Bazı nimetlerin değeri yitirildiği zaman daha iyi anlaşılırmış. Fakülteyi okuduğum yıllarda kampüsten çıktım şehir merkezine doğru arabamla gidiyordum. Kayseri İlahiyat Fakültesinde okurken Türkistanlı bir hocamız vardı. Ülkesinde gördüğü zulümlerden halas olmak için Türkiye’ye iltica etmiş. Onu durakta otobüs beklerken gördüm. 

Bizim kampüs biraz kenarda olduğu için şehir merkezine yürüme gitmek zaman alırdı. Hazır şehre gidiyordum hocamızı da duraktan aldım. Sohbet ederek gidiyorduk. Kendisi bizim dersimize girmiyordu. Şeriat Üniversitesi Arap Filolojsi mezunu olduğu için diğer sınıflarda Arapça derslerine giriyordu. Hocamız arabada sohbet ederken Türkistan’da putperest zorba yöneticilerin kendilerine çok işkenceler yaptıklarını, adlarını değiştirdiklerini, birçok akrabasını taciz ettiklerini, yine çok sayıda Müslümanın kafasını ezerek, yakarak ve muhtelif şekillerde öldürdüklerini anlattı. O anlatırken benim içime darallar geliyordu.

İkindi vakitleriydi Hunat Camiinden muhteşem bir ses “Allahû Ekber” diyerek ezana başladı. Hoca konuşmasını kesti, bir süre daldı, dikkatle ezanı dinliyordu. Müezzin “Eşhedü enne Muhammeden resûlullah” kısmına gelmişti ki hocamız hüngür hüngür ağlamaya başladı. Ben kendisine;

---Hocam! Ne oldu, neyiniz var? Dedim. Hocamızın cevabı beni de ağlatmıştı.

----Adnan Hoca! Şu okunan ezanın kıymetini bilin. Bu sesi duyabilmek için canımızı bile verirdik, ama ezanı da yasakladılar. Gizli gizli sessizce okuyorduk. Şimdi böyle lâhûti bir sesle gökyüzüne yükselen bir sadâ ile ülkenizde ezanlarınız özgürce okunuyor ya, bu ne büyük bir nimettir Yarabbi!...

Evet pek kimseyle paylaşmadığım bu anımı siz okuyucularımla paylaşmak istedim. Yukarıda hocamızın ikimizi de ağlatan cümlelerinde belirttiği ne büyük nimet dediği şeye bir bakarsak;

-Demek ki Ezan sesi sadece bir ibadete davet cümlelerinden ibaret değilmiş, dininin icaplarını rahatça yaşayabilme imkânını sağlayan, milli değerlerini, örfünü âdetini özgürce yaşayıp sonraki nesillere aktarabileceğin, huzur içinde ailen ile çorbanı içebileceğin, afiyet üzere nefes alıp vereceğin, eşinle dostunla güven içinde yaşayabileceğin bir vatanın sana ait olduğuna dair en önemli simge imiş ezan…

Orada bu zulümleri yapan kimseler gayr-ı müslim (putperest), peki Kıbrısta bir avukatın açtığı dava sonucunda ezanın okunmasını yasaklayan hakimler, bu davayı açan avukat, bu rezalete göz yuman devlet yöneticileri hangi dinden? Soruyorum size…

Bazen yurdumuzda da rastlıyoruz. Hoparlörlerden rahatsız edici yüksek ses gelebiliyor, çözüm olarak ses şiddetini düşürmek suretiyle hadiseyi çözüyoruz. Böyle bir durum Kıbrıs’ta varsa sesi biraz daha kısarak durum tatlıya bağlanabilecekken Müslüman bir ülkede ezan yasaklamak gayretullaha dokunur.

Dikkat ediyorum, fuhşun, alkolün, özellikle de kumarın esir aldığı Kıbrıs’ın hızla ahlaki dejenerasyonu artmakta ve dinden de uzaklaşmakta… Her zaman himayemizde olan kardeş gördüğümüz, muhtelif yardımlar yaptığımız devlet olarak da her türlü imkânları serapa hizmetine verdiğimiz Kıbrıs yönetiminin ve halkının, son zamanlarda Türkiye’ye karşı oldukça küstah tavırlar içine girmiş olması bizleri çok müteessir etmiştir. Ezanların yasaklanması ile bu durum Türkiye olarak bizi derinden yaralamıştır.

Analizim o ki Kıbrıs ufak ufak Rumlaşmak istiyor Bazı imansız emperyalist gizli ellerin kışkırtmasıyla Rum’un kucağına oturup birlikte nikâh yapmak isteyenler var. Son dönemlerde hem anavatana hem dini birtakım değerlerimize yaptıkları terbiyesizlikler bende çok menfi bakış açısı oluşturdu. Sanırım ülkemiz insanında ve devlet yöneticilerinde de bu durum farkedilmiştir. Hadiseden bigâne olanları ben uyarmak istiyorum.

Dikkat ediniz! Osmanlı’da benzerlerini yaptılar. Sırp isyanı, Yunan isyanı hep böyle çıkarıldı. Şimdi Kıbrıs Türklerine verilen ayar aynı gibi “Siz bir müstakil devletsiniz, ne işiniz var birilerinin himayesinde, Türkiye’ye dişinizi gösterin” diyerek şeytani entrikalarını hızlandırdılar… Kaldı ki biz Kıbrıs’taki soydaş ve dindaşlarımıza iyilikten başka bir şey yapmadık.

Yukarıda Türkistan’da zulüm gören hocamızın anlattıklarını göz önüne aldığımızda, şimdi dost gibi görünen gizli emperyal eller gün gelir kıçınıza tekmeyi vurur sizi bir paçavra gibi Akdeniz’e atarsa o zaman sakın “YETİŞ YA ANADOLU” “YETİŞİN ANAVATINLI KARDEŞLERİMİZ” demeyesiniz.

Ne demiş atalarımız “Gâvurdan dost, Ayıdan post olmaz” Aklınızı başınıza alın.

Vatan, bayrak, ezan, kardeşlik bunlar çok değerli şeylerdir. Bunlara ihanet ederseniz encamınız Çavuşesku’dan bile kötü olur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.