KAN DÖKÜCÜ ÂDEMOĞLU
 
Dünyamız Bir gün Haremleşecek mi?
 
Değerli Okuyucu, Harem ve Haram sözcükleri fonetik olarak birbirine çok yakın kelimeler. Ama anlam bakımından aralarında dağlar kadar fark var.
 
Harem, can ve mal güvenliğinin tam anlamıyla sağlandığı, huzurla yaşanan mekân ve ülke demektir. Fakat insanoğlu kendi cinsine bu dünyayı zindan eyledi. Bu, dün böyleydi, bu gün öyle, yarın da öyle olacağa benziyor. Milyar dolarlar yatırarak silahlanıyoruz, savaşıyor ve kan döküyoruz. Ve insanlar; çoluk çocuk, oradan buraya, o ülkeden bu ülkeye savruluyor.
 
Tescilliyiz
 
Âdemoğullarının kendi hemcinslerine yaptıkları bu işkence, zulüm ve katlin sebebi nedir?
 
Şu ayet, bu sorunun cevabı mıdır acaba?
 
Hani tarih ötesinde, Rabbimiz meleklerine “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım,” diye buyurmuştu da, melekler de, Rablerine şöyle demişlerdi ya:
 
“Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini mi var edeceksin?”
 
Ve Allah da onlara : “Sizin bilmediğinizi ben bilirim, buyurmuştu.” (1)
 
Melekler bizim bu vahşetimizi, negatif yönümüzü görmüşler miydi dersiniz?
 
Yüce Allah, bizlerin bu dünyayı kendi ellerimizle haremleştirmemizi murat ediyor ve bu görevi bize veriyordu. “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın,” buyuruyordu.
 
Farklı diller, farklı cinsler, farklı ırklar halinde bu dünya evinde barış içinde yaşamamızı diliyordu. Ve bu konuda bizlere bir örnek de veriyordu; Kâbe’nin çevresinde can ve mal güvenliğinin çiğnenmesini HARAM kılarken, tıpkı Kâbe gibi, tüm dünyayı HAREM yapmamızı istiyordu.
 
Biz ise bir takım ideoloji ve izmler, ihtiraslar uğruna dünyamızı kendimize zindan eyledik, bir kısım hemcinslerimize mutluluğu HARAM eyledik.. Çıkarlarımız uğruna kan dökücüler olduk
 
Yüzyıldan Bu Yana
 
Vahşetimizin dehşetini görmek için geliniz yüzyıl öncesinden bu yana bir göz atalım. Bu ülke insanının bu süre zarfında ne felaketler yaşadığını görelim.
 
Tam yüz yıl önce; I. Dünya Savaşında, bir milyon 600 bin insanımızı kaybettik. Sadece Çanakkale’de, 101 Bin şehit verdik. Bu sayı, hasta, ağır yaralı ve kaybolanlarla birlikte 253 Bine ulaştı. Kafkasya’da, 270 Bin, Arabistan’da, Yemen ve Filistin’de: 280 Bin, Mısır/Kanal’da: 280 Bin Mehmetçiğimizi, Rumeli’de, 60 Bin evladımızı kaybettik. Ve daha nice cepheler, nice bahadırların şehadeti ve gaziliği…
 
Hira Dağı’nın çocukları, Afganistan’da 1979- 2009 arasında yani 30 yılda Rus ve ABD işgallerinin, iç savaşların faturasının bedelini, 3 milyon ölü, 3 milyon sakat ve özürlü, yüz binlerce dul, yetim ve öksüzle ödedi..
 
Ve II. Dünya savaşı. O da, insanlığı altı yıl boyunca kan ve ateş içine attı. Yeryüzü hercümerç olup taş üstünde taş kalmadı. Elli milyonu aşkın insan öldü. Geride travmalı milyonlarca insan, dul ve yetim kaldı bu savaşın sonunda.
 
Yüzyıl Öncesinden de İki Örnek
 
Kan dökücülüğümüzü simgeleyen binlerce örnekten iki örnek vermek isterim.
 
Takvimler, Miladi 1212 yılını gösteriyordu. Etienne adlı bir Fransız çocuk, Rüyasında güya Hz. İsa’yı görmüştü. Güya Hz. İsa ona, Kudüs’ün alınmasını, bunun için de, savaşmayı emretmiş ve kendisine müjdeler vermişti. Yürüyüşe başladı Çoban Etienne. Ve peşine binlerce kız ve erkek katıldı. Kimi silahlı kimi silahsızdı. Tüm Fransa’yı korkunç bir savaş histerisi ve çılgınlığı sarmıştı. Anne ve babalar, çocuklarını bu çılgınlıktan bir türlü vaz geçiremiyorlardı. Bu “Çocuklar Ordusu”, Marsilya yolu üzerindeki sahil boyunda toplandı. Etienne’nin isteği ile denizin yarılması için önce dua ettiler, ama deniz yarılmadı. Ve sonunda yedi gemiye binerek denize açıldılar. Gemilerden ikisi yolda battı. Sağ kalanları da deniz korsanları, İSKENDERİYE’ye götürüp, esir pazarlarında sattılar.” (2)
 
Kitle Çılgınlığına Bir Başka Örnek
 
Orta Çağ’ın bir de Piyer Lermit’i var. Üzerindeki kaba bir yün gömlekle, katır sırtında köy köy, kasaba kasaba dolaşan Pier Lermit.
 
Papa II. Urban, bu adamı, bir yandan teşvik ediyor, bir yandan da kışkırtıyor. Ve sonunda onun da peşine milyonlarca çocuk takılıyor. Nereye mi gidiyorlar? Kudüs’ü Müslümanlardan almaya gidiyorlar. Haçlı Tarihi konusunda uzman olan Charles Mills anlatıyor:
 
“Caniler, hırsızlar, korsanlar ve daha ne kadar ahlâksız ve beleşçi varsa hepsi de : “Kâfir Türkler”in kanıyla günahlarını çıkaracaklarına yemin ettiler. Yol boyunca ırza tecavüz, malları yağma gibi her türlü rezaleti işlediler.
 
Aynısını “Kâfir Türkler’e de yapacaklardı. Ve evliliğin kutsallığı, iffet ve namusu koruyamadı….”
 
Maalesef, Âdemoğullarından her çağda böylesi zibidiler ve çılgınlar olagelmiş.
 
Velhasıl
 
Düne ve bu güne bakıyor ve soruyorum kendi kendime: Biz Âdem’in çocukları bir sınavda mıyız; bu tarz çılgınlıklara düşme ve düşmeme konusunda? Sonunda hatalarımızın faturalarını mı ödüyoruz?
 
Biz Âdemin çocukları, zaman zaman fitne ve fesatçıların oyunlarına gelerek gafletlerimizin, bedelini mi ödüyoruz? Boşu boşuna kanların akmasına, canların yanmasına vesile mi oluyoruz?
 
Biz Âdemin çocukları, kah dini, kah kutsal değerleri, kah ideolojileri istismar edenlerin kirli emellerini önceden keşfetme basiretini gösteremiyor muyuz, dersiniz?.
 
Dünümüzden ibret alamıyor, birilerinin, dünyamızı hızla yeni ve korkunç bir savaşa sürüklemek istediğini göremiyor muyuz acaba? Savaşsız bir dünyada, sömürgecilerin ayakta kalamayacağını, silahlarının depolarda paslanacağını anlayamıyor muyuz dersiniz?
 
Birilerinin, insanlığın birbirini kırmasını, hele Müslüman ülkelerin çatışmalarla heba olup gitmelerini istediklerini göremiyor muyuz dersiniz?
 
Birilerinin, dünyada bombalar patladıkça, etnik ve mezhep çatışmaları çoğaldıkça, açlık, kıtlık, sefalet, ölüm arttıkça daha çok şiştiklerini, zıbardıklarını ve trilyon dolarlarını katladıklarını göremiyor muyuz?
 
Onların piyasaya sürdükleri Nekrofilik tiplere yani ölü sevicilerine alkış mı tutuyoruz?
 
Bazılarının kan dökücülüğünün Nekrofiliye dönüşmesi, bizleri korkutmuyor mu?
 
Dünyamızda, huzur ve barıştan, sevgi merhametten nefret eden; vandallıktan; vurup- kırmaktan, yakıp-yıkmaktan, kan, gözyaşı ve vahşetten zevk alan tiplerin oldukça mebzul olduğunu göremiyor muyuz? “En iyi Müslüman, ölü Müslümandır,” diyen düzenbazlara alet mi oluyoruz?
 
Sakınalım bu nekrofilik tiplerden, kurulan tuzaklardan. Tedbirli, temkinli, sağduyulu olmaya çalışalım. Haramlaşan dünyamızın, haremleşmesi dileklerimle….
 
 
(1) Bakara, 2/30
 
(2) Beyin Yıkama, j.a.c Brovn, s.255
 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol