Kulun, Allah’tan kusurlarının örtülüp günahlarının bağışlanmasını istemesine istiğfar denir. Bunun için, kısaca ‘Estağfurullah’ denir.

Günahlarının bağışlanmasını istemeye muhtaç olmayan hiç kimse yoktur. Günah işlememe konusunda son derece titiz olanlar bile bir takım hatalar işlerler.

Tövbe kişisel, istiğfar geneldir. İnsan, kendisi için mağfiret dilediği gibi diğer mü’minler için de mağfiret diler.

Mü’min olmayanlar için mağfiret dilenemez. Mağfirete nail olmanın olmazsa olmaz şartı, mü’min olmaktır. Ancak mü’min olmayanların hidayete ermeleri için dua edilir.

Sık sık istiğfar etmek yerinde olur. Hz. Muhammed (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Ben Allah’a günde yüz defa istiğfâr ediyorum."[1]

Şu hadis-i şerif de bizleri çokça istiğfar etmeye teşvik etmektedir:

“Bir kimse istiğfârı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu lütfeder ve ona ummadığı yerden rızık lütfeder.”[2]

1. İstiğfar Etmek Allah’ın Emridir:

"Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."[3]

Allah, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in şahsında mü’minlerin Allah’tan bağışlanma dilemelerini emretmiştir. Her insan, bir takım hatalar işler. Hata işleyen bir varlığın, Allah’tan bağışlanma dilemeyi ihmal etmemesi gerekir. Allah, bağışlanma dileyenlere merhametiyle muamele eder.

"Ey Muhammed! Sabret. Allah’ın vaadi şüphesiz gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam sabah Rabbini hamd ederek tespih et!"[4]

1- Müşrikler, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e bir takım zorluklar çıkarmışlar; Allah, Resulünün bunlara karşı sabretmesini emretmiş ve onun sabretmesinin ardından da ona başarı ve zafer nasip etmiştir.

2- Allah, Resulünün şahsında bütün ümmetin günahlardan bağışlanma dilemesini emretmiştir.

3- Yine Allah, Resulünün ve bütün ümmetin sabah akşam hamd ederek Rablerini tespih etmelerini emretmiştir.

"De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Allah’a ortak koşanların vay hâline!"[5]

Hz. Muhammed (s.a.v.), Allah’tan vahiy alması sebebiyle öteki insanlardan farklıdır. Tebliğ ettiği en önemli şey ise tevhit inancıdır; çünkü tevhit inancı olmadan din ve dinin amel ile ilgili hususları olmaz. Önce Allah’a inanmalı, sonra ona yönelip emirlerine teslim olmalıyız. Ardından da bağışlanma dilemeliyiz. Böyle davranmayıp şirk koşmaya devam edenin akıbeti çok kötü olacaktır.

"Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir."[6]

Allah, Hz. Muhammed (s.a.v.)’den hem kendi hem de bütün mü’min erkek ve kadınların günahları için bağışlama dilemesini emretmiştir. Peygamberler büyük günah işlemezler; hataları ise vahiy ile düzeltilir. Buna rağmen kendi günahları için de bağışlanma dilemsi emredilerek, bize her yönden örnek olması istenmiştir.

2.Bir Günah İşlediğimizde Allah’ı Hatırlayıp Bağışlanma Dilemeliyiz:

"Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir."[7]

1- Mü’min, büyük veya küçük bir günah işlediğinde hemen pişman olup bağışlanma dilemelidir.

2- Mü’min, başkasının haklarını zedeleyerek veya sırf kendi aleyhine bir günah işlediğinde hemen pişman olup mağfiret dilemelidir.

3- Allah’tan başka günahları bağışlayacak kimse bulunmadığına göte, Allah’tan bağışlanma dilemelidir.

"Hâla Allah'a tövbe edip O'ndan bağışlanmayı dilemeyecekler mi? Allah çok yarlıgayıcı, çok esirgeyicidir."[8]

Allah, şirke düşenler dahil, tövbe edip doğruya yönelen ve istiğfarda bulunan kullarını bağışlar.

"(Âdem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz."[9]

Hz. Adem ile Hz. Havva, cennette kendileri için yasaklanan meyveden yedikten sonra pişman olup Allah’tan bağışlanma dilemişlerdir.

3.Günahlarından Pişmanlık Duyanlar İçin İstiğfar Etmeliyiz:

"(Oğulları) dediler ki: Ey babamız! (Allah'tan) bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten günahkârlar idik. Yakup, “Rabbimden sizin bağışlanmanızı dileyeceğim. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.[10]

Hz. Yakup’un oğulları, kardeşleri Hz. Yusuf’a yaptıkları haksızlıktan pişman olup, babalarından kendileri için Allah’tan af dilemesini isteyince, Hz. Yakup bu isteği kabul ederek, onlar için af dileyeceğini söyledi. O halde bizler de, bize karşı işledikleri hatalarından pişmanlık duyup helallik isteyenler için, Allah’tan mağfiret dilemeliyiz.

4.Seher Vakitlerinde İstiğfar Etmeliyiz:

Gecenin son altıda birine seher vakti denir. Seher vaktini dua ile değerlendirmeliyiz.

"Sabreden, dürüst olan, huzurda boyun büken, hayra harcayan ve seher vaktinde Allah'tan bağış dileyenler (içindir)."[11]

Cennet nimetlerine kavuşacakların nitelikleri sayılırken, seher vaktinde Allah’tan bağışlanma dileyenlere de dikkat çekilmiştir.

"Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi."[12]

Seher vaktinde istiğfarda bulunmak Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaya vesile olacak bir iştir.

5. Allah, İstiğfar Edenleri Bağışlar:

"Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur."[13]

Kişi, ne tür bir günah işlerse işlesin, yaptıklarından dolayı pişman olup Allah’tan bağışlanma dilemelidir. Günah sahibi, tövbe ve istiğfarında samimi olursa, Allah’ın çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici olduğunu görecektir.

6.Allah, Mağfiret Edicidir:

"Müminler, ancak Allah'a ve Resûlüne gönülden inanmış kimselerdir. Onlar, o Peygamber ile ortak bir iş üzerindeyken ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. (Resûlüm!) Şu senden izin isteyenler, hakikaten Allah'a ve Resûlüne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar için Allah'tan bağış dile; Allah mağfiret edicidir, merhametlidir."[14]

Bazı mü’minler Ahzab savaşından önce hendek kazarlarken, bir takım özel işleri nedeniyle izin istemişler, münafıklar ise izin istemeden ayrılmışlardır. Allah, Rasulullah (s.a.v.)’in izin isteyenlerden uygun gördüklerine izin vermesini ve onlar için Allah’tan bağış dilemesini emretmiş ve ardından Allah’ın mağfiret edici ve merhametli olduğunu haber vermiştir.

7. İstiğfar ve Tövbe, Yağmura ve Güç Kazanmaya Vesile Olur:

"Ey kavmim! Rabbinizden bağış dileyin; sonra da O'na tövbe edin ki, üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günah işleyerek (Allah'tan) yüz çevirmeyin."[15]

Bu ayetten şunu anlıyoruz: Allah’a istiğfar ve tövbe etmek, yağmur yağmasına ve düşman karşısında daha çok güçlü olmaya vesile olur. O halde yağmur duası yaparken istiğfar ve tövbeye özel bir yer ayırmak gerekir.

8. İstiğfar, Dünyada Nimetlere Ahirette Azaptan Kurtulmaya Vesiledir:

"Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum."[16]

1-Rabbimizden bağışlanma isteyip tövbe etmemiz, Allah’ın bize ömrümüzün sonuna kadar müreffeh bir hayat vermesine vesile olur.

2-Tövbe ve istiğfar, dünya ve ahirette güzel nimetlere kavuşmak için gereklidir.

3-Allah, salih amel işleyen fazilet sahibi kullarını, hem dünyada hem de ahirette mükâfatlandırır.

4-İstiğfar, tövbe ve salih amelden yüz çevirenler içinse, ahirette büyük bir azab vardır.

9.Allah Bağışlanma Dilemekte Olanlara Azap Etmez:

"Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir."[17]

Müşriklerin, Rasulullah (s.a.v.)’e meydan okuyarak getirdiği kitap gerçekse kendilerine acıklı bir azap getirmesini istemelerine cevap olarak bu ayet inmiştir. Onlara iki sebeple azap inmiyordu: 1.Rasulullah (s.a.v.), onların arasında bulunduğu için. 2.Onların arasında bağışlanma dileyenler bulunduğu için. buradan şunu anlıyoruz: Bir toplumda istiğfar edenlerin bulunması, o toplumu tamamen yok edecek azaplara engel olmaktadır.

11.İnkârcılar İçin Yapılan İstiğfar Kabul Edilmez:

"Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmiş olmaları sebebiyledir. Allah, fasık topluluğu doğru yola iletmez."[18]

Bazı münafıklar, Rasulullah (s.a.v.)’den kendileri için istiğfarda bulunmasını isteyince bu ayet inmiştir. Münafık, müşrik ve kâfirler için yapılacak istiğfar asla kabul edilmez. İlahi affa mazhar olmanın olmazsa olmaz şartı, mü’min olmaktır.

12.Küfür Üzere Ölenler İçin İstiğfarda Bulunmak Yasaktır:

"(Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara."[19]

1-Kâfir olarak ölenler, bağışlanma imkânlarını ebediyen kaybetmiş olurlar.

2-Akraba dahi olsalar; doğrudan inkâr ederek, şirk koşarak veya münafık olarak ölenler için, Allah’tan bağışlama dilenmemelidir.

3-Yaşamakta olan kâfirlerin, iman etmeleri için hem fiilen gayret göstermeli hem de dua etmeliyiz.

13.Hz. İbrahim Babasının Allah Düşmanı Olduğunu Öğrenince, Ona Dua Etmekten Vazgeçmiştir:

“İbrahim: Selâm sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır.”[20]

Hz. İbrahim’in, babası için mağfiret dileyeceğini söylemesi, Allah’ın onu doğru yola iletip tövbe etmeye nail kılması için dua etmek şeklinde anlaşılmıştır.

"İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: «Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.» Şu kadar var ki, İbrahim babasına: «Andolsun senin için mağfiret dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez» demişti. (O müminler şöyle dediler:) Rabbimiz! Ancak sana dayandık, sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır."[21]

İbrahim (a.s.)’in babası için mağfiret dileyeceğini söylemesi yerinde bulunmamıştır.

"İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi."[22]

Hz. İbrahim, babasına verdiği söz nedeniyle, onun için af dilemiş, babasının Allah düşmanı olduğunu görünce, ondan uzaklaştı. Hz. İbrahim, çok içli, yumuşak huylu olduğu için, başta babasına şefkatli davranmıştı. Bir insan, kafir olduğu müddetçe babası için bile istiğfarda bulunmamalıdır.

14.Samimi Olmayanlar İçin, Bağışlanma Dileğinde Bulunmak Gerekmez:

"Bedevilerin savaştan geri kalmış olanları, sana: 'Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu. Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile' diyecekler. Dilleriyle, gönüllerinde bulunmayanı söylerler; de ki: 'Allah size bir zarar gelmesini dilerse, yahut bir fayda elde etmenizi dilerse, O'na karşı kimin gücü bir şeye yeter? Kaldı ki, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.'"[23]

Rasulullah (s.a.v.), Hudeybiye seferine çıkarken kalplerine iman henüz tam yerleşmeyen bazı bedeviler, can ve mal korkusuyla, seferden geri kaldılar. Rasulullah (s.a.v.), daha seferden dönmeden yukarıdaki ayet nazil oldu. Hz. Muhammed (s.a.v.), onlar için bağışlama dilemedi. Seferden geri kalmak, kimsenin mal ve can emniyeti için bir garanti oluşturmaz. Allah, kimin, davranışlarıyla, hangi muameleyi hak ettiğini görmektedir.

15.Melekler, Yerdekiler İçin Mağfiret Dilerler:

"Neredeyse yukarılarından gökler çatlayacak! Melekler de Rablerini hamd ile tespih ediyorlar ve yerdekiler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir."[24]

1-Allah’a eksik sıfatlar isnat etmek, göklerin yarılmasına sebep olacak kadar çirkin bir durumdur.

2-Allah, tam sıfatlara sahiptir ve ancak bu sıfatlarla anılmalıdır; bu nedenle melekler, Rablerini hamd ile tespih ederler.

3-Melekler, Allah’ı gereği gibi tespih ederek, yerdekiler için de mağfiret dilerler.

4-Allah, yerdekilerden mü’min olanlara mağfiret eder, kâfir olanların ise cezalarını geciktirir.

16.İstiğfar Etmeyi, Allah’ın Azabı Gelinceye Kadar Geciktirmemek Gerekir:

"Kendilerine hidayet geldiğinde insanları iman etmekten ve Rablerinden mağfiret talep etmekten alıkoyan şey, sadece, öncekilerinin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesini, yahut azabın göz göre göre kendilerine gelmesini beklemeleridir!"[25]

Kur’an-ı Kerim, hidayet rehberi olarak gelmiştir. Artık bize düşen, iman edip Allah’tan mağfiret dilemektir. Doğru olana tabi olup istiğfar etmek için, önceki ümmetlerin başına gelen helak edici cezalardan birinin gelmesini veya kıyametin kopmasını beklememeliyiz. Böyle bir durum olduğunda, artık iman ve istiğfar etmenin zamanı geçmiş olur.

Bu konuya şu satırlarla son verelim:

İnsan, kendini hata ve günahlardan arındırmak için elinden geleni yapmalıdır.

Ancak şu da bir gerçektir ki, hata ve günahlardan tamamen arınmak zordur.

O halde ne yapmak gerekir?

Şöyle diyebiliriz:

Hayatımız boyunca, hem hata ve kusurlardan arınmak için gerekli ihtimamı göstermeli, hem de yaptığımız hata ve günahlardan dolayı, gecikmeden pişmanlık duyup istiğfar etmeliyiz.

Rasulullah (s.a.v.), günde yüz defa istiğfar ettiğini ümmetine haber vererek, bu konunun önemini net bir şekilde ortaya koymuştur.

İstiğfar etmek, Allah’ın emridir; bunu hiç unutmamalıyız.

 

[1] Müslim, Zikir-41

[2] Ebû Dâvûd, Vitir, 26/1518; İbn-i Mâce, Edeb-57; Ahmed, I, 2489

[3] 4/Nisa-106

[4] 40/Mü'min-55

[5] 41/Fussilet-6

[6] 47.Muhammed-19

[7] 3/Al-i İmran-135

[8] 5/Maide-74

[9] 7/Araf-23

[10] 12/Yusuf-97.98.

[11] 3/Al-i İmran-17

[12] 51/Zariyat-18

[13] 4/Nisa-110

[14] 24/Nur-62

[15] 11/Hud-52

[16] 11/Hud-3

[17] 8/Enfal-33

[18] 9/Tövbe-80

[19] 9/Tövbe-113

[20] 19/Meryem-47

[21] 60/Mumtehine-4

[22] 9/Tövbe-114

[23] 48/Fetih-11

[24] 42/Şura-5

[25] 18/Kehf-55

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
bi hoca 2018-02-11 18:07:45

hocam güzel bir yazı tam bi vaazlık

Misafir Avatar
Ali Bozkurt 2018-02-12 11:28:41 @bi hoca

teşekkür ederim.

Beğenmedim! (0)