Bismillahirrahmanirrahim.

Allah’ın insana yüklemiş olduğu hilafet görevi, erdemliliğe ulaşma hedefini gerçekleştirmek içindir. Kur’an gerçek erdemlilik için, İman etme, bütün düşkünlüğüne rağmen malından infak etme, namazı dosdoğru kılma, zekâtı verme, antlaşmalara sadık kalma ve vukuu mukadder her olumsuz durum için sabretmeyi şart koşmuştur[1].

İnananların, iman bağı ile birbirine bağlı olmaları, imandan gelen kardeşlik hukukunun coşkusuyla yaratan ve yaratılanlarla samimiyet[2] ölçeğinde ilişki kurmayı, kederde ve sevinçte birlikteliği, her işte kolaylık göstermeyi ve yardımlaşmayı[3], kusurların örtülmesini[4] zorunlu kılmaktadır.

Bir karşılık beklemeden toplumdaki uyum ve huzurun sağlanmasına yönelik iyiliğin süreklilik arz edecek şekilde organize edilmesi, dini ve hukuki anlamda vakıf müessesesini ortaya çıkarmıştır. İslam ülkelerinde asırlardır varlığını sürdüren vakıf kültürü, merhametten mülhem yardımlaşma ve dayanışma esası üzerine kuruludur.

Her güzel söz ve davranışı sadaka olarak değerlendiren İslam, toplumdaki kardeşliğin pekişmesine katkı sağlayan vakıf geleneğinin en büyük teşvikçisidir;[5] Kur’an, kazançtan ve varlıktan usulünce infak edilmedikçe[6] cennete götüren iyiliğe (birre) ulaşılamayacağını bildirmektedir.[7] Tebessümü, iyiliği emretmeyi, kötülükten sakındırmayı, yolunu şaşırana yol göstermeyi, gözü görmeyene yardımcı olmayı, yolda insanlara zarar veren bir şeyi kaldırmayı, ihtiyaçların giderilmesinde başkasını tercih etmeyi, dargınları barıştırmayı, araca binene ve yüklerini yükleyene yardımda bulunmayı, her gün her organ için verilmesi gereken sadaka[8] sayan yaklaşımıyla dinimiz, “insanların en hayırlısı, insanlara faydalı olan, malın en hayırlısı Allah yolunda harcanan (Vakfedilen mal), vakfın en hayırlısı da insanların ihtiyaçlarını karşılayandır.”anlayış ve fedakârlığının yerleşmesine vesile olmuştur.

Bir rivayette; "Bir hurmanın yarısıyla bile olsa cehennem ateşinden korunun, onu da bulamazsanız tatlı ve güzel söz ile”[9],“ “Bir müslüman bir ağaç diker veya bir tohum eker de bunların mahsulâtından bir kuş yahut insan ya da hayvan yiyecek olsa bu onun için bir sadaka olur”.[10] buyurulması, sadakanın mal zenginliği ile ilişkilendirilemeyeceğini, maddi imkanla, beden gücüyle, iyiliği tavsiye etmekle ve kötülükten sakınmakla  
[11] yapılması gereken bir iyilik olduğu anlaşılmaktadır.

Allah rızası  için ihtiyaç sahiplerinin kullanımına tahsis edilmek üzere vakfedilen mal kişilerin malı olmaktan çıkar ve Allah’ın malı hükmünü alır. İnsanlara kalıcı hizmet bırakmanın en güzel aracı olan vakıf, mutluluğunu, doğasındaki iyilik yapma, muhtaçlara yardım etme ve kalıcı hizmetler vermede arayan insanın ilk vakıf eseri, dini amaçlarla ortaya çıkmış, İslam âleminde ehemmiyet  kazanmış, sosyal ve ekonomik hayat üzerinde derin tesirler meydana getirmiştir. Temelleri Hz. Adem (as)’e dayandırılan ve bugünkü şekline İbrahim ve İsmail Peygamberler tarafından getirilen Kâbe en eski mabet olmasının yanında içinde bulunduğu coğrafyanın da en eski vakfı olarak bilinir.

Kur'ân ve sünnetin iyiliğe ve hayra çağıran üslubu, İslam bilginlerinin bu alanda icmada bulunmalarına vesile olmuştur. Hadisçiler ve tefsircilerin çoğunun vakıfla açıkladıkları Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça tam hayra erişemezsiniz ayeti nazil olduğunda, Sahabe-i Kiramdan Ebu Talha’nın ‘Beyruhâ’ adındaki arazisini Allah için tasadduk ettiği ve İslam vakıf tarihine geçtiği bilinmektedir.[12] Hayır işlemeyi[13] ve iyilik yapmayı[14] teşvik eden ayetler, Hz. Peygamber (sav)’in, ihtiyaç sahibinin ihtiyacının giderilmesine aracı ve sebep olunmasına yönelik uygulamalarından  [15] vakıf medeniyetinin temelleri ortaya çıkmıştır.

Ademoğlu öldüğü zaman, amel defteri kapanır. Üç kimse bundan müstesnadır. Kalıcı sadaka meydana getirenler, topluma yararlı bir ilim bırakanlar ve kendisine hayır dua eden hayırlı çocuk bırakanlar ”  [16] buyurarak vakfetmeyi teşvik eden Allah Resulü (sav),  A'vaf, Sâfiye, Delâl, Müseyyeb, Bürka, Hismâ ve Meşrebe adlarıyla bilinen yedi parça mülkü vakfetmiştir. İslamdan önce de Hz. Peygamber (sav) herkesin hakkını alıp sahibine vermek üzere kurulan ‘Hılfu’l-fudûl cemiyetine üye olmuş, bir defasında Mekke’ye ticaret için gelen bir Yemenlinin alıkonan kızı, bu cemiyetin girişimleriyle babasına teslim edilmiştir.

Hicretin ikinci yılında vefat eden Nadiroğuları'ndan Muhayrîk isimli bir şahsın vasiyetine üzerine tüm mallarının, İslâm'ın ve Müslümanların acil ihtiyaçlarına tahsis edilmesiyle İslam Tarihindeki ilk vakıf ortaya çıkmıştır.[17] Hz. Ömer (ra)’in, Hayber topraklarının taksimi sonucu, çok sevdiği araziyi vakfetmesi, buna ait bir vakıfname düzenleyerek kızı Hafsa’ya teslim etmesi, Sahabe-i kiramın Hz. Peygamber’in yolunda giderek kurdukları vakıflar aracılığıyla insanlığa hizmet ettiklerini göstermektedir.[18]

Emeviler zamanında Şam’daki Ümeyye Camii için ilk defa  köy ve mezraların gelir getiren birer kaynak olarak vakfedilmesiyle vakıflar genişlemiş, Abbasiler döneminde ise vakıfları kontrol eden Vakıf  Nezâreti kurularak vakıflar teşkilatlanmıştır. Daha sonra 

Selçuklular, birçok dini müessese ve vakıf, Harzemşahlar, Atabeğler, Eyyubiler, Mısır Suriye Memlukluları ile Anadolu Selçukluları hatta Moğol prensleri hâkim oldukları alanlarda hayır kuruluşları inşa etmişlerdir.

İnsan onurunun korunmasına esas olarak her hükmünde dayanışma ruhunu görebildiğimiz İslamiyet’in kabulünden sonra milletimizin fazilet, cömertlik, vatanseverlik gibi milli ve manevi  ruh ve heyecanın kuvvetli bir yansıması ile vakıflar, Türk-İslam kültürünün yüzyıllar boyu hakim olduğu sahalarda önemli bir yer işgal etmiştir. Anadolu Selçuklu Devletinin mirası üzerine kurulmuş olan Osmanlı Devleti, gelişip  genişlemesi oranında Mescitler, Türbeler, ribatlar, tekkeler, medreseler, mektepler, kütüphaneler, köprüler, sulama kanalları, hastaneler, kervansaraylar, hamamlar… gibi. İslâm dünyasında dinî, kültürel, askerî, sivil, iktisadî, içtimaî, su ve spor gibi sahalara varıncaya kadar hemen her sahada kurulmuş bulunan vakıflar büyük bir hizmet ifa etmiş ve büyük bir medeniyetin öncüsü olmuşlardır.

Vakıf arazisi olan Fedek arazilerine nazır olarak Hz. Ebu Bekir’in tayin edilmesi örneğinde olduğu gibi  Hz. Peygamber döneminden itibaren İslam dünyasında vakfın idare edilmesi meselesinde  de sıkı tedbirler  alınmıştır. Emeviler döneminde vakıflar sırasıyla Vâkıf, Nazır ve halife tarafından yönetiliyor, Abbasiler döneminde ise bu işi halife adına kadılar yapıyordu. Osmanlılar vakıfların idaresinde hassas ve dikkatli davranmış vuku bulan yolsuzlukların üzerine gidilmiş ve failler  cezalandırılmıştır. 19. Asrın başlarında  vakıfların yönetimi için Evkaf Nezareti kurulmuş,  03/03/1924 tarihinde ise Evkaf Nezareti kaldırılarak  vakıflar, Vakıflar Genel  Müdürlüğüne  bağlanmıştır.

İslam kültür ve medeniyetinin bidayetinden bugüne kadar dine hizmet etme onurunu yaşayan her kişi, grup, topluluk ve ülkelerde, insana hizmetin ihtiyaç olarak görüldüğü her alanda yaratılana hizmet, yaratıcıya ibadettir yaklaşımıyla vakıflar teşkil edilmiştir; cami, mescit, tekke; medrese, kütüphane, saray, kışla, aşevi, darülaceze, çeşme, şadırvan, ok meydanları… gibi. Meskenlerin, imarethanelerin, ticarethanelerin, zirai işletmelerin gelirleri vakıfların daimi hizmetlerine tahsis edilmesiyle akar sorunu da çözülmüştür.

Vakıflar, devletin görevini üstlenmiş, devlet ile toplumun birbiriyle kaynaşmasını temin etmiştir; 1882 yılında Dolmabahçe Camii’nin onarımı sırasında minareden düşerek ölen bir işçinin eşine ve küçük çocuğuna ve anne karnındaki çocuğuna maaş bağlanmıştır. Eğitimden sağlığa, sosyal güvenlikten ulaşıma, ilimden sanata, doğal hayattan çevreye kadar bütün hayatı Allah rızası için hayır işleme anlayışıyla kuşatmış olan vakıflar, Vakıf Medeniyetini oluşturmuştur.

Asrımızda vakıfların devamını sağlayacak akarlar, ilgisizlik ve duyarsızlık sebebiyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu durum sonraki  nesillerin İslam kültür ve medeniyetinin ürünü olan vakıflardan mahrum kalmalarına, yardımlaşma ve dayanışma ruhunun yok edilmesine sebep olabilir.

Selam ve dua ile…



[1] 2/Bakara, 177
[2] Müslim, imân, 23
[3] Müslim, Zikir, 11                                                                                                   
[4] Buhâri, Mezâlim, 3
[5] Buhari, Edeb, 33
[6] 2/Bakara, 267
[7] 3/Al-i İmran, 92
[8] Buhârî, Mezâlim, 24
[9] Buhari, Edep, 34
[10] Ebû Davud, Edeb, 20
[11] Buhari, Zekat, 30
[12] Buharî, Zekat, 44;
[13] 22/Hac, 78
[14] 5/Maide, 2
[15] Buhârî, Edeb, 37
[16] Ebû Davud, Vesâyâ, 14
[17] Müslim, Fezâilü's-Sahâbe, 196
[18] Buharî, Vesâyâ, 22, 28, Eymân, 33
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.