Nimetin gerçek değeri, genellikle o nimet kaybedildiğinde daha iyi anlaşılır. İnsan nimete sahip olduğu andaki durumuyla, Allah'ın hikmet üzere o nimeti geri aldığı andaki durumunu kıyaslar ve yitirdiğinin değerini hisseder.
 
Sahip olunan her nimet gerçekte Allah’a aittir; mülkün asıl sahibi olan Allah, dilediğinde dilediği nimeti geri alabilir. Bunu kavramak, kişinin Allah'a daha içten yönelmesine, daha derin bağlanmasına sebep olur.
 
Örneğin sağlıklı insan, sağlığının ne denli büyük bir nimet olduğunu anlamayabilir. Ancak sağlığını yitirecek olursa, hastalanmadan önceki durumu gözlerinin önüne gelir ve sağlığın, Allah’ın sunduğu ne büyük nimet olduğunun bilincine varır. Gerçekten de insan biraz düşünecek olursa bedenini kullanabilmesi, bir yerinin ağrımaması, görebilmesi, duyabilmesi, işlerini yapabiliyor olması hatta soluk alabilmesinin önemini kavrayabilir. Tüm bu nimetler için insan, Rabbine her an şükür içinde olmalıdır.
 
Allah hem etrafımızda hem de nefsimizde zıtlıklar yaratmıştır. Bu zıtlıkların yaratılış hikmetlerinden biri, dünya hayatındaki farklılıklar arasında kıyas yaparak güzellikleri daha bilinçli olarak görebilmemizdir. Böylece nimetlerden daha fazla haz alıp şükreder, etrafımızdaki ve kendimizdeki noksanları görebilir ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanabilmek amacıyla daha mükemmelini hedefleyebiliriz. 
 
Allah’ın her şeyi kendisi için özel yarattığını düşünemeyen kişi, kendi durumunu sürekli başkaları ile kıyaslar. Aynı ya da benzer hataları yapan kimselerden örnekler verir. “O da aynı şekilde davranıyor”, “Ben yapınca mı hata oluyor?” gibi mantık dışı kıyaslar yapar. Bu düşünceler, Rahmanî olmayan bir bakış açısı sonucu ortaya çıkar. İnsanın, Kur’anî bakış açısıyla bakması ve kendisini Allah’ın beğendiği ahlâkı yaşayan müminlerle kıyaslaması gerekir.

Kur’an’a uygun olmayan örnekler vermek, kötü ile kıyaslamak, iman ehlinin yapacağı davranışlar değildir. Samimi mümin bir konuda mantık yürütürken, Allah’ın beğeneceği ahlâkı kıstas alır. Başka kişilerin kötü tavırlarından örnekler vermesi, Kuran’a uygun olmayan tavırları gösterip “onlar da aynısını yapıyor” demesi, Allah’tan korkup sakınan insanın ahlâkına uygun davranış olmaz.
 
İnsan beyninde devamlı çalışan kıyaslama mekanizması, daha güzele, daha rahata, daha temiz olana, daha sevgi dolu, daha huzurlu olana, kısaca daha iyiye doğru bir arayışa yönlendirme vesilesidir. İnsan, vicdanını, tevekkülünü, sabrını, hoşgörüsünü, itaatini, vefasını, bağlılığını ve sadakatini, kendisine örnek aldığı peygamberlerin ahlâkıyla kıyaslayarak, eksikliklerini görür, mükemmellik arayışına girer.
 
Kendisini hiçbir konuda yeterli görmemeli insan. İmanının, aklının, vicdanının ve ilminin gelişmesinin önünde hiçbir engel olmadığının bilincinde olmalı.

Bediüzzaman, bir gece, yüz tabakalık yüksekliğe, bir katran ağacının başındaki yuvada, gökyüzünün yıldızlarla yaldızlanmış güzel yüzüne baktığını ve hikmetli, hakîm olan Kur’an’ın, 81/15- Artık hayır; yemin ederim (gündüz) sinip (gece) dönen (gezegen)lere, bir akış içinde yerini alanlara; yemininde, yüksek bir  mucizelik nuru ve parlak bir hakikat sırrı gördüğünü söyler. Seyyar yıldızlara, gizlenmelerine ve açığa çıkmalarına işaret eden âyetin, gayet büyük bir sanatlı nakış ve yüce bir  ibret tablosunu,  içtenlikle seyredip bakmayı gösterdiğini ifade eder.
“Şimdi şu "Hunnes, Künnes" tabir edilen seyyarelerle şu zeminimizi kâinat fezasında birer gemi, birer tayyare suretinde kemal-i intizamla döndüren ve seyr ü seyahat ettiren Zât'ın haşmet-i Rububiyetini ve şaşaa-i saltanat-ı Ulûhiyetini güneş gibi parlaklığıyla gösteriyorlar.”

İşte böyle bir Sultana ubûdiyet(kulluk) ve îmanla intisab etmek(bağlanmak) ve şu dünyada Ona misafir olmak ne kadar âlî bir saadet, ne derece büyük bir şeref olduğunu kıyas et.” (3. Mektup)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol