Yüce Allah kendi iradesi, kudreti ve sıfatlarından insana bazı özellikler kazandırarak kendisine bağlamış olduğu insanı, yeryüzünde vekil tayin etmiştir. Kulluk görevini yerine getirmek için yarattığı varlıklar üzerinde meşru ölçülerde tasarrufta bulunma yetkisi ile mücehhez kılınmıştır.

Mevcudatın sahibini tanıma, ona kullukta bulunma, diğer canlılarla ilişkileri düzenleme, iyi ile kötüyü birbirinden ayıma, dünya işlerini düzenleme ve ahiret ahvalini dikkate alma; bilgi donananımını gerekli kılar. Bu nedenle daha vahyin ilk mesajı, bilginin araştırılması  üzerine kurulmuş, ilmin aydınlatıcı gücünden istifade etmenin insanın, mümeyyiz vasfı olduğuna işaret edilmiştir.

Müminlerin hidayet kaynağı olan Kur'an, ilim tahsilinin, Yüce Yaratıcıyla ilişkilendirilerek ve O'nun adına yapılması gereken kutsal bir işlem olduğunu hatırlatmaktadır. Mutlak bilgi kaynağı Kur'an, insanın ilk eğiticisinin Yüce Allah olduğuna, onun ilkeleri doğrultusunda ve O'nun rızasını kazanma amacıyla ilim tahsil edilmesi gerektiğine atıfta bulunmuştur.

Çağdaş dünyanın uğraş alanında bulunan ve gelecekte ortaya çıkabilecek ne kadar bilgi alanı varsa, hepsi Kur'an'ı açıklamak ve Allah'ın büyüklüğünü ispat etmek için vardır. İlmin her çeşit verisi, uygulamaya, davranışa dönüştürülerek İslam'ın öngördüğü kulluk anlayışı, fert ve toplumda karşılık bulmalıdır. Kur'an'da; Allah'a teslimiyeti esas alan imandan sonra salih amelin-davranış güzelliğinin-zorunluluğuna dikkat çekilmiş olması, toplumda ahlaki yozlaşmanın önüne geçilebilmesi ve her yönden faziletli toplumların inşa edilmesi içindir.

İslam, bilgiyi aydınlık, cehaleti de karanlık olarak tanımlayarak ilme verdiği değeri ve kutsiyeti ortaya koymuştur. Hayatın her alanında ölçüyle ve bilinçle davranmayı ve konuşmayı esas alan İslam dini, bilenlerle bilmeyenlerin bir olamayacağını, ölçülü olma adına bilgiye ulaşmak için harcanan çabayı ibadet saymış, bu uğurda mesai harcayanların dinlenmelerini de diğerlerinin ibadetlerinden daha değerli görmüş, ilim yoluna girene, cennet yolunun kolaylaştırılacağı, cennet yolunun, ilmin yolundan geçtiği, ilim ehline ait mürekkebin cahilin kanına eşdeğer olduğunu bildirmiştir. Ayet ve hadislerin açılımı olan yukarıdaki ifadeler, imanlı gönülleri ilme teşvik etmekte, ilmin değerini ortaya koymaktadır. 

İslam, her müslümanın kabiliyet, istidat ve gücü nispetinde ilim ve fikir işçiliğine katılmasını zorunlu kılar. Allah Resulü (sav), asırlar öncesinden bir kimsenin, ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen, ya da bu üç sınıfı seven olması gerektiğini bunların dışında kalanın helak olacağını ifade buyurmuştur. Buna göre bilenler, öğretici olarak; bilmeyenler öğrenici olarak; öğrenemeyenler dinleyici olarak; ötekiler bütün bu sınıfları sevip destekleyenler olarak bu işe katkı vereceklerdir. Bu seferberlikte yer almayanlar, dünya ve ahirette kaybedenlerden olacaktır. Bu anlayış İslam Medeniyetinin neşvü nema bulmasının da en önemli teşvik edici unsuru olmuştur. Bugüne kadar ilim adamlarının yetişme tarzı da bu şekilde olmuştur.

İslam'a göre ilim sahibi olmak, ilmin kaynağı olan Yüce Allah’ın ahlakıyla donanmak demektir. Bu sebeple ilim, Yüce Allah’ın rızasını kazanmak, onu doğru bir şekilde tanımak, ona yaklaşmak, O’na layıkıyla kullukta bulunmak Onun dinini yaşamak ve yaşatmak, insanlığa faydalı olmak için öğrenilmelidir. Rabbim ilimce beni artır! ayeti, ilmin eyleme dönüştürülmesi, bilginin doğru yerde kullanılması gerektiğini ifade eden önemli bir ilkedir. Kur'an, bilip de yapmayanların saygınlıklarını ve diğer canlılarla aralarındaki farkı kaybedeceklerini bildirmektedir.  

Bilgi edinmeye, okumaya ve ilmin kutsallığına değer verilmeyen ülkemizde; okumanın hayat tarzı haline getirildiği ülkelerde bilinç düzeyinin düşük, inanç derecesinin zayıf olması, bilginin eksik ve yetersiz kalması, bilginin özümsenememesi, uygun ortam ve şartların oluşmaması gibi bir çok nedenle bilinenler eyleme
dönüştürülememektedir. O halde Ahlakî çöküntüye, aile yuvalarının dağılmasına, evlilik dışı beraberliklere, sapık cinsel yaklaşımlara, sigara, alkol ve uyuşturucu gibi her türlü zararlı alışkanlığa, zengin ile fakir arasındaki uçuruma, bilimsel, teknolojik ve maddi imkanların gelişmesine rağmen artan güven zaafına; bilginin aydınlığı ve vicdanların kararıyla engel olunabilir. 

Boşa zaman harcanan yerlerin sayısı, kütüphanelerden kat kat fazla olduğu müslüman ülkemiz, dünyada en az okuyan toplumlar arasında yerini almıştır. Sabahın erken saatlerinde kahvehanelerimiz tıklım tıklım, günün ilerleyen saatlerine rağmen kütüphanelerimizde kitap okuyan sayısı yok denecek kadar azdır. İstisnalar dışında amiri memuru, çalışanı işsizi, işçisi işvereni, tahsillisi tahsilsizi, üniversitelisi liselisi... mazeretin ötesine geçmeyen gerekçelerle bir şekilde okumuyor.  Bir memlekette dört yüz kütüphaneye karşılık dört yüz bin kahvehane bulunuyorsa bilgiye verilen değer kolayca anlaşılabilir.

İslam, iyi insan yetiştirmeyi amaçlar ve bunun temel ölçülerini verir. Topluma her yönden faydalı ve zarar vermeyen, vahyin yumuşak iklimiyle bütün çiğliklerinden arınmış, ruhen ve bedenen olgunlaşmış, dünyasını da ahiretini de imar etmeyi hedeflemiş, doğuştan kazandığı saygınlığı her şart altında korumayı ilke edinmiş, renk, dil, din ayırımı yapmaksızın insanların hürmete layık oldukları gerçeği ile milli manevi değerlere saygıyı benimsemiş, ahiret çıkarlarını öncelemiş nesiller; bilginin karanlıktan aydınlığa açılan bir pencere olduğunu özümsemekle yetiştirilebilir. Tarih boyunca İslam'ın ilkelerini medeniyete tahvil eden-insanı müreffeh yaşama dönüştüren, her sahada ilmin temsilciliğini, bilginin işçiliğini yapan İslam bilginlerinin çevreye ışık saçması da ilahi vahyin bereketiyle olmuştur.

Bilginin aydınlık, kitabın arkadaş, Kur'an'ın en sevgili olandan saygın yaşam tarzına armağan olduğu bilincine varılması umudu ve dualarda buluşmak dileğiyle...
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol