Değerli Okuyucu, bu yazımı sizlerin de katılabileceğiniz bir sohbet yazısı olarak kaleme almak istedim. Hepimiz, gerek yazılı ve görsel medyada, gerekse camilerde ve ev sohbetlerinde dini konuları anlatan, vaaz ve nasihat edenleri dinliyoruz. Bu konuda biz ve çoklarımız iyi bir gözlemci ve dinleyiciyiz. İşte bu yazımız DİN TEBLİĞCİLERİ ile bir sohbet niteliğinde. Buyurun birlikte okuyalım.

Kesbi değil; Hasbi Hizmetliler

Kıymetli Din Görevlisi Kardeşlerim! Malumunuzdur ki, her Müslüman, İslam’a, imana, Kur’an ve Sünnete hizmet etmekle yükümlüdür. Ama bilesiniz ki, sizler, en üst derecede bulunan ‘’HAS’’ hizmetkârlarsınız. Bir benzetme yapmak gerekirse sizler, hizmet ordusunun özel yetiştirilmiş süper fedailerisiniz. Hizmetler, ya hasbidir veya kesbidir. Sizler, İslâm’ın hasbi hizmetkârlarısınız. Daha birkaç sene önce, sayılarınız 70 binlerde iken, bu gün 140 binleri de aşan koskoca bir ordu oldunuz.

Malumu İ’lâm Edelim mi?

Siz Din Görevlileri, zaman zaman içinde bulunduğumuz görevi “Peygamber Mesleği” olarak nitelendirirsiniz. Gerçekten de icra ettiğiniz görev, sıradan bir görev ve memuriyet değildir. Bu görevi ifa eden sizlerin, bunun farkında ve idraki içinde olduğunuza inanıyorum. “Ettekrar velev kâne yüzseksen” kuralı gereğince bu sohbetimizde bazı hususları yeniden hatırlayalım istedim. Öncelikle diyelim ki, din görevlisi, VAKIF ADAM, VÂKIF ADAM ve ÂŞIK ADAM olmalıdır. Bunlar, onun “olmazsa olmaz” üç ana vasfıdır.

Allah Resulü, İslâm’ı tebliğ için görevlendirdiği sahabede bazı özellikler ararmış. Onun (s.a.s) kriterlerine genel olarak göz attığımız zaman, şu tespitleri yapmamız mümkündür. Meselâ; tebliğci, halim selim bir karaktere sahip olmalıdır. Çünkü sert, haşin, abus yüzlü ve rijit bir tip, daima iticidir. Aynı dili konuşsa da, hitap ettiği kişi ve toplumu rencide eden, muhatabın başına balyozla vururcasına bağıran, çağıran bir tebliğci ne kadar etkileyici olabilir, değil mi? Tebliğci, iyi bir hatip olmalıdır. O, Allah Resûlü’nün Akabe Biatlarında, Medine’ye irşatçı olarak ilk önce Mus’ab b. Umeyr’i gönderdiğini hatırlamalıdır. Hz. Mus’ab, iyi bir hatip, bilgili, çaplı bir Müslüman olmanın yanında, temiz giyinen, güzel Kur’an okuyan, hoş yüzlü, sevecen bir insandı. Ben derim ki, Mus’ab (r.a.), siz idealist tebliğciler için örnek alınacak bir şahsiyet olmalı daima.

Tebliğci, Kitabımızın, Hz. Musa’nın diliyle naklettiği şu âyet mealini de unutmamalıdır: “ (Ya Rabbi!) Kardeşim Harun’un dili benden daha düzgündür. Onu da, benimle beraber beni destekleyici yardımcı olarak gönder.” (Kasas, 28/34)

Tebliğci, sıradan bir haber spikerinin bile ciddi bir eğitimden geçtiğini düşünerek bu konuda kendini yetiştirmeli, hitabet yeteneğini geliştirmelidir. Çiçero örneğini hatırlayarak kekemelerin bile azim ve kararlılık sonunda dünyaca ünlü hatipler arasına girdiğini unutmamalıdır.

Bizi bizden daha iyi tanıyan Yüce Yaratıcı’nın şu öğüdü, tebliğci için en güzel bir ölçü olmalıdır: “ Bütün insanları Rabbinin yoluna, akıllıca ve en güzel öğütle çağır.” ( 16/125) Tebliğci, bazı sözlerin baş kestirdiğini, bazı sözlerin de savaşı kestirdiğinin bilincinde olmalıdır. Muhatapları kötüler de olsa, iyilikle muamele etme cesaretini her zaman gösterebilmelidir. Yüce Rabbimizin şu uyarısı da her zaman onun ruh dünyasını aydınlatmalıdır: “İyilikle kötülük bir değildir. Sen en iyi olanla karşılık ver..” (41/34)

Velhasıl tebliğci bu ilâhi öğütleri her daim göz önünde tutarken, şairin şu dizelerini de, hiç mi hiç unutmamalıdır:

“Sözü süz de söyle... / Manayı inci gibi diz de söyle,/Yüzde söyle, gıybet olmasın. / Ukdeyi içinden çöz de söyle, yapmasın yara / Öyle bir söyle ki, hoş gelsin yâre ağyâra.”

Tebliğci, vâkıf adam olmalıdır, demiştik.

Bu, dini bilgilere yüzeysel değil; teferruatına dair bilgilerle de mücehhez olmalıdır anlamına gelir.

Meselâ; yeterli derecede Arapça bilmeli, Siyer, Hadis, Fıkıh Kelam, Tefsir, Kraat gibi temel İslâmî ilimlerden haberdar olmalı, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’den bu yana İslâm hakkında konuşan ve yazanları tanımış olmalı, bir başka ifade ile mezheplerin ittifak ve ihtilaf noktaları ve tarihçesi hakkında bilgi sahibi olmalıdır.

Bunun yanında, kraatı düzgün olmalı ve her okuyuşunu aşkla, şevkle, sanki okuduğu ayetler yeni nazil oluyormuşçasına okumalıdır. Efendimizin: “Bana Kur’an oku!” diye hitap ettiği sahabenin yerinde kendisinin bulunduğunu tasavvur etmeli. Ezanı her okuyuşunda Hz. Bilâl’in ilk okuduğu ezanın heyecanını duymalı.

Tebliğci, çağdaş Müslümanların sorunlarını ve sorularını, ihtiyaçlarını bilmeli, onları etkileyen felsefi akımları tanımalı, onların ruh hallerini iyi okuyabilmelidir. Müslümanların sorunları hakkında kafa yoran, düşünce üreten çağdaş bilim adamlarını tanımalı. Mümkünse onlarla istişare etmeli.

Tebliğci, zayıf ve sağlıksız rivayetleri, iyice akıl ve Kur’an süzgecinden geçirdikten sonra muhataplarına sunmalı. Meselâ; namazın önemini anlatırken, cemaatini namaz kılmaya teşvik etmek için, İmam Azam’ın bir gecede 500 rekât namaz kıldığını söylediğinde, karşısında bu cümleyi sorgulayacak cemaatin bulunduğunu bilmeli. Hem ilim adamı, hem de tüccar olan bir mübarek zatın, her gece namaz için, sekiz saatini nasıl ayırdığını anlamakta zorlananların olabileceğini bilmelidir.

Yine bunun gibi, en sıkıntılı anlarında bile birilerine beddua etmekten sakınan bir peygamber tasavvuru olan insanlara, Peygamber (s.a.s)’e salât ve selamın önemini anlatırken “Benim adım anıldığı halde bana salavat getirmeyenin BURNU SÜRTÜLSÜN” rivayetini aktaran tebliğci, hafızalarda başka çağrışımlara sebep olmamak için gerekli şerhi yapabilmelidir.

Tebliğci, ilmiyle de amil olmalı; bir başka ifade ile kâl diliyle birlikte, hâl dilini de kullanabilmelidir. Yani söylediklerini fiili olarak bizzat yaşamalıdır.

Ve tebliğci ahlaken güzel olduğu kadar fiziken de gösterişli, kılığı kıyafeti düzgün olmalıdır. Bu son maddeyi yadırgayabiliriz belki, ama Allah Resûlü’nün buna da dikkat ettiğini görüyoruz. Meselâ, çok zayıf da olsa bazı rivayetlerde O’nun: “Bana bir elçi gönderecek olursanız, bunu yüzü güzel ve adı güzel olanlar arasından seçiniz” dediği kaydedilir. Ve kendisinin de, sahabenin en yakışıklılarından olan Dıhyet’ül- Kelbi’yi iki kez Bizans İmparatoruna elçi olarak gönderdiğini okuyoruz. Ve yine biliyoruz ki, Cebrail (A.S.), Allah Resulüne vahiy getirdikleri zaman çoğu kez Dıhye (r.a.) suretine bürünerek geliyordu. (1)

Tebliğci, hitap ettiği toplumun dilini bilmesinin yanında, onların düşüncelerini, inançlarını, örf ve adetlerini de iyi bilmelidir. Hitap tarzını onları kıracak ve tiksindirecek bir şekle büründürmemelidir.

Sizler de çok iyi bilirsiniz ki, Hz. Peygamber Efendimiz, daha Hicretin 4. Yılında Zeyd b. Sabit’ten İbranice’yi öğrenmesini istemişti. Dilerseniz bu hadiseyi Zeyd b. Sabitten dinleyelim: “Resulullah (s.a.s), bana: “Zeyd! Benim için Yahudi yazısını öğren.(…) buyurdular. Bunun üzerine ben de, yarım ayda onu öğrendim. Peygamber (s.a.s), Yahudilere bir şey yazacağı zaman onu ben yazardım. Ona Yahudilerden gelen yazıları da, ben okurdum.”

(Yine bir gün) Resulullah (s.a.s), bana:

“Süryaniceyi güzelce okuyup yazabilir misin? Çünkü bana Süryanice yazılar geliyor,” dedi. Ben de:

“Hayır, iyi okuyup yazamam” dedim O da: “Onu iyice öğren, buyurdu.

Ben, on yedi günde onu da öğrendim. (2)

Bu sohbet yazımızı bir örnekle sonlandıralım. Bir zamanlar yıllarca Y.Ö.K. başkanlığı yapmış olan bir Prof’umuz vardı; adı İhsan Doğramacı idi. Onun, İngilizce, Almanca, Fransızca, ARAPÇA, Farsça, Türkçe ve anadili gibi İBRANİCE bildiğini hatırlatmak isterim. Kendisinin Prof. unvanını alacağı sırada, MİT’in babası sayılan MAH teşkilatının hazırladığı raporda: “İhsan Doğramacı Müslüman, karısı da Türk değildir,” şeklindeki ifadeleri de paylaşmak isterim sizlerle.(3)

Velhasıl;

Sizlerin her birinizin, yukarıda sayılan vasıfları haiz, ideal bir din görevlisi olabilmek için elinizden gelen gayreti göstereceğiniz inancı ve ümidini taşıyor, selam ve dua ile hoşça kalınız, diyorum.

Not:
(1) ( M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, c. II. S.260)
(2) (A. Tekin, peygamberimizin Yol Arkadaşları, c.2, s.2111)
(3)(Z.Yer: S. Yalçın, Efendi 2, Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı s.110)


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.