Sarf ve Nahiv Kitabı, Türkiye'de Bir İlk!
BAŞLANGIÇTAN İLERİ DÜZEYE GENİŞ KAPSAMLI

AYETLERLE ARAPÇA DİLBİLGİSİ


  Bir konu tanımından sonra bulacağınız örneği, tanımıyla karşılaştırıp örneği defalarca tekrarlamanızda fayda vardır. Bu şekilde inşallah Arapçayı öğreneceğiniz gibi Ayeti kerimeden verilen örneğin her bir harfin tekrarı için sevap vardır. İki kitap(sarf ve nahiv) 71 dersten oluşmaktadır. Kitabın ilk kısmı 71 ders özetinden başlayıp daha sonra geniş konulara girmektedir. Bir konu tanımı yaparken, elimden geldiğince Arapçanın yanında Türkçe karşılığı parantez içerisinde vermeye çalıştım. Okuyucu istediğinde fiil çekim tabloları bulabilmesi için çok sayıda tablo hazırladıK. Tablolar bu derecede fazla olması okuyucunun azmini kırmamak için, önemle bu tabloların tümü ezberlenen tablolar olmadığını belirtmek isteriz. Dilbilgisi ağır bir konudur. Sabır, azim ve takvanın faydası çoktur. Bir konu okurken azar azar okuyup örnekleriyle anlamaya çalışılmalı. Yüce Allah tüm yaptıklarımızı kendisi için kabul etsin. Yüce Allah yar ve yardımcınız olsun.  



Kitabımızın Çeşitli Sayfalarından Örnekler: 
 
اَفْعَلَ  kalıbın tanımı;
 
Genelde lâzimi fiilleri mutaâdiye çevirmekte kullanılır.  كَرُمَlâzimi fiil iken başına (ا) harf-î getirmekle mutaâdi yapılır ve bir mefûl ister. اَكْرَمَ زَيْدٌ عَمْرًا Zeyd amr’e ikram etti.

Âyeti kerimeden örnek;  وَبِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ Biz Onu (Kur’ân’ı) hak olarak indirdik.  وَبِالْحَقِّ نَزَلَ O da hak olarak indi. (İSRÂ 105. ayet)  Âyeti kerimede نَزَلَ lâzimi fiil iken başına (ا) harf-î getirmekle اَنْزَلْنَاهُ “Biz Onu (Kur’ân’ı) indirdik.” mutaâdi yapıldı. صِرَاطَ الَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ  kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet. (FÂTİHA 7.ayet)
 
MÂLUM MEZÎD MÂZÎ FİİL ÇEKİMLERİ:
 

Çoğul  İkil  Tekil      
اَنْصَرُوا اَنْصَرَا اَنْصَرَ  مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ 3. şahıs
اَنْصَرْنَ اَنْصَرَتَا اَنْصَرَتْ  مُؤَنَّثٌ Dişil
اَنْصَرْتُمْ اَنْصَرْتُمَا اَنْصَرْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ 2. şahıs
اَنْصَرْتُنَّ اَنْصَرْتُمَا اَنْصَرْتِ  مُؤَنَّثٌ Dişil
اَنْصَرْنَا اَنْصَرْنَا اَنْصَرْتُ  Müşterek مُتَكَلِّمٌ 1. şahıs         
 
3 )  اِفْتَعَلَ Kalıbı “gayret etmek”, “kazanmak” manasında kullanılır.
 
لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez.
لَهَا مَا كَسَبَتْ Herkesin kazandığı hayır kendisine;
 
وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ yaptığı kötülüğün zararıyine kendisinedir. (BAKARA 286. ayet) Yani; hayır olarak işlediği şey­leri yapan kendisine olduğu gibi, işlediği kötülüğün zararı da kendisine dokunacaktır
 
 

MASTAR. MUZÂRİ. MÂZİ.
اِفْعِلَالاً   يَفْعَلُّ اِفْعَلَّ
اِحْمِرَارًا  يَحْمَرُّ اِحْمَرَّ

اِفْعَلَّ *  يَفْعَلُّ*  اِفْعِلَالاً  kalıbı, ا ve son harften bir harf-în fazla gelmesiyle oluşan bir vezindir.

Karşılığı:  اِحْمَرَّ * يَحْمَرُّ*  اِحْمِرَارًا  Lâzim fiiller için mübalağa olarak kullanılır.

Lâzimi fiil ör. حَمُرَ زَيْدٌ  zeyd kırmız oldu. زَيْدٌ  اَحْمَرَّ  zeyd kıpkırmızı oldu.

اِفْعَلَّ kalıbına âyeti kerimeden örnek;

يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَاَمَّا الَّذٖينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ

يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ O günde ki nice yüzler bembeyaz olacak,
 وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ nice yüzler de kapkara kesilecek.
 فَاَمَّا الَّذٖينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ Yüzleri simsiyah olanlara gelince.
 
وَاَمَّا الَّذٖينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ Yüzleri bembeyaz olanlara gelince,
 فَفٖى رَحْمَةِ اللّٰهِ Allah’ın rahmeti içindedirler. (Âli İmrân 106. ve 107. ayetler)
 
 
YİRMİ ÜÇÜNCÜ DERS: HARFLERİN DEĞİŞMESİ:

HARFLERİN DEĞİŞMESİ;

Muzâri Fiillerin Başında İki Adet ت Birlikte Geldiğinde İkisi Okunacağına Dair,
 
لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ umulur ki düşünürsünüzأَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ibret almayacak mısınız?” (BAKARA 219. ve 266. Ayetler)
 
Muzâri fiillerin başında iki adet ت den bir tanesi hazf edilebilir.
فَأَنْتَ لَهُ تَصَدَّى Sen onunla ilgileniyorsun. (Abese.6) . تَصَدَّى fiilin asli تَتَصَدَّى olup bir adet ت hazfedilmiştir.
تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ Melekler ve Ruh inerler. (Kadir.4) تَنَزَّلُ fiilli için aynı durum söz konusudur.    
 
Dile ağır geldiğinden dolayı bazı harfler dile kolay olsun diye başka harfe dönüşmektedir.
1. اِفْتَعَلَ kalıbı üzerinde gelen, aslı üç harf olan bir fiilin ilk harf-î  ص  * ض * ط *  ظ harflerinden bir harf ise اِفْتَعَلَ de bulunan ت harf-î, ط harf-îne dönüşür.
 
وَإِذْ قَالَتْ الْمَلَائِكَةُ Hani Melekler demişlerdi ki;  يَامَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَاكِ “Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni seçti, وَطَهَّرَكِ seni tertemiz kıldı.   وَاصْطَفَاكِ عَلَى نِسَاءِ الْعَالَمِينَ  ve seni alemlerin kadınlarına üstün kıldı.” (ÂLİ IMRÂN 42. ayet)
Ayeti kerimede geçen iki اصْطَفَاكِ fiili, اِفْتَعَلَ kalıbı üzerinde geldiği fiilin aslı صفي ilk harf-î ص  * ض * ط *  ظ harflerinden ص harf-î olduğu için اِفْتَعَلَ kalıbının ت harf-î , ط ye dönüşüp اصْطَفَا oldu. Eğer değişikliğe uğramasaydı اصتفا  olurdu.
ض harf-îne örnek;

وَمَنْ كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُ قَلِيلًا Kafir olanı dahi az bir süre faydalandırır,
  ثُمَّ أَضْطَرُّهُ إِلَى عَذَابِ النَّارِ sonra onu ateş azabına mahkum ederim.
  وَبِئْسَ الْمَصِيرُNe kötü bir dönüş yeri! (BAKARA 126. ayet)

asli أَضْترُّهُ olup اِفْتَعَلَ kalıbında bulunan ت harf-î ط ye dönüştürülmüş,  أَضْطَرُّهُ haline getirilmiş.
فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْ şimdi onları gözetle ve sabret. (kamer 27. Ayet) اصْطَبِرْ asli اصتبر olup  اِفْتَعَلَ kalıbında bulunan ت harf-î ط ye dönüştürülmüş, اصْطَبِرْ haline getirilmiş.
وَاِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْاَخْيَارِ Şüphesiz onlar, bizim katımızda hayırlı, seçkin iki kimselerdendi. (SÂD 47. ayet)   الْمُصْطَفَيْنَ aslıصفي olup ilk kök harf-î ص  * ض * ط *  ظ harflerinden ص harf-î olduğu için اِفْتَعَلَ kalıbının ت harf-î ,  الْمُصْتَفَيْنَ  da ط ye dönüşüp الْمُصْطَفَيْنَ oldu.
 
2. اِفْتَعَلَ kalıbı üzerinde gelen, aslı üç harf olan bir fiilin ilk kök harf-î  ز * ذ*  د harflerden bir harf ise  اِفْتَعَلَ kalıbının ت harf-î , د harfe dönüşüyor.
وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنَ الْاَنْبَاءِ مَا فٖيهِ مُزْدَجَرٌ
 
Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu hâberler geldi. (KAMER 4. ayet)
 
مُزْدَجَرٌ asli مُزْتَجَرٌ olup aslı üç harf olan fiilin ilk kök harf-î ز * ذ*  دharflerden ز harf olduğu, اِفْتَعَلَ kalıbının ت harf-î , د harfe dönüşüp مُزْدَجَرٌ şeklini almış.
 
وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ Bu bir delidir” dediler ve alıkonuldu. 54/9
 
وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَا اٰيَةً Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık.
 فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍVar mı düşünüp öğüt alan? (kamer15.22.40 ayetler)
 
وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ …ve nice zamandan sonra (Yûsuf’u) hatırladı.12/45
 
مُدَّكِرٍ ve ادَّكَر mücerredi ذكر olup aslı üç harf olan fiilin ilk harf-î ز * ذ*  د harflerden ذ harf olduğu, اِفْتَعَلَ kalıbının ت harf-î , د harfe dönüşüp مُدَّكِرٍ ve ادَّكَر yapılmış. (Et-tibyan fi- îrâbul- Kur’an) (YÛSUF 45. ayet)
 
 جَمِيعًا حَتَّى إِذَا ادَّارَكُوا فِيهَا . Hepsi birbiri ardınca orada(cehennemde) toplanınca…Araf .38
 
3. اِفْتَعَلَ kalıbı üzerinde gelen, aslı üç harf olan bir fiilin ilk harf-îو  * ي *  ث harflerden bir harf ise اِفْتَعَلَ kalıbına getirildiğinde و  * ي *  ث harf-î ت harfe dönüşüyor. Daha sonra اِفْتَعَلَ kalıbında bulunan ت harf-îyle şeddelenerek birbirine geçiriliyor.

Aslı üç harf olan وقي fiilin اِفْتَعَلَ kalıbı üzerine örnek;

وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقٰى Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır.4/77
وَاتَّقُوا اللّٰهَ Allah’a karşı gelmekten sakının ki,  لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ kurtuluşa eresiniz. 2/189وَاللّٰهُ وَلِىُّ الْمُتَّقٖينَ Allah ise kendisine karşı gelmekten sakınanların dostudur. 45/19

وُعِدَ الْمُتَّقُونَ (Allah’a karşı gelmekten) sakınanlara ( cennet) va’dedilmiş. 25/15  الْمُتَّقٖينَ kelimesi lügatte ism-i fâil (yani etken sıfat/fiil)dir. الْمُتَّقٖي Kelime وقا kökünden alınmadır ve اِفْتَعَلَ  kalıbında, اتقى dır. Bu kelimenin ilk harf-î و harf-îdir, son harf-î ise ى harf-îdir. İşte bu kelime اِفْتَعَلَ kalıbında olması bakımından, kelimedeki و harf-î, ت harf-îne dönüştürülmüştür. Sonra da bu ت harf-î diğer ت harf-î ile idgam olunmuştur. Böylece, اتقى fiili elde edilmiştir.
 

 
Kalıpları ek almamış üç harfli (sülâsî mücerred) fiillerden, vezinlerine nakledilerek türetilir.
 
 
 
 
ZAMAN VE MEKÂN İSMİ MİMLİ MASTAR;
 
مَنْصَرٌ yardım edilecek bir zaman, yardım edilecek bir mekan. Bir yardım etmek.  
مَنْصَرَانِ yardım edilecek iki zaman, yardım edilecek iki mekan. İki yardım etmek.  
مَنَاصِرُ yardım edilecek zamanlar, yardım edilecek mekanlar.  Üç yardım etmek.  
 
Üç harfli fiilin ilk ve son harflerin illetli olmadığı sahih çekimlerde;

Eğer muzâri fiilin kök ikinci harf-în îrâbı kesre ( يَجْلِسُ ve يَنْبِتُ ) vezninde ise ism-i mekân ve ism-i zaman ikinci kök harf-î kesreli مَجْلِس ve مَبِيت olur. فَاُولٰئِكَ مَاْوٰیهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءَتْ مَصٖيرًا İşte bunların barınakları cehennemdir. Ona gidiş de ne kötü şeydir! (NİSA 97. ayet) مَصٖيرًا asli مَصْيِرًا olupي  harekesini  öncesi ص verdi مَصٖيرًا oldu.

Eğer muzâri fiilin kök ikinci harf-în îrâbı fetha ( يَعْلَمُ ) veya zamme,( يَنْصُرُ ) vezninde ise ism-i mekân ve ism-i zaman kök ikinci harf-în îrâbıda fethalı  مَنْصَرٌ gibi olur.

عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ (O Tesnîm Allah’a) Yakın olanların içecekleri bir kaynaktır.
(MUTAFFİFÎN 28. ayet) يَشْرَبُ muzâri fiilin kök ikinci harf-în îrâbı fetha geldiği için ism-i mekân kök ikinci harf-în îrâbıda fethalı مَشْرَبَ gibi olur.  
    
قَدْ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْ Her bölük, içeceği kaynağı bildi. (BAKARA 60. ayet)
 
سَلَامٌ هِىَ حَتّٰى مَطْلَعِ الْفَجْرِ O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.
(KADİR 5. ayet) تَطْلُعُ fiilin ikinci kök harf-î zammeli olduğu için, ism-i mekânın kök ikinci harf-în îrâbıda  مَطْلَعِ fethalı olarak gelir.
 
اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖى مَقَامٍ اَمٖينٍ Müttakiler (Allah’a karşı gelmekten sakınanlar) ise güvenli bir makamdadır. (DUHÂN 51. ayet) ism-i mekân olan مَقَام kelimenin ikinci kök harf-î fethalıdır. مَقَام kelimenin asli مَقْوَم olup و fethasını ق harfe verdikten sonra öncesi fethalı olduğu için و elife dönüştü مَقَام oldu.
 
Eğer muzâri fiilin ilk kök harf-î illetli ise;وَعَدَ fiilin ism-i zaman ve ism-i mekân ikinci kök harf-î devamlı kesreli olur;مَوْعِدٌ gibi.
وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِمْ مَوْعِدًا Onları helâk etmek için de belli bir zaman tayin etmiştik. (KEHF 59. ayet)
 
Eğer muzâri fiilin son kök harf-î illetli ise;يَرْضَي fiilin ism-i zaman ve ism-i mekân, ikinci kök harf-î devamlı fetha olur مَرْضَي gibi.

فَاِنَّ الْجَحٖيمَ هِىَ الْمَاْوٰى …Şüphesiz cehennem (onun için) tek barınaktır.
فَاِنَّ الْجَنَّةَ هِىَ الْمَاْوٰى …Şüphesiz cennet (onun) yegâne barınağıdır. (NÂZİÂT 39. Ve 41. ayetler)
وَالَّذٖى اَخْرَجَ الْمَرْعٰى O ki;(Topraktan) yeşil otu çıkardı. (A'LÂ 4. ayet)
 
İstisnai olarak kural dışına çıkılan örnekler de mevcuttur.

حَتّٰى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فٖى عَيْنٍ حَمِئَةٍ Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu.
حَتّٰى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu …doğar buldu. (KEHF 86. Ve 90. ayetler) تَغْرُبُ fiilin ikinci kök harf-î zammeli olmasına rağmen ism-i mekânı fetha yerine istisnai bu şekilde kesra مَغْرِبَ olarak getirilmiş.

تَطْلُعُ fiilin ikinci kök harf-î zammeli olmasına rağmen ism-i mekânı fetha yerine istisnai bu şekilde kesra مَطْلِعَ olarak getirilmiş.

 Az önce kadir 5. Ayette geçen
تَطْلُعُ fiilin ikinci kök harf-î zammeli, ism-i mekânı  مَطْلَعِ fetha olarak kurallı getirilmişti.

  فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (BAKARA 149. ayet)  يَسْجُدُ fiilin ikinci kök harf-î zammeli olmasına rağmen ism-i mekânı fetha yerine istisnai bu şekilde kesra الْمَسْجِدِ olarak getirilmiş.
 
Bu kalıpların sonuna mübalağa (o işin o mekânda sıklıkla yapıldığını) ifade etmek amacıyla müennes (dişil) manasında oldukları için te’nis ( ة ) getirilerek yapılan ism-i mekânlar; مَظَنَّةٌ ، مَشْرَقَةٌ ، مَقْبَرَةٌ Örneklerinde olduğu gibidir.
Dört ve daha fazla harflerden oluşan fiillerin ism-i zaman, ism-i mekân ve mimli ism-i mastar mefûlleri tek kalıp üzerinde gelirler.
 
FİİLDEN TÜREYEN İSİMLERDEN İSM-İ ÂLET  (إسم الآلة)

Fiilden türeyen ve ait olduğu fiilin kendisiyle işlendiği alete delalet eden isim yapısıdır. Müteaddi, kök harf-î üçlü fiillerden türerler.

Alet isimleri şu kalıplardan gelir;


1 ) مِفْعَل A ) نَصَرَ yardım etti. مِنْصَرٌ yardım edecek bir alet.
B ) نَبَرَ yükseldi – مِنْبَر minber
2 ) مِفْعَال  A ) فَتَحَ açtı – مِفْتَاح anahtar
3 ) مِفْعَلَة A ) لَعِقَ yaladı – مِلْعَقَة kaşık
وَيَا قَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْمٖيزَانَ بِالْقِسْطِ Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın. (HÛD 85. ayet
 
 
MÛREB CEM-İ MÜENNES SALİM:

Müfred Müennes İsmin Yapısı Bozulmadan Yapılan Kurallı Çoğul Türüdür.
يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ اِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana bey ‘at ederlerse… 60/12
Müfred müennes ismin yapısı bozulmadan yapılan kurallı çoğul türünden.

Birinci Ayeti kerimede; الْمُؤْمِنَاتُ kelimesi fâildir. Zamme ile merfûdur.

Mûreb müfred bir ismin mensûb olduğunu gösteren nasb alâmeti, son harf-î üzerindeki fethadır. Ayeti kerimeden örnek;  رَبَّنَا وَابْعَثْ فٖيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ “Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder…2/129 رَسُولًا kelimesi mefûl-un bih-i olduğu için nasb konumundadır. Nasb konumunda bulunan kelimeler mensûbdur. رَسُولًا kelimesinin mensûb olduğunu gösteren  îrâb alâmeti fethadır.
 
Mûreb müsennâlar ve cem-î müzekker salimlerde mûreb bir ismin mensûb olduğunu gösteren nasb alâmeti, sondan bir önceki harf ( ي )ile olur. Tek farkları tesniyelerde يْ harf-î cezimli, önceki harf fetha, çoğullarda ise ي sükûn önceki harf kesredir.

Ayeti kerimeden örnek; اِذْ اَرْسَلْنَا اِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. 36/14 Ayeti kerimede اثْنَيْنِ Mef'ûlün bihi olup ( ي ) ile mensûbtur.
 
Cem-î müennes salimlerde ise son harf üzerindeki kesre ile olur. Bu kesre, fetha yerine geçer. Ayeti kerimeden örnek; اِنَّ الْمُسْلِمٖينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِتٖينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِقٖينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِرٖينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِعٖينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقٖينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّائِمٖينَ وَالصَّائِمَاتِ وَالْحَافِظٖينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرٖينَ اللّٰهَ كَثٖيرًا وَالذَّاكِرَاتِ اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظٖيمًا

Yirmi kelime, nasb eden  اِنَّ harf-în ismi olmakla bir kısmı kesra bir kısımda ( ي ) harf-îyle mensûbtur. Cem-î müennes salimin nasb ve cêr  hali isimlerin sonuna gelen ( اتِ ) kesresiyle, cem-î müzekker salimlerde ise sondan bir önceki ( ي ) harf-în bitişmesiyle olur.
 
Müfred, mûreb bir ismin mecrûr olduğunun gösteren cêr  alâmeti, son harf-în  kesrelenmesiyle olur.
 
Ayeti kerimeden örnek;     
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَكٖينَتَهُ عَلٰى رَسُولِهٖ وَعَلَى الْمُؤْمِنٖينَ Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi…48/26
رَسُولِ kelimesinin başında عَلٰى harf-î cêr  bulunduğu için cêr  olmuştur. Cêr olmuş kelimeler mecrûrdur. رَسُولِ kelimesinin mecrûr olduğunu gösteren îrâb alâmeti kesredir.
 
 Müsennâlar ve cem-î müzekker salimlerde sondan bir ( ي ) harf-î bitişir. Bu ( ي ) harf-î kesre yerine geçer.
 
AYETİ KERİMEDEN GENEL ÖRNEKLER:

اَلْخَبٖيثَاتُ لِلْخَبٖيثٖينَ وَالْخَبٖيثُونَ لِلْخَبٖيثَاتِ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّبٖينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ Mûreb cem-î müzekker salim ve mûreb cem-î müennes salimin mecrûr  ve merfû gelene Ayeti kerimeden örnek; اَلْخَبٖيثَاتُ لِلْخَبٖيثٖينَ  Kötü kadınlar, kötü erkeklere,
وَالْخَبٖيثُونَ لِلْخَبٖيثَاتِ  kötü erkekler de kötü kadınlara,
 وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّبٖينَ temiz kadınlar temiz erkeklere,
 وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ temiz erkekler de temiz kadınlara lâyıktır.26/24
 
ESMÂ-İ SİTTE (ALTI İSİM)MÜTEKELLİM ى YÂ'SINA MUZÂF OLMASI;
 
Esmâ-i sitte (altı İsim)mütekellim ( ى ) yâ ‘sına muzâf olursa, takdiri harekelerle îrâb alırlar. Bu durumda îrâb alâmetleri açıkça görülmez. Mütekellim ( ى ) yâ ‘sına muzâf olan tüm isimlerin son harekesi daima kesre olur. Mütekellim yâ ‘sına muzâf olan bir isim, fâil vs. gibi konumunda dahi bulunsa harekesi kesre olur.
Ayeti kerimeden örnek; قَالَ اَنَا يُوسُفُ وَهٰـذَا اَخٖى “Ben Yusuf'um, bu da kardeşimdir” dedi…12/90
     اِنَّ هٰـذَا اَخٖى لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً “Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır…38/23      İki Ayeti kerimede; اَخٖى ref halinde olmasına rağmen kesrelidir.
    
قَالَ رَبِّ اِنّٖى لَا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْسٖى وَاَخٖى (Musa;) “Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. (MÂİDE 25. ayet) Ayeti kerimede نَفْسٖى ve اَخٖى Mef'ûlün bihidir.
 
اَخٖى فَاُوَارِىَ سَوْاَةَ kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?5/110 Ayeti kerimede اَخٖى muzafun ileyhtir.
قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لٖى وَلِاَخٖى (Mûsâ), “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla.7/39 Ayeti kerimede اَخٖى mecrûr dur.
 
حَتّٰى يَاْذَنَ لٖى اَبٖى ya babam bana izin verinceye kadar…12/53 Ayeti kerimede اَبٖى fâil, لٖى ise câr-mecrûrdır. İrap konumları farklı olduğu için farklı îrâb alametleri alması gerekirken mütekellim ( ى ) yâ ‘sına muzâf olduğu için îrâb alametleri açıkça görülmemiştir.
 
Ref halinde ( ى ) yâ'dan önceki harf üzerine gerekli irap takdir edilmekte, orada var olduğu kabul edilmektedir.
Bu durum altı isme mahsus değildir. Mütekellim ( ى ) yâ ‘sına muzâf olan tüm harf ve isimler için de geçerlidir.
 
 
HÂBER, MÜPTEDANIN ÖNE GEÇMESİNİ ZORUNLU KILAN HALLER:

İsim cümlesinin iki söz dizimden biri olan hâber, dört yerde zorunlu olarak mübteda’dan önce gelir.

1.Hâber Şibhu'l-cümle, mübteda ise kendisinden hâber verilmeyecek derecede nekre Olursa, hâberin öne geçmesi zaruridir. Aksi takdirde hâberin sıfatla karışma riski vardır.

وَعَلٰى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ Gözleri üzerinde de bir perde vardır. (BAKARA 7.ayet)
Şibhu'l-cümle olan ( عَلٰى اَبْصَارِهِمْ ) hâber, nekre olan (غِشَاوَةٌ) mübtedasıyla bir araya gelerek bir isim cümlesi oluşturmuştur.
 
Eğer müpteda nekre bir kelimeyle sıfatlansa, hâberin öne alınması zorunlu değildir.
 وَاَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ belirlenmiş bir ecel de O’nun katındadır.6/2
اَجَلٌ müpteda olup aynı zamanda  مُسَمًّىkelimesiyle sıfatlanmıştır. Bu durumda hâber olan عِنْدَهُ  müptedadan önce gelmesi zorunlu değildir.
 
2.(اَنَّ) Sıllasiyle Müpteda Olarak Geldiğinde Hâber Öne Alınması Zorunludur.

 عِنْدِي اَنَّكَ فَاضِلٌ Hâber olan  عِنْدِي müpteda olarak gelen اَنَّكَ فَاضِلٌ önüne alınması  انَّكَ فَاضِلٌ  da bulunan( ان ) (اَنَّ) elifi fetha olan mı yoksa ( اِنَّ ) elifi kesrelimi olduğu karışıklığı ortadan kalkar.( اِنَّ ) ve (اَنَّ) arasındaki farkı harf bölümünde bulabilirsiniz.
Ayeti kerimeden örnek; وَمِنْ اٰيَاتِهٖ اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah’ın âyetlerindendir. (FUSSİLET  39. ayet) مِنْ اٰيَاتِهٖ Öne alınmış hâber, اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ ise müptedadır.
 
3. Hâber Şibhu'l-Cümle Olup Mübtedada İse Hâbere Dönen Bir Zâmîr Bulunursa; hâber şibhu'l-cümle olup, mübtedanın içerisinde hâbere dönen bir zâmîr varsa hâberin öne geçmesi zorunludur. Hâber öne alınmadığı takdirde zâmîr, temsil ettiği isimden önce zikredilmiş olur. Ayeti kerimeden örnek; اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ اَمْ عَلٰى قُلُوبٍ اَقْفَالُهَا
  Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var? (MUHAMMED 24. ayet) عَلٰى قُلُوبٍ öne alınmış hâber.   اَقْفَالُmüpteda, هَا zâmiri قُلُوب dönüyor.
 
Daha önce bahsi geçmemiş bir ismin yerine zâmîr kullanmak zâmîrin kendisinden sonra gelene lafzen ve rütbece dönmesi demektir. Bu durum zayıf ve istenmeyen bir tarzdır. Anlatım bozukluğuna sebep olur. Buna meydan vermemek için; mübteda hâbere ait bir zâmîri barındırıyorsa, söz konusu zâmîrin döndüğü hâberin başa geçmesi zorunludur.
 
4. Hâber Mübtedaya Hasredilince:

Hâber mübtedaya hasredilince,  hasır işlemine tabi tutularak mübteda ile özdeşleştirilmiş ve sadece ona mahsus kılınmış olan hâber bu özelliğinden dolayı, zorunlu olarak mübtedanın önüne geçer. Aksi takdirde cümle hâberin mübtedaya değil, mübtedanın hâbere hasredildiği (has kılındığı) izlenimi doğurur. Oysa istenen mana bunun tam tersidir. “Hasır” kelimesinin sözlük manası “Kuşatma, etrafım çevirme, sınırlama,
Mahsus kılma” anlamlarına gelir. Ayeti kerimeden örnek;

وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ eğer yüz çevirirlerse sana düşen şey ancak tebliğ etmektir.3/20  (عَلَيْكَ )Harf- i cêr  mutaalıkıyla hâber olup, hasır edatı olan (اِنَّمَا ) aracılığıyla mübtedası konumunda bulunan (الْبَلَاغُ ) ismine mahsus kılınmakta ve zorunlu olarak onun önüne geçmektedir. Söz konusu cümle (فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ ), Türkçe karşılığıyla ifade edecek olursak. “sana düşen şey ancak tebliğ etmektir”. Cümlesi tersine bir tutumla hasır işlemi hâber üzerinde değil de mübteda üzerinde yapılmış olsa cümle (“tebliğ etmek ancak sana düşer”.) şeklinde olur ki bu tarzda maksadı aşan, istenmeyen bir anlam ifade eder. فَاِنَّمَا الْبَلَاغُ عَلَيْكَ  “tebliğ etmek ancak sana düşer”, denildiğinde, elçilikle görevlenmiş tüm elçilerin inkâr olur. Aynı durumda olan Ayeti kerimeye örnek;  فَاِنَّمَا عَلٰى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبٖينُ İyi bilin ki elçimize düşen sadece apaçık bir tebliğdir. (TEĞÂBÜN 12. ayet)
 
 
MENSÛBATLARDAN BİRİNCİSİ MEFÛL-UN MUTLAKTIR.

     Mefûl-un mutlak fiilden sonra gelen, fiilin manasını pekiştirmek için genelde fiille aynı kökten olup manada tekid, sayı bildiren veya çeşitliği belirten, îrâbı devamlı mensûb mastardır.
 
وَكَلَّمَ اللَّهُ مُوسٰى تَكْلٖيمًا Allah Mûsâ’ya da hitab ederek konuştu.4/164 تَكْلٖيمًا Mefûl-un mutlaktır.
Âyeti kerimede geçtiği gibi, Mefûl-un mutlak devamlı mensûb mastardır.
 
Mastarda naiplik eden هُ zamiri كُلَّ  - بَعْض - مَا ve اَيُّ  edatlarıdır:
فَلَا تَمٖيلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِ (eşinizden birine) büsbütün meyledip de ötekini askılı gibi bırakmayın.4/129
 
فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ fakat bundan sonra sizden her kim (nankörlük edip) kâfir olursa,  فَاِنّٖى اُعَذِّبُهُ عَذَابًا لَا اُعَذِّبُهُ اَحَدًا مِنَ الْعَالَمٖينَ ben onu muhakkak ki kâinattan hiç birini azarlandırmayacağım bir azâb ile azâblandırırım .5/115
 
لَا اُعَذِّبُهُ Mefûl-un mutlaka dönen هُ zâmîri mastarda naiplik eder.
Âyeti kerime takdiri; الْعَذَابَ اُعَذِّبُ لَا    cümlede الْعَذَابَ Mefûl-un bih-idir.
 
ŞİBHU'L-CÜMLE:

“Zarftan veya Harf-î cêr  ve Mecrûr isim ikilisinden oluşan söz dizine, Şibhu'l-cümle adı verilir.
 Zarf Şibhu'l-Cümle Örneği; هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ وَخَسِرَ İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar. وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ İşte orada inkârcılar hüsrana uğradılar. (MÜ'MİN 78 ve 85. ayet) Cümlesinde, هُنَالِكَOrada” manasına gelen kelimesi zarf olup tek başına Şibhu'l-cümledir.
 
 وَفَوْقَ كُلِّ ذٖى عِلْمٍ عَلٖيمٌ Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır. 12/76 Zarflar örnekte görüldüğü üzere tek başına kullanılabildiği gibi devamındaki isme muzâf (tamlanan) olarak da kullanılabilir.
 
 “Harf-î cêr  ve Mecrûr bir İsimden Oluşan Şibhu'l-Cümle Örneği;
وَلَهُمْ فٖيهَا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ Onlar için orada tertemiz eşler de vardır.2/25
Zarf ve harf-î cêrler zorunlu olarak hazf olunmuş hal olanمُسْتَقِرًّا   isme veya اِسْتَقِرَّ   fiile bağlanırlar.
 Zarfa örnek: رَاَيْتُ الهِلاَلَ بَيْنَ السَّحَابِ  bulut arasında hilali gördüm.
بَيْنَ  zarftır, بَيْنَ  zorunlu olarak hazf olunmuş hal olanمُسْتَقِرًّا   isme veya اِسْتَقِرَّ   fiile bağlanırlar.
 
 
MENSÛB ATLARDAN DÖRDÜNCÜSÜ MEFÛLUN MEÂ DIR. المفعولُ مَعَ
 
Mefûlun meâ و  dan sonra mensûb  okunması için üç şart gerekledir.
 
1 ) Mefûlun meâ cümlede fazlalık teşkil etmesi, yani cümlede Mefûlun meâ kaldırıldığında cümlede mana eksikliği olmaması gereklidir.
2 ) Mefûlun meâ dan önce bir cümle geçmesi gereklidir.
3 ) Mefûlun meâ dan önce gelen mâi’iye و  harf-î مَعَ  beraberlik” manasında kullanılması gereklidir.
 
جَاءَ خَالِدٌ وَ ذَيْدٌ قَبْلَهُ  “Halit geldi, Zeyd ise ondan önce geldi”
جَاءَ خَالِدٌ وَ ذَيْدٌ بَعْدَهُ  “Halit geldi, Zeyd ise ondan sonra geldi”
 Bu iki örnekte gelen و  harf-î, mâi’iye و  “مَعَ  beraberlik” manasında değildir.
Cümlede  و yerine beraber manasına gelen مَعَ  bırakıldığında, mana bozulmasa, و  mâi’yedir.
Eğer mana bozulsa, و  mâi’ye değildir. 
جَاءَ خَالِدٌ مَعَ ذَيْدٍ قَبْلَهُ   “Zeyd Halit ile beraber geldi, ondan önceydi”
جَاءَ خَالِدٌ مَعَ ذَيْدٍ بَعْدَهُ   “Zeyd Halit ile beraber geldi,  ondan sonraydı”
Cümle bozuk olduğundan atıf olan  و, mâi’iye و  “مَعَ   beraberlik” manasında değildir.
مَعَ  manasında kullanılışla mâiye  و dair örnek; لاَ تَأْكُلِ السَّمَكَةَ وَ تَشْرَبَ اللَبَنَ süt ile beraber balık yeme! 
لاَ تَأْكُلِ السَّمَكَةَ وَ تَشْرَبَ اللَبَنَمَعَ  manasında kullanıldığı için cümle takdiri:
 لاَ تَأْكُلِ السَّمَكَةَ مَعَ شرَبِ اللَبَنِ
 
     Âyeti kerimeden örnek; فَاَجْمِعُوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَاءَكُمْ  Siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınızı kararlaştırın. 71/10
Âyeti kerimede geçen و , mâi’iye و  dır deyip “مَعَ  beraberlik” manasında kullanılırsa.
Âyeti kerime takdiri: فَاَجْمِعُوا اَمْرَكُمْ مَعَ شُرَكَاءِكُمْ Siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınızı kararlaştırın.
 
MENSÛBATA DAHİL OLANLARDAN BİRİNCİSİ  الحَالُHALDIR:
 
Hal, bir olayın oluşu esnasında fâil veya Mefûl-un bih-i durumu, vâziyeti ifade eden ve “nasıl?” manasına gelen كَيْفَ   soru isme cevap niteliğin sahip, müştak bir sıfat, lafzen mensûb , nekre, fudla (fazla) bir isimdir.
“Fudla (fazla) bir isimdir” tanımı, müsned ve müsnedü ilehy değildir.
Cümle içerisinde fazladır, kaldırıldığı zaman manası bozulmaz gibi hatalı bir tanım anlaşılmasın.
 
Bazen cümle içerisinde hal olması zorunludur.
Âyeti kerimeden örnek; وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبٖينَ

 Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık. 16/21
Hal olan لَاعِبٖينَ  “oyun olsun diye”  cümlede bulunmasaydı, “Biz yeri, göğü ve arasındakileri yaratmadık” diye istenmeyen bir mana ortaya çıkardı. 
 
İsim cümlesi hal geldiğine dair Âyeti kerimeden örnek;

 يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى

Ey iman edenler! Siz sarhoş iken namaza yaklaşmayın. (ÂLİ IMRÂN 43. ayet)
Hal cümlesi وَاَنْتُمْ سُكَارٰى  “Siz sarhoş iken” cümlede bulunmasaydı, “Ey iman edenler! Namaza yaklaşmayın” diye istenmeyen bir mana ortaya çıkardı. 

Eğer muzâf (tamlanan) mastar veya sıfat ise muzâfun ileyh (Tamlayan) fâil, nâibul fâil veya meful olursa muzâfun ileyh (Tamlayan) için hal gelebilir.

Âyeti kerimeden örnek; يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْ  Ey iman edenler! Siz kendinize bakın! لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْ Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَمٖيعًا   Hepinizin dönüşü Allah’adır. (MÂİDE 105. ayet)جَمٖيعًا   ismi, مَرْجِعُكُمْ  kelimede bulunan ve fâil manasında muzâfun ileyh كُمْ  için haldir.
 
Eğer muzâfun ileyh (Tamlayan) muzâf (tamlanan) ın yerini tutmaya elverişliyse, yani muzâf hazfedildiğinde muzâfun ileyh ile mana tamamlanıyorsa veya hakikatte muzâf, muzâfun ileyh den bir parça ise muzâfun ileyh için hal gelebilir. Âyeti kerimeden örnek; اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخٖيهِ مَيْتًا  Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? 12/49 مَيْتًا  ismi, muzâfun ileyh olanاَخٖي  için haldir. لَحْمَ  muzâftır, hakikatte muzâfun ileyh اَخٖي  den bir parça olduğu için, مَيْتًا  ismi muzâfun ileyh (Tamlayan) اَخٖي  kelimesine hal olmuştur.
 
وَنَزَعْنَا مَا فٖى صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ  Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık.

اِخْوَانًا عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلٖينَ  Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar. اِخْوَانًا ismi صُدُورِهِمْ  kelimede muzâfun ileyh (Tamlayan) olan هِمْ  zâmîri için haldir. Çünkü muzâf (tamlanan) olan  صُدُورِ  kelimesi hakikatte muzâfun ileyh (Tamlayan) olanهِمْ  zâmîrden bir parçadır.
 
Muzâf, Muzâfun ileyh (Tamlayan)dan bir parça olana benzere gelince,  فَاتَّبِعُوا مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا  hakka yönelmiş olarak İbrahim'in dinine uyunuz. (ÂLİ IMRÂN 95. ayet)

Muzâf (tamlanan) olan مِلَّةَ  “din” kaldırılmasıyla فَاتَّبِعُوا اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا  “hakka yönelmiş olarak İbrahim’e uyunuz.” mana bozulmadığı için muzâfun ileyh (Tamlayan) olan اِبْرٰهٖيمَ  için hal getirmek caizdir.

 
HAL İÇİN GEREKLİ DÖRT ŞART:

1 ) Hal, değişken bir sıfat olması,
2 ) hal, nekre olması,
3 ) hal, manada zîl hâl (hal sahibi) olması,
4 ) hal, müştak (fiilden türemiş) bir sıfat olması gibi dört şart barındırması gereklidir.
    
Âyeti kerimeden örnek;وَلَا تَعْثَوْا فِى الْاَرْضِ مُفْسِدٖينَ  sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin, (dedik). 60/2 مُفْسِدٖينَ  kelimesi ي  ile Mensûb olunmuş haldir.
 لَا تَعْثَوْا  fiilde fâil olan muttasıl (bitişik) و  zâmîr  hal’i üstlenendir.
 
 اِنّٖى نَذَرْتُ لَكَ مَا فٖى بَطْنٖى مُحَرَّرًا  (İmran’ın karısı dedi ki: Rabbim), karnımdakini tam hür olarak sana adadım. 35/3  مُحَرَّرًا  Mensûb haldir. مَا فٖى بَطْنٖى  de bulunan Mefûl-un bih-i مَا  mevsule الَّذٖي  manasında kullanılan hal sahibidir.
                            Âyeti kerimede hal için gerekli dört şart:
1 ) مُفْسِدٖينَ  ve مُحَرَّرًا  kelimeleri hal olup değişken bir sıfat, 2)  nekre, 3) manada hal sahibi, 4) müştak (fiilden türemiş) bir sıfat oldukları gibi dört şart barındırmışlar.
 
3. şıkta geçen hal, manada zîl hâl (hal sahibi) olması, yani hal olan مُحَرَّرًا  kelimesi manada مَا فٖى بَطْنٖى  de bulunan zîl hâl (hal sahibi) olanمَا  ismin kendisidir. Yine hal olanمُفْسِدٖينَ  kelimesi manada, لَا تَعْثَوْا  fiilde fâil olan muttasıl (bitişik) و  zâmîri aynı zamanda zîl hâl (hal sahibi) olan muttasıl (bitişik) و  zâmîrin kendisidir.
 
1 . şıkta geçen hal, değişken bir sıfat olması aksine bazen kalıcı sıfatta olabilir. Ayeti kerimeden örnek; يُرٖيدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْ     Allah, sizden (yükümlülükleri) hafifletmek istiyor. وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَعٖيفًا Çünkü insan zayıf yaratılmıştır. (NİSA 28. ayet) kalıcı sıfat olan ضَعٖيفًا kelimesi, nâib-ul fâil الْاِنْسَانُ için haldir.

وَالسَّلَامُ عَلَیَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ اَمُوتُ وَيَوْمَ اُبْعَثُ حَيًّا Doğduğum gün, öleceğim gün ve tekrar diriltileceğim gün Allah’ın rahmeti ve bağışı benimle birliktedir.

 وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا ve diriltileceği gün (ona selâm olsun)  (MERYEM 15. Ve 33. ayet) ilk ayette حَيًّا meçhul اُبْعَثُ fiilde gizlenmiş naibül fâil اَنَا için haldir.
İkinci ayette حَيًّا meçhul يُبْعَثُ fiilde gizlenmiş naibül fâil  هُوَiçin haldir.
 
4 ) hal, müştak (fiilden türemiş) bir sıfat olması aksine câmitte gelebilir. Ayeti kerimeden örnek; اِنَّا اَنْزَلْنَاهُ قُرْءٰنًا عَرَبِیًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ Biz o kitabı Arapça bir Kur'an olarak indirdik ki anlayabilesiniz. (YÛSUF 2. ayet)

فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا ona tam bir insan şeklinde görünmüştü. (MERYEM 17. ayet)
قُرْءٰنًا ve بَشَرًا hal ve câmid isimlerdir.
 
 
HAL VE ZÎL HÂLDE (HAL SAHİBİ)  ÂMEL YAPAN ÂMİL:

Hal ve zîl hâlde (hal sahibinde) âmel yapan âmiller fiil, fiile benzeyenler ve fiil manasında olmak üzere üç kısma ayrılır.
 
1 ) Hal ve zîl hâlde (hal sahibinde) âmel yapan âmil olan fiile Âyeti kerimeden örnek; وَلَا تَعْثَوْا فِى الْاَرْضِ مُفْسِدٖينَ    60/2
 مُفْسِدٖينَ  kelimesi ي  ile mensûb  olunmuş haldir.لَا تَعْثَوْا  fiili ise hal ve zîl hâlde (hal sahibinde) âmel yapan âmildir.
 
2 ) fiile benzeyenlerden amaç, fiillerden türeyen ism-i fâil, ism-i meful ve sıfatı müşebbehe gibi sıfatlardır.
 
3 ) fiil manasında kullanılan, hal ve zîl hâlde (hal sahibinde)  âmel yapan âmiller ism-i işaret, istifham gibi edatlardır.
ism-i işaret وَهٰـذَا بَعْلٖى شَيْخًا  bu kocam da bir ihtiyar iken. 72/11 hal olanشَيْخًا  kelimede âmel yapan âmil, ism-i işaretهٰـذَا  kelimesidir.
 
Hal’de âmel yapan istifham âmile Âyeti kerimeden örnek;
 فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِضٖينَ   Böyle iken onlara ne oluyor da, öğütten yüz çeviriyorlar? 49/74   مُعْرِضٖينَ  hal, مَا  ise hal’de âmel yapan istifham âmildir.
 
 
Hal’den önce gelen ve zîl hâl (hal sahibi) marife bir isimdir:

 Bazı durumlarda hal’den önce gelen ve hal’i üstleyen nekre bir isim gelebilir. Eğer hal, zîl hâlden (hal sahibinden)  önce gelirse, zîl hâl (hal sahibi)  nekre bir isim gelebilir. قَالَ رَاكِبًا رَجُلٌ   hal olan  رَاكِبًا , hal’i üstleyen  رَجُلٌ  isimden önce geldiği için, zîl hâl (hal sahibi)  رَجُلٌ  nekre bir isim gelmiş. Eğer hal, zîl hâlden (hal sahibinden)  önce gelmese, zîl hâl (hal sahibi)  nekre bir isim gelemez. Örnek: قَالَ رَجُلٌ رَاكِبًا  denilmez. 
 
Öncesinde nefy, nehy veya istifham edatı geçtiği zaman, zîl hâl (hal sahibi)  nekre bir isim gelebilir.
Öncesinde nefy geçmiş olana Âyeti kerimeden örnek;
 وَمَا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَ  Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helâk etmedik.208/26 لَهَا مُنْذِرُونَ , nekre olanمِنْ قَرْيَةٍ  için haldir. Çünkü öncesinde nefy مَا  edatı bulunmaktadır.
 
Sıfat veya izafetle tahsisli olduğunda, hal’i üstlenen nekre bir isim gelebilir.
Sıfat ile tahsisli olduğunda Âyeti kerimeden örnek; فٖيهَا يُفْرَقُ كُلُّ اَمْرٍ حَكٖيمٍ Bir gece ki, her hikmetli iş onda ayırt edilir.اَمْرًا مِنْ عِنْدِنَا  Bu katımızdan verilen her emirdir. 4-5/44 Mensûb  olanاَمْرًا  ismi, كُلُّ اَمْرٍ  için haldir. Nekre bir isim olan اَمْرٍ  kelimesi حَكٖيمٍ  ile tahsisli hale getirilmiştir.
 
Muzâf (tamlanan) ve muzâfun ileyh (Tamlayan) dan dolayı tahsisli hale getirilmişse, zîl hâl (hal sahibi) nekre bir isim gelebilir. Âyeti kerimeden örnek; وَقَدَّرَ فٖيهَا اَقْوَاتَهَا فٖى اَرْبَعَةِ اَيَّامٍ  سَوَاءً لِلسَّائِلٖينَ  Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde belli bir seviyede takdir edip, düzene koydu. 10/41
سَوَاءً , اَقْوَاتَهَا  kelimede bulunan هَا zâmîre haldir.
            
Hal’de amel yapan amilin hazf edilmesi;

 Âyeti kerimeden örnek; بَلٰى قَادِرٖينَ عَلٰى اَنْ نُسَوِّىَ بَنَانَهُ  Evet bizim, parmak (uç)larını bile düzenlemeye gücümüz yeter.4/75
Âyeti kerime takdiri:  بَلٰى نَجْمَعُهَا قَادِرٖينَ  
   قَادِرٖينَhal, mahzuf نَجْمَعُ  fiilin fâili müstetir نَحْنُ  zâmiri hal sahibidir.
 
فَاِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالًا اَوْ رُكْبَانًا  Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, namazı yaya olarak veya binek üzerinde kılın. (BAKARA 239. ayet)     Takdiri: فَاِنْ خِفْتُمْ فَصَلوا رِجَالًا اَوْ فَصَلوا رُكْبَانًا
رِجَالًا ve رُكْبَانًا iki hal, mahzuf فَصَلوا fiilin fâili و zâmiri hal sahibidir.
 
Cümle bir bütün olarak hal gelmesi iki şarta bağlıdır.

1 ) hal ve zîl hâli (hal sahibini)  birbirine bağlayan bir Râbıt (bağlıyıcı) olması gereklidir.
2 ) getirilen cümle hâberi cümle olması gerekir. Talep ve taaccüp cümle getirilemez.
Râbıt (bağlıyıcı) tek başına zâmîr olduğuna dair Âyeti kerimeden örnek; وَجَاؤُ اَبَاهُمْ عِشَاءً يَبْكُونَ
Akşam olunca ağlayarak babalarına geldiler.16/12 cümle olarak hal gelenيَبْكُونَ  fiilde Râbıt (bağlıyıcı)  muttasıl (bitişik) و  zâmîri, hal’i üstle yen  جَاؤُ  fiilde muttasıl (bitişik)و  zâmîrine dönüyor.
 
 
ALTMIŞ DÖRDÜNCÜ DERS: NEFY HARFLERİ: OLUMSUZ HARFLER (مَا) * (لاَ) * (لَنْ ) * (لَمْ ) * ( لَمَّا ) ve ( اِنْ )  
OLUMSUZ HARFLER;(مَا) * (لاَ) * (لَنْ ) * (لَمْ ) * ( لَمَّا ) ve ( اِنْ ) olmak üzere altı tanedir. Olumsuz harflerden beş tanesini görmüştük.
Bunlar;


يَنْصُرُ مَا   Yardım  Etmiyor.
يَنْصُرُ لاَ    Yardım  Etmez.
يَنْصُرَ لَنْ   Asla Yardım Etmez.
يَنْصُرْ لَمْ   Yardım Etmedi. 
يَنْصُرْ لَمَّا  Henüz Yardım Etmedi.
 
(  مَا)   nefy-i olumsuz harf-î olup mâzi fiillerden önce gelişinde, yalnız olumsuzluk ifade eder. Yüce Allah’ın buyurduğu ayette; وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰى   Battığı zaman yıldıza andolsun;  مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰى  Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı. وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوٰى    O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Necm 1.2.3. ayetleri)
 
 Muzâri fiillerden önce gelişinde ise olumsuzluk ifadesiyle beraber fiilin zamanını geniş zamandan şimdiki zamana dönüştürür. يَنْصُرُ مَا Yardım  Etmiyor. Ayeti kerimeden örnek;  مَا يَشْعُرُونَ farkına varmazlar.2/9.
 
(  مَا)  olumsuz edatı isimlerden önce geldiğinde لَيْسَ   gibi ismini ref hâberini naspeder.   لَيْسَ  gibi  görev  yapması  için  (A) ismi  ile  hâberi  yer  değiştirmemesi,(B)   istisna  harf-î  اِلَّا  ile  olumsuzluk   (  مَا)   sı  bozulmaması  gereklidir. لَيْسَ  manasında olan ( مَا) nın  hâberine  tekid ( ب )gelebilir. Yüce Allah’ın buyurduğu ayette; وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ   Allah yaptıklarınızdan gafil (hâbersiz) değildir. 2/74.  6/132.  11/123.
AYET TERKİBİ; مَا  nefy-i,  اللَّهُismi celal مَا  nın ismi olduğu için merfû,  ب  tekid,غَافِلٍ lafzen mecrûr, مَا nefyin hâberi olduğu için mahallen mensûbtur.
 
( لَا )   A)  Geniş zaman muzâri fiilleri olumsuz etmek için gelir.   
   لَا يَشْعُرُونَ   anlamazlar.2/12
Olumsuz لَا edatın takrarlama şartıyla mazi fiilin önüne getirilebilir. Ayeti kerimeden örnek; فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلّٰى Ama o ne sadaka verdi ne de namaz kıldı. (KIYÂMET 31. ayet)
 
 B) Nehiy edatı olarak muzâri fiillerden önce gelip fiilin son harekesini cezm yapar.  لاَ تَنْصُرْ Yardım  Etme.
Yüce Allah’ın buyurduğu ayette;  وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ  (unutma korkusu ile) Kur’an’ı (okumada) acele etme… 20/114
 
C)  لاَ  cins isimleri olumsuz yapmak için, cins ismi nasb, hâberi ise ref yapar.
 Yüce Allah’ın buyurduğu ayette;     لَا رَيْبَ فٖيهِ  (Bu) kendisinde hiç bir şüphe olmayan (kitaptır). 2/2 Ayet Terkibi; (  لاَ  ) nefy- i cins,  رَيْبَ  ( لاَ ) nefy- i cinsin ismi olduğu için nasb,  فٖيهِ  car–u mecrûr  mahzuf  ( لاَ ) nefy- i cinsin hâberi كَاىِنٌ kelimesine bağlanmıştır.
 
 
  (  لَنْ    ) tekidle nefy-i istikbal; gelecek zaman olumsuz fiillere gelir.
   Geniş zamanı gelecek zamana çevirir.  Muzâri fiilin Dişiller için çoğul zâmîri olan dışında kalan  ن  harf-îni düşürür.  Diğer fiillerin son harekesinide nesb eder.


يَنْصُرَ لَنْ  ( لَنْ  ) Tekil fiilin son harekesini nesb eder.
يَنْصُرَا  لَنْ ( لَنْ  ) fiilin  ن  harf-îni düşürür.
يَنْصُرُوا  لَنْ ( لَنْ  ) fiilin  ن  harf-îni düşürür.
تَنْصُرَ لَنْ ( لَنْ  ) Tekil fiilin son harekesini nesb eder.
تَنْصُرَا لَنْ ( لَنْ  ) fiilin  ن  harf-îni düşürür.
يَنْصُرْنَ  لَنْ Mebni fiil.
تَنْصُرَ   لَنْ ( لَنْ  ) Tekil fiilin son harekesini nesb eder.
تَنْصُرَا   لَنْ ( لَنْ  ) fiilin  ن  harf-îni düşürür.
تَنْصُرُوا لنْ ( لَنْ  ) fiilin  ن  harf-îni düşürür.
تَنْصُرِيِ لنْ ( لَنْ  ) fiilin  ن  harf-îni düşürür.
تَنْصُرَا لَنْ ( لَنْ  ) fiilin  ن  harf-îni düşürür.
تَنْصُرْنَ  لَنْ Mebni fiil.
اَنْصُرَ   لنْ ( لَنْ  ) Tekil fiilin son harekesini nesb eder.
نَنْصُرَ   لَنْ ( لَنْ  ) fiilin son harekesini nesb eder.
 
 
6. اِنْ  nefy-i  harf-î:
  اِنْ  nefyi  harften  sonra (اِلَّا ) istisna  edatı  gelmektedir. Ayeti kerimeden örnek; اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَكْذِبُونَ “Siz sadece yalan söylüyorsunuz” dediler.
اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ خَامِدُونَ Yalnızca bir tek çığlık (yetti) anında sönüverdiler. اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا فٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ “Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” dediler. (YÂSÎN 15. 29. Ve 47. ayetler)
 
Bazen nefyi  harf اِنْ den  sonra (اِلَّا ) istisna  edatı manasında hasır edatı لَمَّا gelmektedir. Ayeti kerimeden örnek; وَاِنْ كُلٌّ لَمَّا جَمٖيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ  Onların hepsi de mutlaka toplanıp (hesap için) huzurumuza çıkarılacaklardır. (YÂSÎN 32. ayet)
 
 
 
YARARLANILAN KAYNAK KİTABLAR:
 
1.    الكريم   الْقُرْاٰنَ …………….KURÂN-I KERÎM
2.    تفسير الكَشَّاف  …...............TEFSÎR-ÜL-KEŞŞÂF
3.    تفسير الكبير    ……………TEFSÎR-ÜL-KEBÎR
4.    خاشية الصبان   ……….......HÂŞİYE- US-SABAN
5.    جامع الدُرُوس العربية   ……..CÂMİ-UD-DÜRÛS - İL- ÂRABÎ
6.    التبيان في اعراب الْقُرْاٰنَ  …….ET–TİBYAN Fİ- ÎRÂB - İL- KURÂN
7.    ملا جامي     ………………MOLLA CÂMΠ                        
8.    شرح ابن عقيل  ……………ŞERH-ÜL İBNÎ ÂKÎL            
9.    شرح المغني    …………….ŞERH-ÜL  MUĞNİ
10. شرح القطر   …………...ŞERH-ÜL  KITIR   
11. شرح القواعد  …………..ŞERH-ÜL  KEVAÎD
12. تدريج الادان   …………..TEDRİC–ÜL EDANÎ
13. مجموعة الصرف …………MECMÜ–TÜ–SARF
 
 

Rıfat Demir        (Kitabın Müellifi)                                   
Abdullah SALMAN(Tashih ve Tetkikini Yapan)
 
İrtibat Telefonları:
 
05336324017
05374751955

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nurullah Gülfidan 3 yıl önce

Bu kitabı internetten nereden hangi siteden sipariş edebiliriz, internet bilgilerini yazmamışsınız. internette satış imkanı var mı, bilgilendirirseniz memnun ve mesrur olacağım.

Avatar
Talep ve taaccüp cümle getirilemez 3 yıl önce

Talep ve taaccüp cümle getirilemez