Yüce dinimiz İslam’a göre; dinin direği olan namazın camide ve cemaat halinde kılınması önemlidir. Sözlükte, bir araya gelen insan topluluğu anlamına gelen cemaat, bir fıkıh terimi olarak ise, namazı bir imamla birlikte kılanlar manasına gelmektedir. En geniş manasıyla cemaat; Müslümanların din kardeşliği esasına dayalı olarak gerçekleştirdikleri birlik ve beraberlik anlamına kullanılan ve İslam ümmeti topluluğunu ifade eden bir kavramdır.
 
İslam dini Müslümanların birlik ve beraberliğine büyük önem vermiştir. Günde beş vakit namazın cemaatle eda edilmesinin teşvik edilmesi, haftada bir Cuma namazının ve senede iki defa bayram namazlarının topluca kılınmasının gerekli görülmesi, müminlerin hedeflenen bu kardeşlik, birlik ve beraberliklerini gerçekleştirmelerinin, birbirleriyle yardımlaşmalarının bir göstergesidir. Cemaatle namazda, mü’minler bir imama uyarlar, kendi başlarına değil, belli kurallar içinde hep birlikte hareket ederler, böylece hep birlikte aynı amacı gerçekleştirme alışkanlığı ve disiplini kazanırlar.
 
Bu nedenle dinimizde cemaatle namaza büyük önem verilmektedir. Öyle ki, Allah Teâlâ savaş sırasında en korkulu ve telaşlı anlarda bile Müslümanlara cemaatle namaz kılmaya teşvik etmektedir. (Nisâ, 4/102) Böyle zor ve meşakkatli anlarda cemaatle namaz kılmanın teşvik edilmiş olması, cemaate devam etmenin ne kadar önemli olduğuna, özellikle normal zamanlarda bunun daha da öncelikli ve önemli olduğuna işaret etmektedir.
 
Peygamberimiz (s.a.s.)  cemaatle namaz kılma konusuna büyük önem vermiş, kendisi hayatı boyunca cemaate namaz kıldırmış, hastalandığında ise cemaate katılarak Hz. Ebu Bekir’in arkasında namaz kılmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.) namazı cemaatle kılmaları konusunda ümmetine çok sıkı tavsiyelerde bulunmuş, cemaatle namaz kılarak çok fazla sevap alacaklarını haber vermiştir. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Bir kimsenin cemaatle kıldığı namazın sevabı, evinde ve çarşı pazarda kıldığı namazdan yirmi beş kat daha fazladır. O kimse abdestini güzelce alıp, sonra sadece namaz kılmak maksadıyla mescide giderse attığı her adım sebebiyle bir derece yükseltilir, bir hatası da silinir. Namazını kıldıktan sonra abdestini bozmadan namaz kıldığı yerde kaldığı müddetçe, melekler ona: ‘Allahım! Ona rahmetinle muamele et, ona acı!’ diyerek dua etmeye devam ederler. O kimse namazı beklediği sürece namazda imiş gibidir.”  (Buharî, Ezan, 30; Müslim, Mesâcid, 272)
 
Hz. Peygamber (s.a.s.), “Mescidlere devam etmeyi alışkanlık haline getiren bir adamı gördüğünüz zaman, onun gerçek mü’min olduğuna şahitlik ediniz” buyurmuş ve bu sözlerine delil olarak, “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimseler imar eder” (Tevbe, 9/18) mealindeki ayeti okumuştur. (Tirmizî, İman, 8, Tefsîru Sûre, 9)
 
Ayet-i kerimede ifade edilen “imar etme” ifadesi cami ve mescitleri inşa etme anlamına geldiği gibi, hadisten de anlaşılacağı üzere burada asıl kastedilen imar, camilerin cemaatle namaz kılmak suretiyle şenlendirilmesidir.
 
İslam’da cemaatle namaz kılmaya o kadar büyük önem verilmiştir ki, iki kişi bir araya gelseler, hemen cemaat olmaları tavsiye edilmiştir. (Buharî, Ezan, 35) Hatta Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kadınların cemaate gelmelerine engel olunmamasını tavsiye ederek, onların da cemaatin fazilet ve sevabından mahrum kalmamalarını istemiştir. (Buharî, Ezan, 162; Müslim, Salât, 30)
 
Cemaat fazileti her ne kadar bir kişiyle de olabilir ve hane halkıyla dahi cemaatle namaz kılınabilirse de bu, camiye çıkmanın ve daha kalabalık bir cemaatte bulunmanın sevabına denk olmaz. Farz namazların cami ve mescitlerde cemaatle kılınışı İslam dininin bir sembolü ve şiarı olduğu için bunun terk edilmesi asla caiz görülemez. Cemaatin önemini gösteren çok sayıda hadis bulunmaktadır. Bunlardan birinde Hz. Peygamber “Üç kişi bir köyde veya sahrada bulunur ve cemaatle namaz kılınmazsa, şeytan onlara hâkim olur. Öyleyse cemaatten ayrılma. Çünkü kurt ancak sürüden ayrılan koyunu yer” buyurmaktadır. (Ebû Dâvûd, Salât, 47) [İslam İlmihali, DİB. Yay. C.I, sh. 271]
 
Hz. Peygamber (s.a.s.), mazeretinden dolayı kendisinden müsaade isteyen sahabelerine bile mescide gelmelerini söylemiştir. Bir hadiste bildirildiğine göre, görme engelli bir adam kendisini mescide götürüp getirecek kimsesinin olmadığı gerekçesiyle evinde namaz kılmak için Peygamberimiz (s.a.s.)’den izin istedi. Allah Resûlü (s.a.s.) önce kendisine bu konuda müsaade etti. Adam dönüp giderken yeniden çağırdı ve ona, “Namaz için okunan ezanı işitiyor musun?” diye sordu. Adam “Evet” dedi. Bunun üzerine, Hz. Peygamber (s.a.s.): “O halde davete icabet et” buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 255)
 
Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ateş yakılması için odun toplanmasını emretmeyi, sonra da namaz için ezan okunmasını, daha sonra da bir kimseye emredip imam olmasını, sonra da cemaatle namaza gelmeyenlere gidip evlerini yakmayı düşündüm.” (Buharî, Ahkâm 52, Ezan, 29; Müslim, Mesâcid, 251-254)
 
Görüldüğü üzere Peygamber Efendimiz (s.a.s.) cemaatle namazı terkedenlere ciddi manada ikazlarda bulunmuştur. Hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki, geçerli bir özür olmadan cemaate devam etmemek, özellikle de bir yerleşim yerindeki halkın tamamının cemaati terketmesi çok büyük bir vebaldir.
 
İslam âlimleri arasında cemaate gitmenin farz-ı ayın, farz-ı kifâye, vacip ve sünnet-i müekkede olduğu yönünde farklı görüşler vardır. Bunların hangisi kabul edilirse edilsin, kesin olan bir gerçek var ki; o da mazeretsiz olarak cemaatin terkedilmesinin, İslam’ın ruhuyla bağdaşmayan ve olgun bir Müslümana yakışmayan bir davranış olduğudur. Dinimizde camiye gitmek ve namazı cemaatle kılmak üzerinde çokça durulmuş olmasına rağmen cemaate gitmemeyi mubah kılan geçerli mazeretler de vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:
 
Bu mazeretlerin başında hastalık gelir. Gözlerin görmemesi, kötürümlük gibi bedenî arızalar cemaate gitmemeyi mubah kılar. Yine cemaate katıldığı takdirde hasta olması veya mevcut hastalığının artması ihtimali bulunanlar, hastalığı ile başkalarını rahatsız edecek yahut da hastalığın yayılmasına sebep olabilecek durumdaki kimselerin cemaate katılmayıp, namazlarını evlerinde tek başlarına kılmaları daha uygundur. Ayrıca ilgilenmek durumunda olduğu, yanından ayrılamayacağı hastası bulunan kimseler de bu konuda mazur sayılırlar.  Aşırı düşkünlük ve ihtiyarlık hali de yine cemaate gitmemeyi mubah kılan bir mazerettir.
 
Bir kimse namazı camide kıldığı takdirde canına, malına veya namusuna bir zarar gelmesinden korkması, abdestinin sıkışık durumda olması gibi durumlarda cemaate katılmayabilir. Zira böyle bir durum namazın huşu ve huzur içinde kılınmasına manidir. Aşırı yağmur, kar, rüzgâr, şiddetli soğuk veya sıcak, zifiri karanlık gibi olumsuz hava şartları cemaate katılmamak için geçerli bir mazeret sayılmıştır. Yine ilmî araştırma ve eğitim öğretimle meşguliyet de cemaate katılmamak için mazeret kabul edilmiş, fakat bu tür çalışmalarda bulunan kimselerin, cemaati büsbütün terketmeleri uygun görülmemiştir.
 
            Pis koku ve benzeri şeylerle başkalarını rahatsız etme ihtimali bulunan kimselerin de camiye gitmemeleri gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), “Soğan veya sarımsak yiyen kimse evinde otursun, bizden ve mescidimizden uzak dursun” (Buharî, Ezan, 160) buyurmuştur.
 
Sonuç olarak; camiye gitmek ve cemaate devam etmek başlı başına bir iyilik ve hayırdır. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), namazları camide cemaatle kılmanın hataların affına, cennetteki derecelerin yükselmesine vesile olduğunu bildirmiştir. (Müslim, Tahâret, 41)  
 
Bazı geçerli mazeretler bulunsa bile cemaate devam etmek uğruna birtakım güçlüklere ve zorluklara göğüs germeli,  birilerinin yardımıyla da olsa camiye gitmeye, cemaatin sevap ve faziletlerinden mahrum kalmamaya çalışmalıyız. Camiye uzakta olmayı bahane etmemeli, cami yolunda atılacak her adımın başlı başına bir hayır olduğunu, sarfedilen emek ve güç ölçüsünde amellere sevap verileceğini unutmamalıyız.
 
Cemaatle namaz kılmak, Müslümanların bir ve beraber olmalarının en güzel örneğidir. Cemaatle namaz, Müslüman toplumunun temelini oluşturur; kardeşlik, birlik, beraberlik ve dayanışma şuurunu kazandırır. Müslümanların camide namazda bir araya gelmeleri huzurlu bir toplumunun en temel unsurudur.
 
Camide saf tutularak cemaatle kılınan namazda eşitlik ve kardeşlik ruhu hakimdir. Burada hiç kimsenin diğerine karşı üstünlüğü söz konusu değildir. Burada amir-memur, işçi-patron, zengin-fakir, genç-yaşlı her kesimden insan aynı safta omuz omuza birbirleriyle eşit bir şekilde Allah’ın huzuruna çıkarlar. Aynı muhitte bulunan Müslümanlar düzenli bir şekilde camiye ve cemaate devam ettikleri takdirde birbirlerini daha iyi tanırlar, birbirlerinin durumlarından haberleri olur ve birbirleriyle yardımlaşırlar. Cemaatle namaz, sosyal dengeyi sağlamanın, insanlarla iyi ilişkileri devam ettirmenin ve düşmanlıkları önlemenin en güzel yoludur. O halde; camiye ve cemaate devam konusunda azami gayreti göstermeliyiz.
 
Konumuzu Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in bir müjdesiyle bitirelim: “Kim sabah akşam camiye gider gelirse, her gidip gelişinde Allah Taâlâ o kimseye cennetteki ikramını hazırlar.” (Buharî, Ezân 37)
 
Mehmet Sönmezoğlu
Kocaeli Dini Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol