İslam dininin diğerlerine galibiyeti mi yoksa mensuplarının diğerlerine galibiyetinden mi söz edilir? Elbette mensuplarının galibiyetidir sözü edilen. Müslümanlar galip gelecekse ne zaman olacak? Diğer dinlerden kasıt ne? “Galip gelmek” daha çok savaş için kullanılır. Müslümanlar savaş yoluyla mı galip gelecekler? Müslümanların hedefi galip gelmek mi, diğerlerine rehberlik ederek onları hidayete erdirmek mi?

Daha da soruları çoğaltmak mümkündür. Bu nedenle belki problemli bir başlık. Haddizatında maksadımız bu sorulara cevap aramak da değildir. Maksadımız aynı anlama gelen Kur’an’daki üç ayete çoğu meal yazarının verdiği meal ve yine birçok müfessirin bu doğrultuda yaptıkları yorumları tartışmaktır. Sözünü ettiğimiz ayetler: Tevbe 33, Fetih 28 ve Saff suresinin 9. ayetidir. Başlıktaki soruyu gündeme getiren de sözünü ettiğimiz meal ve yorumlardır.

Tevbe suresindeki ayet şöyle:

هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ

Genelde ayete şöyle meal veriliyor:

“O Allah ki, peygamberini, doğru yolu göstermek ve müşrikler hoşlanmasalar da hak dini diğer dinlere üstün kılmak için gönderdi.” (Tevbe 33)

Sözünün ettiğimiz ayetlerden Fetih suresindeki ayette “müşrikler hoşlanmasa da” yerine “şahit olarak Allah yeter” ifadesi geçmektedir. Bunun dışında ayetler arasında bir farklılık bulunmamaktadır.

Bazı meallerde “diğer dinler” yerine “batıl dinler”, üstün kılmak” yerine de “galip kılmak/hâkim kılmak” gibi ifadeler kullanılmaktadır. Meallerin çoğu ayeti bu şekilde anlamlandırmaktadır. Elinizde birkaç meal varsa kontrol edebilirsiniz.

Ayetin orijininde “diğer” ifadesi de yoktur “batıl” ifadesi de yoktur. Ayrıca “din” kelimesi de çoğul değil, tekil olarak geçmektedir. Arap diline vakıf olanlar “ed-din” kelimesi cins isim olarak kullanılmıştır ve cins isim o cinsin kapsamına girenlerin tamamını kapsadığından çoğul olarak anlamlandırılabilir diyebilirler ama gerçekten cins isim olarak mı kullanılmıştır?

Ayeti bu şekilde anlayan müfessirler –ki çoğu bu şekilde anlamaktadır-, İslam’ın “galip/üstün/hâkim geleceği”  meselesini de şöyle yorumlamışlardır:

a. Haddizatında deliller ve gerçekler muvacehesinde İslam dini üstündür/galiptir.

Kuşkusuz her Müslüman deliller muvacehesinde İslam’ın üstün olduğuna inanır. Tabi eğer deliller muvacehesinde inanmışsa. Ancak eğer böyle bir anlam kastedilmiş olsaydı ayet indiği sırada da deliller muvacehesinde İslam üstün idi. Arap diline vakıf olanlar ayetin indirilişinden sonrasının kastedildiğini bilirler.  

b. Peygamber döneminde ve bugüne kadar galip gelmediyse ileride galip gelecektir.

c. Hz. İsa gökten indiğinde galip gelecektir.

Ben de İslam’ın galip geleceğine inanıyorum ama bütün insanlar akıllarını kullanarak ve deliller muvacehesinde inançlarını seçerlerse. Bir ama daha var o da önce Müslümanların akıllarını kullanmaları ve deliller muvacehesinde yeniden iman etmeleri.

Böyle bir bahar olacak mı, bilemiyorum. Şuna kesin inanıyorum ki ahrette gerçekler ortaya çıkacak ve bütün insanlar buna şahitlik edecektir. İşte bunda kuşkum yok.

O halde ayetler neyi anlatıyor?

Her şeyden önce Kur’an’da  “ed-din” şeklinde “el” takısı almış kullanımlarda batıl dinler veya diğer dinler değil, hak din olan İslam kastedilmektedir. O halde “liyuzhirahu” sonundaki “hu” zamiri “din” kelimesine değil, “rasul” kelimesine gitmektedir. Buna göre ayetin meali şöyledir:

“O’dur Resulünü doğruya rehberlik ve hak din ile gönderen. Bu sebeple müşrikler istemese de onu, dinini tamamını tebliğe muvaffak kılacaktır.”

Ayetin orijininde “tebliğ” kelimesi yoktur. Kelime anlamıyla tercüme edersek “dinin tamamına muttali kılacak/üstesinden gelmesini sağlayacak” demeliydik. Peygamberin temel hedefi tebliğ olunca daha vazıh olsun istedik.

Ayette geçen “müşrikler hoşlanmasa da” ifadesinden ve ayetin sıyak-sıbakından da sözünü ettiğimiz meallerle bu doğrultuda yapılmış yorumların tutarlı olmadığını göstermektedir:

Belli ki ayetten Müslümanların Yahudi ve Hıristiyanlara galip geleceklerini anlıyorlar. Zaten müşriklerin din diye bir iddiaları yoktur. Eğer kastedilen bu ise ne diye “müşrikler hoşlanmasa da” denilsin ki? Öncelikle Yahudi ve Hıristiyanlar bundan hoşlanmayacaktır.

Ayetler henüz Kur’an’ın tamamının indirilmediği ve dolayısıyla tamamının tebliğ edilmediği bir sırada indirilmişlerdir. Dinin tamamlanmaması ve insanlara tebliğ edilmemesi için en çok çalışanlar müşriklerdir. Vahyin insanlara ulaşmaması için gürültü çıkaranlar, Mekke’de de Medine de Peygamberi öldürmek ve işi kökünden halletmek için çaba harcayanlar onlardır. Tevbe ve Saff suresinde bu ayetten önceki ayetlerde müşrikler istemese de Allah’ın nurunu tamamlayacağından söz edilmektedir. Bu ayetlerde sözü edilen ”nur” ile vahiy yani Kur’an kastedilmektedir.

Kısaca, Kur’an’ın tamamının vahyedileceği ve müşriklerin buna engel olamayacakları anlatılmaktadır.   

  

    

  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.