“Kader” kavramı kültürümüzde oluşmuş anlamıyla lafız olarak Kur’an’da geçmemekle birlikte bu kavramla anlatılmak istenen muhteva insanlık tarihiyle birlikte insanların gündeminde olmaya devam edegelmiştir.

Âdem’e secde etmeyen İblis, Allah’ın emri konusunda işlemiş olduğu hatadan tövbe etme yerine “Beni yoldan çıkarmana karşılık…” (Araf,16) diyerek suçu Allah’ın üzerine atmıştır. Müşrikler de İblis’n yolundan giderek “Rahman dilemeseydi biz putlara tapmazdık…” (Zuhruf, 20) demişlerdir. Zaten problem de kader’in, Allah’ın dilemesi mi yoksa bilgisi mi olduğu meselesinde yatmaktadır.

Ehl-i Sünnet âlimleri kader konusunu işlerken genelde Allah’ın ilmine vurgu yaptıkları halde kaderi Allah’ın ezeli iradesi olarak tarif ederler. En azından önemli bir kesimi bu görüştedir.

Nakledilen ve sahih olarak kabul edilen bazı rivayetlerimizde de bu husus anlatılmaktadır. Mesela bir rivayette deniliyor ki Hz. Musa Âdem’e: “İşlediğin suç sebebiyle insanları sıkıntıya soktun (yani onların cennette olmayıp bu dünya hayatında imtihana tabi tutulmalarına neden oldun” demiş bunun üzerine Hz. Âdem cevap olarak: “Beni ne diye kınıyorsun! Ben dünyaya gelmezden önce Allah o suçu işlememi takdir etmişti (bazı rivayetlerde yazmıştı) demiştir.

Söz konusu rivayetlere göre Peygamberimiz: “Böylece Âdem, Musa’ya karşı delil getirmiş ve onu susturmuştur” demiştir. (İmam Malik, Muvatta’, Kader 1; Buhari, Kader 11, Enbiya 21; Müslim, Kader 13-15; Tirmizi, Kader 2). Rivayetler arasında kısmi farklılıklar var ama hepsinde Hz. Âdem işlemiş olduğu suçu kadere yüklemektedir.

Eğer bu rivayetler doğru ise Hz. Âdem’in kendisini savunması ile yukarıya alıntıladığımız müşriklerin kendilerini savunmaları arasında ne fark vardır? Acaba Allah yazdığı için mi Âdem o suçu işlemiş yoksa işleyeceği için mi onu yazmış?

Bir de Kur’an’a bakalım: Allah Âdem’le Havva’ya, şeytana uymamaları konusunda kendilerini uyardığı halde ağaçla ilgili yasağı niçin çiğnediklerini sorduğunda: “Rabbimiz! Kendimize zulmettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, kaybedenlerden oluruz,” (7 A’raf 23) demişlerdir.

Eğer hadisçilerin dediği gibi söz konusu rivayetler sahih ise niçin Kur’an’da Hz. Âdem’in sözüyle bu rivayetlerdeki sözü arasında bir zıtlık var? Çünkü Kur’an’da Hz. Âdem suçu kendisinin işlediğini itiraf ederken bu rivayetlerde suçu kaderin yani Allah’ın takdirinin dolayısıyla Allah’ın üzerine atıyor? Allah hem takdir edip yazacak ve Âdem de takdir edip yazdığı için suçu işleyecek ardından bundan dolayı Allah onu cezalandıracak, hangi adalete sığar? Oysa Allah insanlara zulmetmeyeceğini Kur’an’da taahhüt ediyor.  

Yüce Allah kitabında: "Yeryüzünde size isabet eden hiçbir musibet yoktur ki daha önceden bizim yazmış olduğumuz bir kitapta bulunmasın. Bu Allah için çok kolaydır." (Hadid Sûresi, 22) buyurmuyor mu denecek olursa? Evet, öyle buyuruyor ama gelen musibet insanın ceza yahut mükâfat göreceği ameli değil ki. İnsanın ceza yahut mükâfat göreceği ameli, gelen musibet karşısında takınacağı tavırla alakalıdır.

Bu ayetle ilgili meseleyi bir misalle biraz daha açalım:

Yayalar için yeşil ışık yandığı bir sırada yayalar geçmeye başlıyor. Kırmızı ışık yeşil ışık dinlemeyen biri hızla yayalar arasına dalıyor ve yayalardan birine feci bir şekilde çarpıyor. Adam öyle bedeni hasara uğruyor ki kelimenin tam anlamıyla bir musibet. Olay bu adam için bir kader; önceden takdir edilmişti, yazılmıştı ve başına geldi. Ziyaretine gelen arkadaşları onu teselli ederken de tam cebriyeci bir üslupla: “Allah’ın takdiri, sabret” türü sözler söylerler. Bundan sonra söz konusu musibetle o kişinin sorumlu olacağı amel başlıyor; ya sabredecek ve hayatına devam edecektir yahut Allah’a isyan ederek: “Beni mi buldun! Ben sana ne yapmıştım ki başıma bu musibeti getirdin, artık sana kulluk etmiyorum..” türü söz ve davranışlarda bulunacaktır.

Işık falan dinlemeyen ve trafik kurallarına uymayan sürücü açısından ise mesele Allah’ın takdiriyle izah edilmez. Çünkü Allah kendisine "trafik kurallarına uyma, insan hayatını hiçe say" dememişti. Olay kendisinin dikkat etmesi gereken yerde dikkatsizliği, serkeşliği ve iradesiyle gerçekleşmiştir. Allah takdir edip belirlediği ve yazdığı için bu suçu işlememiş aksine, kişi bu suçu işleyeceğini için Allah bu suçu önceden yazmıştır.

Kısacası bu kişinin suç işleyeceğini Allah biliyordu ama belirleme ve sebep olmayla Allah’ın bir ilgisi yoktu. Sürücüye karşı takınılacak tavır tam hürriyetçi bakışını taşıyan bir tavır olacak ve yaptığından dolayı hem bu dünyada hukuk yoluyla, ahrette de Allah tarafından cezalandırılacaktır.

Yukarıda naklettiğimiz Hz. Âdem ve Hz. Musa ile ilgili rivayette anlatılan kader anlayışını destekleyecek başka rivayetler olduğu gibi aksi anlam çıkarılacak rivayetler de vardır.

Aslında bizi bu rivayetlerden ve mezheplerin yahut âlimlerin söylediklerinden daha çok kendini dindar hisseden kimsenin kader konusundaki algısıdır ve ne yazık ki algı, yazılanların başa geleceği, iman ve hidayetin nasip işi olduğu şeklindedir.

Atasözlerimiz ve günlük konuşmalarımızda kullandığımız deyimler algının belirttiğimiz şekilde olduğunu göstermektedir.

İki yazıyla kaderin Allah’ın ilmiyle ilişkisi, insanın iman edenlerden mi yoksa inkâr edenlerden mi olacağını Allah’ın belirleyip belirlemediğini, bu gibi hususları önceden bilip bilmediğini, ilgili ayetlerin nasıl anlaşılması gerektiğini vs. gibi konuları ele alıp kader konusuna son vereceğiz.
 
 
 





 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol