Ailede asıl olan mutlu bir yaşamdır. Ancak hayatın her alanında olduğu gibi aile hayatının da bir takım düşmanları vardır. Bunlardan biri de yerli yersiz tartışmalar ve münakaşalardır. Çoğu kez tatlı dil ve güler yüzle halledilecek konular aile birliğinin bozulması için yeterli sebeb olabiliyor.

Gelişi güzel tartışmalar, yersiz atışma ve münakaşalar, bir kıvılcım misali küçükten başlar ama sonunda büyük yangınlara sebep olabilir. Aile hayatının iki ana unsuru olan karı ile koca çok iyi yetişmişse karşılıklı hak ve vazifelerinin tam idrakinde ise mesele yoktur. O zaman ailede huzur ve mutluluk tamamdır. Özellikle günümüz dünyasında 21.asrın gençlerine örnek teşkil edecek İslamî terbiye almış eski kibar bey ve hanımefendilerin, ömür boyu hiç birbirlerini kırmadıklarını, gül gibi geçindiklerini nadir de olsa duyuyor, görüyor ve biliyoruz.

Buna karşılık pek çok ailede ise üzülerek ifade etmeliyim ki kavga, zırıltı ve gürültü hiç ama hiç eksik olmaz. Kavgaya tutuşan karı ile kocanın her biri karşı taraftakini suçlar, kendinde hiç bir kabahat olmadığını iddia eder. Ne oldu ise onun şu işinden dolayı oldu der ve sıralamaya başlar. Kendince haklılığını ispatlamaya çalışır. Ben bu satırlarım vesilesi ile işte tam da öylelerine, çok faydasını görecekleri bir gerçeği hatırlatmak isterim.

Bir kere şunu unutmayalım değerli kardeşlerim! Kavga ancak her iki taraf da istediği zaman çıkabilir.

Yani taraflar diye nitelendirilen karı ile kocadan biri kavgayı istemez ve kaçınırsa kavga olmaz ve önlenmiş olur. Bunun için kavga istemeyen, huzur bozulsun istemeyen taraf önceden basiretli davranmalı, işi kötüye vardırmamalı hatta haklı gördüğü cevabı bile vermekten kaçınmalıdır. Peygamber Efendimiz [Sallaallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz: “Haklı olduğu halde münakaşadan kaçınan ve cedelleşmeyi terk edene cennetin ortasında bir köşk garanti ederim.” buyurarak bu konudaki fedakârlığın ne kadar sevaplı ve erdemli bir davranış olduğunu belirtmiştir. Büyük mezhep imamlarından Ahmed bin Hanbel’in [Radıyallahu Anh] Hazreti Ebu Hüreyre [Radıyallahu Anh] Efendimizden rivayet ettiği diğer bir hadîs-i şerifte de konu hakkında güzel dersler ve ibretler vardır:

Bir gün, Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz ile oturmakta olan Hazreti Ebu Bekir [Radıyallahu Anh] Efendimize müşriklerden biri sataşır, ta’n etmeye, ağır ağır sözler söylemeye kalkışır. Hazreti Ebu Bekir [Radıyallahu Anh] Efendimiz, şanlı Peygamberimizin huzurunda ona olan sonsuz hürmeti sebebiyle mukabelede bulunmaz, susar, sabreder. Fakat karşıdaki densiz herif, işi uzatıp uzatıp duruyor. Bunun üzerine Hazreti Ebu Bekir [Radıyallahu Anh] Efendimiz, karşısında bulunan edep mahrumu bu adama haklı ve makbul birkaç söz söylemeye kalkışınca Hazreti Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz, derhal yerinden kalkıp oradan uzaklaşmaya başlar.

Bu durum üzerine Hazreti Ebu Bekir [Radıyallahu Anh] Efendimiz, anında, o adamı ve tatsız münakaşayı bırakıp Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimizin ardından yetişir ve özür diler:

“Anam ve babam sana feda olsun ey Allah’ın Resulü, haklı olduğumu sanıyordum, bir hata mı işledim, size karşı edeb dışı bir harekette mi bulundum, sizi kırdım mı acaba?” diye sorar. Bunun üzerine Efendimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] o zaman şu açıklamayı yapar: “Ey Ebu Bekir! Münakaşanın başlangıcında senin yanında bir melek vardı; o kötü adamın sözlerine o cevap veriyor, sana yapılan hakaret ve tecavüzü o reddedip, seni manen müdafaa ediyordu. Ama sen kendin cevap vermeye başlar başlamaz şeytan ortaya çıktı, aranıza geldi. Ben ise bir peygamber olarak, aynı mekânda şeytan ile beraber oturacak kişi değilim. Onun için yerimden kalkıp orayı terk ettim.

Ey Ebu Bekir şu üç şey haktır (muhakkak olur):

1-Hiçbir kul yoktur ki herhangi bir zulme veya haksızlığa maruz kalsın, ama aziz ve celil olan Allah için sabretsin, karşılık vermekten vazgeçsin de Allah, bu hareketine mükâfat olarak onu ilahî yardımı ile aziz ve galip etmesin. (Yani: Allah muhakkak ona yardım eder, onu aziz ve galip kılar.)

2-Hiçbir adam yoktur ki akraba ve dostlarına, yakınlık ve muhabbet için hediye verme kapısını ve yolunu açsın da Allah onun mal varlığını çoğaltıp arttırmasın. (Yani: Muhakkak öyle iyi niyetli cömertlerin malını arttırır.)

3-Hiçbir adam yoktur ki mal biriktirmek ve çoğaltmak hırsıyla dilenme kapısını açıp o yola gitsin de Allah onun fakirliğini ve sıkışıklığını arttırmasın. (Yani: Allah, mal hırsıyla dilenenin mutlaka fakirliğini arttırır.)

O halde, muhterem okuyucu kardeşlerim! Siz de tartışma, çekişme ve münakaşalardan haklı bile olsanız kaçının. Kaçının ki hem aile hayatında hem de ahiret hayatında mutlu olur, büyük sevaplara nail olursunuz.

Selam ve dua ile…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol