banner222
İslam Düşüncesinde Felsefenin Yeri ve İşlevi
Felsefenin bir Müslümanın hayatındaki yeri ve önemini Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya’ya sorduk. Bayram Ali Çetinkaya, 1967 yılında Konya'da doğdu. 1990 yılında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Yüksek lisansını 1994’te, doktorasını 1999’da Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde tamamladı. Bu arada 1991-1997 yılları arasında Ankara’da öğretmenlik görevinde bulundu. 1997 yılında Cumhuriyet Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü’ne araştırma görevlisi olarak atandı. 2004 yılında doçent, Aralık 2009 yılında profesör oldu. Evli ve iki çocuk babası olup İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Felsefe Tarihi anabilim dalında öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Aynı zamanda Çetinkaya, Bülent Ecevit Üniversitesi İlahiyat fakültesinde Dekanlık görevini de îfa etmektedir.

Dinihaberler – Felsefe denildiğinde özellikle cemaatsel yapıya ve zihniyete sahip çevrelerde bir antipati var. Felsefenin dinsizlik olduğu, felsefe okuyanların genelde din eleştirmenliğine başladığı, ayet ve hadisleri inkar ettiği gibi toplumda bir algı var. Gerçekten Felsefe nedir?  
 
Bayram Ali Çetinkaya - Hakikati aramanın ve ona ulaşmanın formüllerini veren ve işaretlerini gösteren felsefe, çok çeşitli tanımlara muhatap olmuş bir alandır. Filozofların sayısınca felsefe tanımlarının mevcut olduğu ileri sürülse, bu ifade herhalde abartılı olmayacaktır. Felsefe; düşünce ve fikrin zenginleştiği, bir o kadar da çeşitlendiği, aynı zamanda tartışıldığı bir sahadır. 

Genel ifadeyle hikmet sevgisi olarak bilinen felsefe, sanatların sanatı, ilimlerin ilmidir.
Felsefe ve hikmet kelimeleri, çoğunlukla birbirleri yerine kullanılır. Dolayısıyla hikmet, bir disiplin ve düşünce tarzı olarak da felsefeyle aynı anlamlara gelir. Özellikle 9. yüzyıldan sonra, Müslüman filozoflar, felsefe kavramı yerine hikmet kavramını benimsemişlerdir.

Bunun nedeni ise aynı dönemde ortaya çıkan felsefeye olan muhalefeti azaltmanın ve bu kavram yerine Kur ‘ani bir ifade olan hikmeti öne çıkarmanın amaçlandığı söylenebilir.

Dinihaberler – Yani felsefe baktığınız yere ve düşünce yapınıza bağlı olarak değişiklik gösteren esnek bir kapsama alanı olduğu düşünülebilir. Felsefe mü’minin imanını, kafirin ise küfrünü arttıran bir yapıya sahip, diyebilir miyiz?

Bayram Ali Çetinkaya - Denilebilir elbette. Bu felsefeye yüklenen anlam  ve bakış açısına göre değişir. Felsefe üzerinde meydana gelen kafa karışıklığının nedeni hikmetle birlikte ele alınıp alınmamasından kaynaklanıyor.

Hikmet, kesin doğru bilgi, yapılması erdemli olan bir hareket tarzıdır. Bu anlamda kullanımıyla hikmet, felsefeden daha kapsamlı bir anlam örgüsüne ulaşır. Yani her felsefe, hikmet olabilir; ama her hikmet felsefe değildir. Hikmet ilimle sanatın birleşmesidir.

Bir anlamda ilim ve fıkıh demek olan hikmet varlıkların özündeki manaları anlamaktır. Yani varlıklar arasındaki sebep sonuç ilişkilerini, etkileşim düzeniyle birlikte izleyip, varlıkların özünü ve amaçlarını kavramak demektir.

Dinihaberler – Felsefeyi İslam karşıtı bir bilim olarak görmenin ötesinde siz felsefeyi Kur’an’ı anlamak için neredeyse zaruri bir bilim olarak anlatıyorsunuz.

Bayram Ali Çetinkaya - Kur’ân’ın birçok yerinde hikmet, peygamberlik kavramıyla birlikte zikredilir. Hatta çoğu zaman onun yerine kullanılmaktadır.  Dolayısıyla hikmet, Allah’ın emrini anlamaktır.

Dinihaberler – Felsefe ile iç içe neredeyse andığınız hikmetin anlamı nedir? Her bilgi hikmet midir? Ya da hikmetli bilgi nedir?

Bayram Ali Çetinkaya - Bir bilgiye hikmet denebilmesi için üzerinde faydalı bir işin eserinin görülmesi gerekir. Herhangi bir faaliyete hikmet adı verilmesi de hem ilmî temellere dayanması ve ilmin gereklerine uygun olarak ortaya konması, hem de kötülüğü ve zararı amaçlanmamış olması gerekir.

Bu çerçevede hikmet, Allah’ın emirlerini düşünmek ve ona uymaktır ki, nihayetinde bunu gerçekleştiren kimse, mutlak şekilde Allah’a itâat edecektir.

Ruhların sükûn ve güvenliğinin son durağı olan hikmet, bütün hallere hakkı tanık tutmaktır.

Dinihaberler – İlim sahibi olmayı bir noktaya kadar insan kendi çalışması ile elde edebilirken hikmet insanın gayretinin dışında ilimle birlikte insanda var olan farklı bir bilgi türü. Peki bu bilgiyi elde etmenin yolu ne olabilir?

Bayram Ali Çetinkaya - Hikmeti elde etmenin başlangıcı tefekkürdür. Bu hale kavuşmak da, ancak temiz akıl ve kalple mümkündür. Yaratıcı’nın bahşettiği aklı, ihtiras ve şeytanın vesveselerine köle edenler, ne iç dünyalarındaki ilhamlarını ne de dış dünyadaki ibret manzaralarını kavrayıp idrak edemezler. Zihinleri, var olan harikuladelikleri seçemez ve sezemez. Bunlar düşünmezler veya düşünseler bile geçmişe ait olanlara baktıklarında, hayır ve hakkın, hakikat ve irfanın nerede olduğunu bilemezler. O halde İlahî bir hediye olan hikmet, ancak selim akıl ve temiz kalp sahiplerine bahşedilir. (O, hikmeti dilediğine verir...[1]) Dolayısıyla gerçeği yakalamış akıl ve hayrı talep eden irade, hikmetin şartı; tefekkür de onun girizgâhıdır.

Dinihaberler – Hikmetle neredeyse eş anlamlı tuttuğunuz felsefeye karşı beliren tepkinin nedeni nedir?

Bayram Ali Çetinkaya - Müslüman mütefekkirler, felsefeyle karşılaştıklarında İslâm düşüncesinin bir tür felsefe ve felsefenin de bir tür din olduğu noktasına ulaşmışlardır. Nitekim Fârâbî (Ö.950), İbn Sînâ (Ö.1037) gibi iki büyük İslâm filozofu, kendilerinden sonra gelecek olan İbn Rüşd’ün (1198) ifadesiyle “Din ile felsefe aynı anneden emmiş sütkardeşler” olarak ilanında herhangi bir sakınca görmemişlerdir.

Şunu da kesinkes kabul etmek gerekir ki, dinî düşünce kendini anlatmak, ifade etmek, ispat etmek ve meşrulaştırmak adına kutsanmış her türlü bilimsel veriye gözü kapalı sarılmamak ve üzerine atılmamak gerekir.

Dinihaberler – Peki bu noktada Müslüman bir şahsiyetin batının anladığı anlamda felsefeye yaklaşımı nasıl olmalı ve dini metinler karşısında nasıl bir tavır takınmalıdır?

Bayram Ali Çetinkaya - Dinî düşünce; insan hayatının anlamı, ne olması gerektiği, fert ve toplumun siyasal hayatının nasıl erdemli hale dönüştürülmesi gerektiği, insanın amaç, ideal ve hedeflerinin vahiyle paralel bir atmosfer içine nasıl çekilebileceği üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Ancak Müslüman bilge ve aydın, Kur’ân’ı bir bilim, tarih, biyoloji, doğa ve arkeoloji kitabı gibi okuma hastalığından da kaçınmalıdır. Zirâ bilimin verilerinin değişken ve yanlışlanabilir olması, böyle bir tedbiri önceden ele almayı gerekli kılmaktadır.

Bu sözlerden Müslüman düşünür, bilimsel verilere ve teknolojik gelişmelere kapısını tamamen kapatmalı ve sırtını çevirmelidir anlamı çıkarılmamalıdır. Dikkat edilmesi ve hassas olunması gereken husus, açık ve nettir. O da Kur’ân ve vahyin, bilim ve teknolojinin tasdikine ve merhametine muhtaç olmadığı hususudur.

Müslüman aydın şunun da bilincinde olmalıdır ki, o da bilim, teknoloji ve tefekkür geliştikçe ve ilerledikçe vahiy daha iyi anlaşılacaktır. Aynı zamanda Kur’ân’ı, daha derin ve zengin anlamlar dünyasıyla görmek imkânına kavuşulacaktır. Yeter ki insan; akıl, zihin ve kalbini sahte ve maddî mühürlerle kilitlemesin.

Dinihaberler – Özellikle günümüzde tarikatvari oluşumların müntesiplerinin felsefeye karşı bir önyargısı ve felsefe ile ilgilenenlere karşı adeta küfre girdiği yada gireceği gibi bir izlenim söylemlerine yansıyor. Tarihte mürşit olarak bilinen liderlerin yada tasavvuf geleneğinin örnek aldığı şahsiyetlerin felsefeye yaklaşamı hangi boyuttadır?

Bayram Ali Çetinkaya - Büyük sufîlerin kahir ekseriyeti, felsefeye ve onun üreticileri olan filozoflara, dolayısıyla onların eserlerine ilgisiz kalmamışlardır. Özellikle tasavvufta karar kılan Gazâlî’nin, hayatını kaleme aldığı eserinde de belirttiği gibi o, iki yıl felsefe okumuş ve bir yıl da okuduklarını tekrar etmiştir. Yine İbn Arabi’nin, İhvân-ı Safâ Risâleleri’nden çok etkilendiği bilinmektedir. Ayrıca Hz. Mevlânâ’nın ve onun yakın dostu Şems-i Tebrizî’nin Eflatun’dan ve başka filozofların düşüncelerinden haberdar olduğunu eserlerinden öğrenmekteyiz.

Dinihaberler - Peki inanç alanından bağımsız olamayan felsefeyi öğrenmenin amacı nedir?

Bayram Ali Çetinkaya - Felsefe öğrenmedeki amaç; Yüce Yaratıcı’yı bilmek, O’nun hareket etmeyen ve değişikliğe uğramayan “Bir” olduğunu, her şeyin sebebinin O olduğunu; cömertliği, hikmet ve adaleti ile O’nun bu âleme düzen veren olduğunu bilmektir. Filozofun yapması gereken şey de, gücü nispetinde Yaratıcı’ya benzemeye çalışmasıdır.

Dinihaberler - Felsefeyi öğrenen ve onun ilkelerini bilen kişi, bu çabasının karşılığında neler elde eder?

Bayram Ali Çetinkaya -  Var olanların hakikatini bilmekle ve onları kendi yararına kullanmakla, erdemleri elde eder. Allah’ın yarattığı varlık türlerindeki hikmeti iyi kavrar; onların sebep ve sonuçlarını araştırır ve mükemmel düzeni anlar.

Küllî bir ilim olan felsefe, her varlık türünün yapısal özelliğini, niçin yaratıldığını bilmek ve bütün bunları küllî bir bilgiyle kuşatmaktır. Bunun sonucunda ise faziletler elde edilir.

Türlerine göre felsefenin faydalarına baktığımızda bunları üç kısmında ele almak mümkün:
Siyaset felsefesinin faydası, insan türünün devamı ve hayat için gerekli olan konularda yardımlaşabilmeleri amacıyla, fertler arasındaki işbirliğinin niteliğini öğretir.

Aile felsefesinin faydasına gelince; insanın ev idaresini sağlayabilmesi için, ev halkı arasında gereken iş birliğini öğrenir.

Ahlâk felsefesine faydasına gelince; bu da erdemleri ve ruhun bu erdemlerle arınma yollarım öğrenmek; bununla birlikte kötülükleri ve ruha bu kötülüklerin ulaşmaması için onlardan sakınma yollarını öğrenmektir.

Dinihaberler – İnsanın zihin gelişimi ve karakterini şekillendirmede bu kadar önemli olan bir bilimin tepkiyle karşılanmasının nedeni nedir?

Bayram Ali Çetinkaya - Gazâlî’nin bazı konularda felsefe ve filozoflara yönelttiği eleştiriler, beklenenden daha fazla yankı uyandırdı. Onun eleştirisinin etkili olması, bir sebepten daha çok sonuç niteliğinde oldu.

Dinin merkezi rol üstlendiği Ortaçağlarda, felsefenin sosyo-kültürel olarak benimsenmesi ve inandırıcı olması için “İslâmîleştirilmesi” gerekliydi. Daha doğrusu İslâm’ın felsefî kavramlarla anlatılması kadar önemli bir husus, felsefenin de “İslamîleşebilmesi” ve “İslâmîleştirilebilmesiydi”. Müslümanın kendisiyle ve başka inançlar ve uygarlıklarla bir konuşma yapabilmesi, diyalog kurabilmesi için felsefe, aklın ortak dilinin kullanılması açısından çok makul ve gerekli bir disiplindi. Ancak her şeye rağmen felsefe ve akıl vasıtasıyla evrenselleştirilmesine ve ortak bir dil haline getirilmesine çalışılan İslâm’ın, bir tehlikeyle karşı karşıya kalma riski söz konusuydu. O da İslâm’ın düşünce ve tasavvur merkezinde bulunan ana kavram ve konuların özel anlamlardan uzaklaştırılıp yabancılaştırılması ve tanınamaz bir hale getirilmesi tehlikesidir.

Dinihaberler - Felsefeyle İlgilenmek/Uğraşmak Mübah mı? Haram mı?

Bayram Ali Çetinkaya - Hakikatte felsefenin görevi/işlevi, var olanlara bakmak ve varlıkların Yaratıcı’ya delaletinden başka bir şey değildir. Zira var olanlar, Allah’ın varlığına kendi yapılarının iyi bilinmesi sayesinde tanıklık yaparlar. Varlığın yapısı tam ve kesin olarak bilinirse, Sânî (Yapıcı) hakkındaki bilgi de, o derece tam ve mükemmel olur. Din de felsefe gibi var olanlar hakkında düşünmeyi teşvik ve tavsiye etmiştir.

Din, varlıklar hakkında düşünmeyi sürekli öğütlemektedir. Kur’ân’da bir çok ayet, bu hususu desteklemektedir: “Ey basiret sahipleri ibret alın”.[2] Bu ayet, hem aklî kıyasın hem de dinî kıyasın birlikte kullanılmasının zorunlu olduğuna işaret etmektedir. Bununla birlikte “Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah’ın yarattığı şeylere bakmazlar mı?”[3] ayeti de yaratılmış her şeye ibret ve hikmet nazarıyla bakmayı hatırlatmaktadır.

Bu çerçevede Yüce Allah, putperest (pagan) toplumdaki tek muvahhid olan Hz. İbrahim’e bahşettiği nimeti haber vermektedir: “Biz, böylece İbrahim’e göklerin ve yerin hükümranlığını gösteriyorduk.”.[4]

Yine Kur’ân’da, insanların düşünmek ve tefekkür etmekle sorumlu olduklarını bildiren sayısız ayetlerden bir kaçı da şöyledir: “İnsanlar acaba deveye bakıp da biraz düşünmezler mi, deve nasıl yaratıldı? Göğe bakmazlar mı, nasıl kaldırıldı? Dağlara bakmazlar mı, nasıl dikildi?....”[5]; “Onlar göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler.”[6]

İslâm’dan önceki toplumların ve halkların aklî birikim ve tecrübesinden haberdar olmak ve onları bilmek, Müslümanlar üzerine bir gerekliliktir (vaciptir). Bilgi gücünden yararlanılacak olan geçmiş toplumların inançlarının, tevhidî olup olmaması önemli değildir. Bunu bir benzetmeyle anlatmak gerekirse; Kurban kesmeye uygun bir bıçak bulunursa, onunla kurban kesmenin doğru ve mümkün olması için, bu aletin bizimle aynı inancı taşıyan kimseye ait olmasına bakılmaz. Yeter ki, kesme işlemi için gerekli şartlar bulunsun.

Aklî kıyaslar konusuna bakmak için gereken her şeyi, eskiler en mükemmel şekilde araştırıp bulduklarından, bizim elimizi onların kitaplarına uzatıp bu konuda söylediklerine bakmamız icap etmektedir. Eğer onların söylediklerinin hepsi doğru olursa, bunları kabul ederiz. Şayet onların söylediklerinde doğru olmayan şeyler varsa, bunlara dikkatleri çekeriz.

Yaratılışındaki eksiklikten, usûl ve yöntem bilmemesinden, arzularının esiri olmasından ve kendisine o konuyu anlatacak yetkin bir öğretici bulamamasından veya bunların hepsinden dolayı, şaşkın bir kişi felsefe okuyup öğrendiğinden dolayı şaşırmış, mecrasını kaybetmişse; düşkün ve şaşkın kişiye bakıp da değerlendirmeye ehil olanları bundan engellemek ve uzaklaştırmak haksızlık olur. Zirâ bu sebeple o kişiye ilişen zarar kendiliğinden değil, yetersizlik ve donanımsızlıktan kaynaklanmıştır. Bunun için Hz. Peygamber: “Kardeşinin ishal olması üzerine ona bal içmesini emredip de balın ishali daha da fazlalaştırmasından dolayı kendisine şikayet eden kimseye ‘Allah doğru söyler, senin kardeşinin kamı yalan söyler’ şeklinde cevap vermiştir. Hasılı Felsefe ile uğraşmak haramdır demek mümkün değildir.

(Röportaj, Felsefe ile uğraşanın dinden çıkıp çıkmayacağı ile devam edecektir.)
 
[1] Bakara, 269.
[2] Haşr, 2.
[3] A’râf, 185.
[4] En’âm, 75.
[5] Ğaşiye, 17-19.
[6] Âl-i İmrân, 191; İbn Rüşd, Faslû’l-Makâl (Felsefe-Din İlişkisi), 64-65.

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
MEHMET ŞAKİR ARVAS 4 ay önce

dini haberler sizleri tebrik ediyorum bu konuyu burada yazmanızdan dolayı. bende felsefe mezunu ve felsefe yüksek lisans için çalışan din görevlisiğim.gerçekten hocamızın dediği gibi felsefe bazen hakikati en aykırı fikirden bazen de yanlışı en iyi fikirden anlatır felsefe eğitiminde belli bir seviye ve akli meleke gerekir. her önüne gelen felsefe okursa felsefenin gerçek mana ve mantalitesi zarar görür ve insanlarda felsefeye ön yargılı olurlar . felsefe 3 kısma ayrılır. bunlardan birincisi popüler felsefe liselerde ve genelein okuduğu felsefe. ikincisi tartışmaların yoğunlaştığı sistemsel akademik felsefe burada düşünürlerin ve profesyonel felsefecilerin olduğu alan . ücüncü bölümde bütün çözümlemelerin bittiği artık derin bir sessizlik içine girdiği ve hakikat karşısında eğildiği bir alan nihayi alan . tabirle ben bilmem demenin uygun olduğu alan...bunlar felsefenin imana dolaylı etkileri...

Avatar
Vaiz Bakkal 1 ay önce

i̇slam düşüncesi yanlış bir başlıktır. i̇slam bir inançtır. düşünce olamaz .i̇slam tefekküre, düşünmeye, akletmeye davet etmiştir. 1. kainatı okuyup emrine almaya ve var edene inanıp şükretmeye 2. indirdiği vahyi anlayıp kulluğunu yapmakla sınırlandırılmıştır.
gerek yaratıcısına karşı kulluğu, gerek beşeri münasebetlerdeki uyacağı kuralları iancından almayarak akıl ve düşünce (ideolojilerle) belirlemenin hümanistliğin getirdiği şirke düşüreceği gerçeği göz ardı edilmemelidir. kavramlarımızı yerli yerince kullanmak dileğiyle....

banner220