Öldükten sonra başlayan ve kıyamete kadar sürecek olan pasif hayata, kabir hayatı (berzah âlemi) denir.
 
Berzah âleminin özelliklerini kavrayabilmek için birkaç soruya cevap vermek gerekir.
 
BİR: Berzah âlemi hangi olayla başlar?
 
Berzah âlemi insan öldükten sonra, münker-nekir (sorgu) meleklerinin kişiye yönelttikleri sorularla başlar. Ölen şahıs; “Rabbin kimdir?”, “Peygamberin kimdir?”, “Dinin nedir?”, “Kıblen neresidir?” sorularına muhatap olur. İman üzere ölmüş iyi amel sahipleri bu sorulara doğru cevap verirler. Kâfir, münafık ve müşrikler doğru cevap veremezler. Dikkat edilince kabir hayatının başında insana yöneltilen soruların daha çok imanla ilgili olduğu görülmektedir. Kabir hayatındaki mutluluk ve azab amellerimizin iyi olup olmamasıyla da ilgili olmakla beraber iman konusunun Berzah âlemi boyunca, daha da önem taşıdığı kanaatine varılabilir. (Kıyamet koptuktan sonra mahşerde yapılacak sorguda ise amellerimizle ilgili sorular ön plana çıkacaktır.)
 
Kabir hayatı ile ilgili olarak şu soru da muhakkak akla gelir:
 
İKİ: Cesetleri dağıldığı için kabirler bulunmayanların, kabir hayatları nasıl olur?
 
Ölen bütün insanlar berzah âlemi denen kabir hayatını yaşarlar. Bunun için düzenli bir kabre konmuş olmak şart değildir. Kabre konmak dinimizin bir emridir. Müslüman olmayanlar da ölülerini kabre koyarlar. Onun için ölümden sonraki döneme kabir hayatı denmiştir. Ancak bazı insanlar yakılıp külleri savrulmakta, bazıları ise çeşitli kazalar sebebiyle bir kabre sahip olamamaktadırlar. Bu durum onların kabir hayatını yaşamalarına engel değildir. Ruh, bedenlerinin bir kısmına iade edilecek ve pasif bir hayat sürdürmeleri sağlanacaktır.
 
Konu ile ilgili olarak sıkça sorulduğuna şahit olduğumuz sorulardan biri de şöyledir:
 
ÜÇ: Bazı insanlar tarihin ilk dönemlerinde ölmüşler, bazıları ise kıyamete yakın öleceklerdir; bu iki grubun kabirde çekeceği azap veya göreceği mutluluk, bekleme sürelerinin farklılığı açısından nasıl izah edilebilir?
 
Kabir hayatlarını sürdüren insanların, zaman açısından fark edecekleri uzunluk veya kısalık, öldükleri tarihe bakılmaksızın, Allah’ın kudret ve adaletiyle takdir edeceği kadar olacaktır. Beş bin yıl önce ölmüş biri ile bu yıllarda ölen birinin hissedecekleri zaman birbirine eşit, daha az veya daha çok olabilir. Bunun dünyadaki örneği şöyledir: Yarım saat uyuyan biri ile sekiz saat uyuyan birinin gördükleri rüyalar, süre olarak, eşit olabilir.
 
Konu çerçevesinde, şu sorunun cevabı da merak edilir:
 
DÖRT: Şehit olanların berzah âlemindeki hayatları nasıl geçecektir?
 
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:
 
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.” (3.Al-i İmran–169,170)
 
Şehitler zahiri ölümleri neticesinde bildiğimiz dünya hayatından çekilip berzah âlemine intikal ederler. Ancak kabir hayatları diğer insanlarınkiyle mukayese edilemeyecek kadar canlı ve güzeldir. Rableri katında bizim bilemeyeceğimiz şekilde rızıklandırılmaları dâhil birçok nimete nail olurlar. Yaşadıkları hayat kendilerine o kadar güzel gelir ki, henüz kendilerine katılmamış olan şehitlere, kendilerine katıldıklarında yaşadıkları hazların müjdesini verecekler diye mutluluk duyarlar.
 
Konu ile ilgili sorulardan biri de şu olabilir:
 
BEŞ: Peygamberlerin berzah âlemindeki hayatları nasıl olacaktır?
 
Peygamberlerin berzah âlemindeki hayatları da şehitlerinki gibidir.
 
Son olarak şu soruyu da kısaca cevaplandırmak faydalı olacaktır:
 
ALTI: Kabir Hayatının (azabı ile mutluluğunun) varlığı kitap ve sünnet ile sabit midir?
 
Bu konu Türkiye’de kitap hacmini aşan boyutlarda tartışılmaktadır. Kur’an’daki bir ayet Elmalılı Hamdi Yazır’ın tercümesi ile mealen şöyledir:
 
“Onlar sabah akşam ateşe arz olunurlar. Kıyamet kopacağı gün de: ‘Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine tıkın’ (denilecektir)”(40. Mü’min–46)
 
Elmalılı merhum, bu ayeti şöyle açıklamaktadır: “(En’naru)Ateş. Bu kelime mübtedadır, yani dil bilgisi açısından öznedir, bu cümlenin haberi, yani yüklemi şu: ‘Onlar ona sabah ve akşam sunulup durmaktadırlar.’ Yani Firavun’un ailesinin dünyada kötü azapla mahvoldukları gibi, ahirete kadar Berzah âleminde de akşam sabah ateşe sunulmak ile azap olunmaktadırlar.” (Feza Gazetecilik A. Ş., C:6, S:527)
 
Bir ayetin ilgili bölümü de şöyledir:
 
“…Biz onları iki kere azaba uğratacağız. Daha sonra da büyük bir azaba iletilecekler.” (9.Tövbe–1019)
 
İlk iki azaptan biri dünya, öteki kabir azabı şeklinde, daha sonraki büyük azap ise cehennem azabı olarak anlaşılmıştır.
 
Kabir azabına işaret ettiği söylenen bir ayet meali de şöyledir:
 
“Belki dönüş yaparlar diye, onlara o büyük azaptan önce daha yakın azaptan muhakkak tattıracağız.” (32.Secde–21)
 
Ayette geçen, büyük azaptan önceki yakın azabı dünyada gösterilecek sıkıntılar olarak yorumlayanlar olduğu gibi, kabir azabı olarak kabul eden müfessirler de olmuştur.
 
Buhari, Müslim, İmam-ı Malik, Tirmizi ve Nesâi tarafından rivayet edilen şu hadis, yukarıdaki ayetleri yorumları ile tam bir uyum içindedir:
 
“Sizden biri ölünce kendisine akşam ve sabah (cennet veya cehennemdeki) yeri arz edilir. Cennet ehlinden ise (yeri) cennet ehlinin (yeridir), ateş ehlinden ise (yeri) ateş ehlinin (yeridir). Kendisine:’Allah seni kıyamet günü diriltinceye kadar senin yerin işte budur!’ denilir.” (Prof. İ. Canan, C:15, S:145)
 
Aşağıdaki hadisler de konuya açıklık getirmektedir:
 
“Kabir, ahiret menzillerinin birinci menzilidir. Kişi, ondan kurtulabilirse, ondan sonrakiler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa ondan sonrakiler bundan daha zordur, daha şiddetlidir.” (Tirmizi, Zühd–5, 2309)
 
Buhari, Müslim ve Nesâi’nin bir rivayeti şöyledir:
 
“…Bundan sonra Aleyhisselatu vesselamın namaz kılıp da, namazda kabir azabından istiaze etmediğini hiç görmedim.” (Prof. Dr. İ. Canan, Kütüb-ü Sitte, C:15, S:144)
 
Kabir hayatı ile ilgili çok sayıda hadis mevcuttur.
 
Kabir hayatını sadece görülecek azap ile değil, yaşanacak olan mutluluk ile birlikte düşünmek gerekir.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.