İnsanları yaratan ve belirli bir süre için dünyaya gönderen Yüce Allah, onlara peygamberleri vasıtasıyla huzur ve mutluluğun yolunu gösterecek, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt etmelerine yarayacak hayat rehberi olarak her devirde kutlu elçileri aracılığıyla sayfalar ve kitaplar göndermiştir. İlâhî dinlerin son halkası ise, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) ile göndermiş olduğu İslam dini ve kitabımız da Kur’an'dır.

Kelime manası barış, huzur, mutluluk, esenlik ve güvenlik olan İslam, en kısa ve özlü ifadesiyle; Allah’a teslim olmak, boyun eğmek ve itaat etmek demektir. İslam tevhid dinidir, yani İslam’da yalnız Allah’a teslim olmak ve yalnız O’na kulluk etmek esastır. İslam’ın hedefi, insanlara yüce Allah’ın hoşnutluğunu elde etmenin, dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmenin yollarını göstermektir.

Gerçekten de İslam, getirdiği esaslarla insanlığa huzur bahşetmiş ve insanlığın dünyevî-uhrevî, maddî-manevî tüm ihtiyaçlarına cevap vermiştir. Evrensel bir din olan İslam, her devirdeki insanların bütün ihtiyaçlarına cevap veren, her türlü problemlerine çözümler sunan prensipler ortaya koymuş, getirdiği esaslar ile insanlığa huzur bahşetmiştir.

İslam, insanların dünyada barış, güven ve huzur içinde yaşamaları, ahirette de ebedî kurtuluşa ermeleri için Yüce Allah’ın insanlığa sunduğu son kurtuluş reçetesidir.   “Şüphesiz Allah katında din İslam’dır”(Âl-i İmrân, 3/19) ve “Kim İslam’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır”(Âl-i Îmrân, 3/85) ayetleri bu gerçeğin açık delilleridir.

Maalesef geçmişte olduğu gibi günümüzde de İslam ve onun Peygamberi hakkında kasıtlı, kötü maksatlı, yalan yanlış bilgi ve haberler ortaya konularak insanların İslam’dan uzaklaşması, hatta İslam’a ve Müslümanlara karşı düşmanlık duygularının oluşması hedeflenmektedir.

Bu durumda bütün Müslümanlara büyük bir sorumluluk düşmektedir. İlk önce bizler dinimizi en doğru bir şekilde öğrenmek, anlamak ve en güzel şekilde yaşamak zorundayız. “Ben Müslümanım” diyen herkes bu sözün kendisine bir takım vazifeler yüklediğinin şuurunda olmalıdır.

Müslüman kimliğiyle tanınan, Müslüman olduğu başkalarınca bilinen bir kimse, İslam’ın özüyle bağdaşmayan, bir Müslümana asla yakışmayan söz ve davranışlardan sakınmalıdır. Bu tür tutum ve davranışlar İslam’ın doğru anlaşılmasının önünde büyük bir engel teşkil etmektedir. Çünkü pek çok insan İslam’ı, Hz. Peygamber’i kaynağından öğrenmek, tanımak yerine çevresinde gördüğü Müslümanların davranışlarına bakarak değerlendirmektedir.

İslam hakkında doğru bilgi almak isteyen kimse, doğru ve güvenilir kaynaklardan ve ehil kimselerden istifade etmeli; art niyetli olarak ortaya atılan taraflı, önyargılı haber ve bilgilere, ehil olmayan kimselerce yazılıp söylenen yanlış ve eksik bilgilere itibar etmemelidir. Bizzat İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an’a ve sahih hadislere müracaat etmelidir.

Tarihî tecrübeler bize gösteriyor ki, inancını, dinini kaybeden yahut yozlaştıran toplumlar kültürünü de kimliğini oluşturan bütün değerleri de kaybediyor ve zamanla tarih sahnesinden silinip gidiyorlar. İnancını, dinini koruyan, millî ve manevî değerlerine sahip çıkan milletler ise güçlü ve huzurlu bir toplum olarak varlıklarını devam ettiriyorlar.
 

İnsanın yaratılış amacına uygun bir hayat sürebilmesi ve bunu belirli bir düzen ve disiplin içinde gerçekleştirebilmesi için kendisine yol gösteren kurallara, kendisine örneklik ve rehberlik edecek bir kılavuza ihtiyacı vardır. İşte insanlara yol gösteren bu kurallar bütününün kapsamına genelde bütün ilâhî dinler girmekle beraber yegâne din, en son ve en mükemmel olması hasebiyle kendine has hükümleri bulunan İslam dinidir. İnsanlığın son kurtuluş rehberi Kur’an-ı Kerim, örnek, önder ve kılavuzu ise Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’dir. İlâhî dinlerin en mükemmel şekline Allah Teâlâ’nın Hz. Muhammed (s.a.s.) ile gönderdiği İslam ile ulaşılmıştır.

Yüce Allah son elçisi Hz. Muhammed (s.a.s.) vasıtasıyla göndermiş olduğu İslam dini,  kıyamete kadar gelecek olan ve dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan her ırk, dil ve kültürden insanların ihtiyaçlarını karşılayabilecek en mükemmel hükümleri ve prensipleri ihtiva etmektedir. Nitekim Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim”(Mâide, 5/3) buyrularak dinin tamamlandığı ve kemale erdiği bildirilmiş, Allah’ın mükemmel kıldığı dine uyulmasının önemi vurgulanmıştır.

Günümüzde Müslümanların en önemli ve en başta gelen problemleri İslam’ı olması gerektiği gibi güzel yaşayamamaları, bunun tabii bir sonucu olarak da İslam’ı doğru temsil edememeleridir. Bu problemin temelinde ise, mensubu bulundukları dini doğru anlamamaları yatmaktadır. Müslüman evvela kendisine dünya ve ahiret mutluluğunun yolunu gösteren dinini aslî kaynaklarından en doğru bir şekilde öğrenmelidir. Bundan sonra dinin emir ve yasaklarına uymalı, ibadetlerini ihlasla yerine getirmeye çalışmalıdır.

Müslüman olmak Allah’a tam bir teslimiyet gerektirir. Zira İslam, kelime manasından da anlaşılacağı üzere Allah’a teslim olma, boyun eğme ve tam bir bağlılıktır. Müslüman, Hz. İbrahim’in “Ben âlemlerin Rabbine boyun eğip teslim oldum”(Bakara, 2/131) dediği gibi Allah’a bağlılığını göstermeli ve kulluk görevlerini tam olarak yerine getirmelidir.

Bunun yanında Müslüman kimliğine sahip olduktan sonra iyi veya kötü bütün davranışlarının İslam’a mal edileceğinin, yanlış hal ve hareketlerinin İslam’a ve Müslümanlara zarar vereceğinin şuurunda olarak daha titiz yaşamalıdır. Çünkü bugün dünyada pek çok insan İslam’ı aslî kaynaklarından öğrenmek yerine çevresinde gördüğü Müslümanların hal ve hareketlerine bakarak değerlendirmektedir. Ve yine maalesef başka dine mensup insanların yanlış davranışları onların dinlerine mal edilmezken, Müslüman kimliğiyle tanınan kimselerin yanlış hareketleri İslam ile irtibatlandırılmaktadır. Bu nedenle her Müslüman yüce dinimiz İslam’ın bütün güzelliklerini, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in örnek ahlakını hayatında göstermeye çalışmalıdır.

İnsanlığın gerçek anlamda mutluluğu bulması, yeryüzünün huzur ve barışa kavuşması İslam’ı aslî şekliyle tanıyıp anlamak ve hayata hakim kılmakla mümkündür.

İslam getirdiği hak, hukuk ve sosyal adalet anlayışı, aileyi ve toplumu ayakta tutan ahlâkî ilkeleri ile aslında insanlığı gerçek huzur ve mutluluğa götürecek en doğru yolu gösterir. İnsana büyük değer veren İslam, insanın yaratılıştan varolan haklarını mukaddes kabul eder ve onlara saygı gösterilmesini emreder.

İslam’da aşırılık yoktur, hangi sebeple olursa olsun zulüm ve haksızlık yoktur. İslam şiddet, terör ve anarşiye müsaade etmez. Farklılıklara saygı ve hoşgörüyü ön planda tutar, inancından, düşüncesinden, dil, renk ve ırkından dolayı kimsenin aşağılanmasını, hor görülmesini, baskı ve şiddete maruz kalmasını tasvip etmez.

Esasen barış, esenlik, güven ve huzur anlamına gelen, yegâne hedefi insanlığın barış ve huzur içerisinde bir arada yaşamasını sağlamak ve onlara hem dünya hem de ahirette mutluluğun ve kurtuluşun yollarını göstermek olan İslam’ın, kesin bir dille yasakladığı terör, şiddet ve anarşi kavramlarıyla anılıyor olması İslam’a ve Müslümanlara yapılan en büyük haksızlıktır. İslam, bu haksız ithamları asla hak etmemektedir. Kasıtlı olarak İslam’a bu iftiraları atanlar kadar,  her türlü hayrı, iyiliği ve güzelliği bünyesinde barındıran bu mükemmel dinin yanlış tanınmasına ve anlaşılmasına sebep olan adı, aidiyeti, kimliği ne olursa olsun herkes de aynı şekilde suçludur. Müslüman olduğunu söyleyip de İslam adına insanlık suçu işleyerek dinimize zarar verenler ağır bir vebal yüklenmektedirler.

İslam’ı, Kur’an’ı ve Hz. Peygamber’i olduğundan farklı göstermeye, hele hele de İslam’a ve onun mukaddes değerlerine hakaret etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Başka inanç ve düşüncelere saygılı olmayı emreden İslam, her türlü saygı ve hürmeti hak etmektedir.

İslam’ı gereği gibi tanımadan, anlamadan yalan yanlış bilgilerin etkisinde kalarak yahut İslam adına hareket ettiğini iddia eden bir takım çevrelerin İslam’ın özüyle, evrensel ilkeleriyle bağdaşmayan yanlış tutum ve davranışlarına bakarak bu mükemmel dini olduğundan farklı değerlendirenleri, onun hakkında önyargılı davrananları İslam’ı ana kaynaklarından öğrenmeye davet ediyoruz.

İnsanlığa İslam’ı ulaştırma ve doğru tanıtma konusunda bizlere büyük görevler düşmektedir. Müslümanlar olarak, her türlü kısır çekişmelere, ayrılık ve gayrılıklara bir son verip, “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz”(Âl-i İmrân, 3/110) ilâhî buyruğunun üzerimize yüklediği sorumlulukları hatırlamalıyız.

O halde; Müslümanlar olarak hedefimiz, Yüce dinimiz İslam’ı en doğru şekilde öğrenmek, anlamak ve tüm samimiyetimizle hayatımıza hakim kılmak; dinimizin hayat bahşeden mesajlarını en yakın çevremizden başlamak suretiyle tüm dünyaya ulaştırmak olmalıdır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol