımla ve evrensel ahlak ilkelerine göre ele alıp değerlendirmek olmalıdır.

16. Hz. Peygamber’in zamanında camide kadınların da bulunduklarına, namaz kıldıklarına, sohbet dinlediklerine, sorular sorduklarına, bazı hususlara itiraz ettiklerine dair uygulamaların örneklerini anlatan imamlara karşı, “biz atalarımızdan böyle gördük” diyerek onları dinlememek, namazı cemaatle kılmak isteyen kadınları camiden kaçırtmaya çalışmak ve özellikle müezzinlik yapmaya hevesli küçük çocukları küstürmek de doğru değildir. Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in ortaya koyduğu ilkeleri öğrenip özümsemeden kulaktan dolma bilgilerle bu prensiplere karşı çıkmak, yanlış gelenekleri savunmak, zamanı geçmiş bazı uygulamaları şaşmaz doğrular olarak görüp sahiplenmek, şartlar nedeniyle değişmesi gereken bazı ictihadları din zannedip bunları insanlara ısrarla dayatmaya devam etmek katiyetle doğru değildir. Böyle yapanlar bu tür sağlam temellere dayalı esasları reddettikleri, bunları savunan din adamlarını zan ve töhmet altında bıraktıkları ve dünyada İslam’ın yanlış tanıtılmasına sebep oldukları için sorumludurlar. Bu tür kimselerin kendini bilmez bu tavırları aslında bu hakikatleri savunan gerçek İslam mütefekkirlerinin şahıslarına değil, aksine İslam’adır. Eğer onlar hala İslam’ı doğru anlamaya karşı ilgisizliğe, gevşekliğe, bağnazlığa, saygısızlığa ve körü körüne hatalarını savunma yanlışlarına devam ederlerse, sonuçta kaybeden muhakkak surette hem kendileri hem de onlara aldanıp peşlerinden giden zavallılar olacaktır.

17. Yurtdışında görev yapan imamların aldığı maşa takılıp kalmakta yanlıştır. İmamları kendi misafirleri olarak görüp onlara saygıda kusur etmeyen Türk toplumu uzun vadede kazançlı çıkacaktır. Ama tersini yapanlar ise ilerleyen yıllarda çocuklarının dinden uzaklaştıklarını görerek çok daha büyük acılar yaşayabileceklerdir. Çünkü onlar çocuklarının yanında sürekli hocalar hakkında olumsuz konuşarak imamların manevi şahsiyetlerini lekelemişler ve hocaları çocuklarının gözünde örnek alınamaz konuma indirgemişlerdir. Dolayısıyla eğer günün birinde kendi çocuklarını dinlerinden ve kültürlerinden uzaklaşmış olarak bulurlarsa, bunun sorumlusu öncelikle kendileri olacaktır. İmamları suçlayarak kendilerini aklamaya çalışmaları ise birer züğürt tesellisi olarak kalmaya mahkumdur. Zira imamı dedikodularla ve boş sözlerle üzerek sindiren, yıpratarak görev yapamaz hale getiren ve kendi çocuklarının gözünden düşürenler kabahati başka yerde değil, bizzat kendilerinde aramalıdırlar. Çünkü onlar imama hak ettiği değeri vermeyerek kendi bindikleri dalı kesmişlerdir. Adeta kendi ayaklarına kurşun sıkmışlardır. Sonunda ise hocanın sözüne değer vermeyen genç nesiller ortaya çıkmış, bu yeni nesillerin İslam’ı öğrenme ve yaşama arzusu da böylece kaybolup gitmiştir. Bu sorunun çözümü için çareler bellidir. Herkes işe bir an önce kendisini düzelterek başlamalıdır. İmamlar hakkında ileri geri ve lüzumsuz konuşanlara itibar edilmemeli ve bu tipler uygun bir üslupla etkisiz hale getirilmelidir. İmamlara çıkartılan bu tür sıkıntılara derhal son verilmeli ve imamlardan en güzel şekilde istifade etmenin yolları aranmalı ve mutlaka bulunmalıdır.

Yurtdışındaki cami derneklerinin büyük bir kısmı imamlara karşı sergiledikleri bazı olumsuz yaklaşımlarından bir an önce vazgeçmelidirler. Bu tür derneklere karşı büyükelçiliklerin, konsoloslukların ve müşavirliklerin yaptırım uygulama imkanları olmalıdır. Aldıkları keyfi kararlarla imamların severek ve isteyerek görev yapma aşkını öldüren ve söndüren bu tür kimseler bir an önce kendilerini sorgulamak durumundadırlar. Aksi takdirde buraya görev yapmaya gelen imamlar bu tür davranışlarla karşılaştıklarında bir an önce buradan ayrılmanın yollarını arayacaklar, ya da askerde olduğu gibi şafak sayacaklar ve hizmet üretme yerine problem çıkmasın diye susmayı tercih ederek süreyi doldurmayı tercih edebileceklerdir. Bize göre yurtdışına görev yapmaya gelen bu din görevlilerinin cemaate, gençlere, kadınlara ve çocuklara bir şeyler verebilmesi ve iştiyakla çalışabilmesi için derneklerden ve cemaatten gereken saygıyı, ilgiyi ve alakayı görmeleri kaçınılmazdır. Görev yapmaya gelmiş insanı küstürüp içine kapatarak bir şeyler yaptıklarını zannedenler ne kadar yanlış yaptıklarını ilerde anlayacaklardır ancak o zaman da iş işten geçmiş olacaktır. Bu itibarla cami dernek yönetimleri büyük düşünmeli, imamlarla uğraşmayı bırakmalı ve gençlerin eğitimine çok daha fazla ağırlık vermelidirler. Bu hususta hiç bir fedakarlıktan kaçınmamalı ve imamlarla iyi bir diyalog kurup hayırlı hizmetler için birbirleriyle yarış halinde olmalıdırlar. Güzel camiler yaptırmayı marifet olarak görmemeli, onun içini kaliteli cemaatle doldurmayı öncelikli hedef olarak belirlemelidirler. 

Kısaca dernek yönetimleri kaliteli cemaati yetiştirecek vakur ve onurlu imamlara sahip çıkmakla işe başlamalı ve bu konuda büyük bir çaba ve gayretin içerisinde olmalıdırlar. Elbette sayıları az olmakla birlikte iyi cami yönetimleri ve ihlaslı cemaat her ülkede bulunmaktadır. Ancak bizim kast ettiğimiz zaten onlar değil, bu bahsettiğimiz özellikleri kişiliğinde ve karakterinde taşıyanlardır. Kendileri bu tür kötü özellikleri taşımayanların ve hocalarla iyi ilişkiler kurup çocuklarını en güzel şekilde yetiştirmeye çalışanların gocunmaya ve alınganlık göstermeye hakları yoktur. Biz bunları tecrübelerimize ve gözlemlerimize dayanarak yazarken, dedikodu etmek ya da bu yurt dışında yaşayan Türkleri küçük düşürmek maksadıyla değil, tersine, aynı yanlışlar bir daha tekrarlanmasın ve bir son bulsun diye yazmaktayız. Birisinin kalkıp bunları yazması ve söylemesi gerekiyordu. Lakin bu cesareti bu zamana kadar sergilemeyip hep susanların, bu sorunları halının altına süpürenlerin, birilerine dalkavukluk yaparak her şeyi güllük gülistanlık ve sorunsuz gösterenlerin şimdi kalkıp, bunları yazdığımız için bizim aleyhimizde söz söylemeleri doğru ve inandırıcı olmayacaktır.

Yurtdışında yaşayan ve bahsettiğimiz özellikleri kendisinde taşıyan kimselerin bu yanlışlarından bir an  önce vazgeçmeleri kendi lehlerine olacaktır. Yok eğer hala babadan kalma yanlış yöntemlerle imamlara uğraşmaya devam ederlerse, sonunda kaybeden öncelikle kendileri, sonra çocukları, sonra dinleri, sonra da ülkeleri olacaktır. Zira dinden uzak yaşayan Türklerin zaman içinde nasıl asimile olduklarına tarih şahit olduğu gibi, bu satırların yazarı da bizzat yurtdışında defalarca kez şahit olmuş bulunmaktadır. Dolayısıyla din adamına gereken saygıyı gösteren ve onunla uğraşmayan cemaat bunu kendi iyiliği için yapmak durumundadır. Yok eğer hala inatla imamlarla uğraşacaklar varsa, onlar da bilmelidirler ki, onların bu saygısız yaklaşımları aslında imamların şahıslarına değil, gerçek anlamda içselleştiremedikleri İslam’ın kendisinedir.

Sonuç olarak, imama saygı dine olan saygıdır. İmama gereken saygıyı göstermeyenlerin hatalı oldukları ortadadır. Genel olarak ortaya koyduğumuz bu ilkelere uygun davranılması durumunda sorunlar zaman içinde giderek azalacaktır. Bizim amacımız, bütün bu sorunların aşılması ve İslam’ın tüm dünyaya doğru bir şekilde tebliği konusundaki çalışmalara hız ve yoğunluk verilmesidir. Yapmış olduğumuz bu çalışmamız, bu alandaki bir boşluğu doldurduğu, insanların düşünmelerine ve sorgulamalarına kapı araladığı ve yapılacak diğer çalışmalara katkı sağlayıp ışık tuttuğu zaman vazifesini ifa etmiş olacaktır. Bizim bu konudaki niyetimizi ve samimiyetimizi en iyi bilen Rabbimizdir. Çalışmak bizden, tevfik ise O’ndandır.



Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
e 2 yıl önce

yüreğine ve kalemine sağlık hocam