Ramazan ayı, Kur’an ayıdır.

Bu ayda en çok okunan kitap da Kur’an’dır. Ama ne üzüntü verici bir haldir ki, en az anlaşılan kitap da yine Kur’an’dır.

Hâlbuki Kur'an, Allah kelamıdır. O’nun katından Hz. Peygamber'e (sav) vahyedilen muciz sözün adıdır. O, bizim ilahî kullanma kılavuzumuzdur. “Kur'an'ın ne olduğu, hayatımızın neresinde yer aldığı veya alması gerektiği” konuları üzerinde yoğunlaşmak zorundayız.


Kur’an, Allah kelamı olduğuna göre, Kur’an ile hayat, Allah’la beraber olan bir hayattır. 


Bir mesajın yaşanabilmesi için, anlaşılması şarttır. Kur’an da Allah’ın kullarına mesajı olduğuna göre, hayata geçebilmesi için anlaşılması gereklidir. Gerçek şu ki, Kur’an bütün insanlar için indirilmiştir. Herkes ondan kabiliyeti ve ihtiyacı ölçüsünde ders alır. 


Eğer “O, kutsal kitabımızdır. Yüksek yerlerde bulundurulmalıdır. Cenaze merasimlerinde, ölenin ilk perşembesinde, kırk ve elli ikinci gecelerinde, geçmişlerimizin ruhuna okutacağımız mevlitlerin ara taksimlerinde, Ramazan mukabelelerinde, kandil gecelerinde, nikâh merasimlerinde ve konferansların başlamasından önce okunan ilahi kelamdır” diyorsak bütün bunlara tamam da, bu yaklaşımda Kur’an’ın açıklanması, anlaşılması nerede?


Hâlbuki “Onlar, hâlâ Kur'an'ın Allah kelâmı olduğunu ve mânasını düşünmeyecekler mi?” (Nisâ, 4/82); “İnsanlara açıklayasın diye bu Kur’an’ı sana indirdik” (Nahl:44) ayetleri gereği Kur’an’ın anlaşılması şarttır.


Kur’an’ı terkedilmiş bir kitap halinde bırakmamak için onu indiriliş maksadına uygun olarak okumak, anlamak ve uygulamak zorundayız.

Asr-ı saadette Kur’an hem lafzını ezberlemek hem manasını kavramak, hem de düşünüp bilgi elde etmek ve yaşamak amacıyla okunurdu.

Ne var ki Kur’an, sonraki devirlerde, özellikle de Emeviler döneminin başlarından günümüze kadar gereği gibi anlaşılıp uygulanmamış, sadece lafzıyla okunur ve ezberlenir olmuştur.

Günümüzde de Müslümanlar genellikle Kur’an’ı anlamamakta, sadece güzel sesli hafızlardan dinlemekle yetinmektedirler.

Kur’an’ın lafız güzelliğine verdiğimiz önem kadar manasının anlaşılmasına önem vermiyoruz. Bu ifadelerimizle “lafzının üzerinde durmaya gerek yok, manasında odaklanalım” demek istemiyoruz.

Kur’an, lafız ve manasıyla güzeldir. Birine ağırlık verip diğerini ihmal etmek, Kur’an’a yapılan en büyük kötülüklerdendir. Lafzına odaklanıp, anlaşılmasına aynı derecede önem vermeyince de Kur’an, günlük hayatımızdan uzaklaşmakta, ve böylece mehcur/terkedilmiş bırakılmaktadır.


Rahmet peygamberi, Kur’an’ı terkedenleri kıyamette rabbine şöyle şikâyet edecektir: “Peygamber de ‘Ey Rabbim, kavmim bu Kur’an’ı terkedilmiş bıraktı’ der.” (Furkan:30)


Kur’an’ı terk çeşitleri şunlardır:
1- Dinlemeyi ve ona iman etmeyi terketmek.
2- Okuyup iman etse de, amel etmeyi terketmek.
3- Onu hakem kılmayı ve hükmüne başvurmayı terketmek.
4-Onu düşünmeyi ve manasını anlamayı terketmek.
5- Bütün manevî kalp hastalıklarında onunla tedavi olmayı terketmek. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr, 4/280)


Hz. Ömer: "Sizi, Kur'an'ı sadece lafzıyla okuyan kimse yanıltmasın.

Kur'an'ı lafzıyla okuma ancak dilimizden çıkan bir sözdür. Fakat onunla kim amel ediyor, onun doğruluk ve değer ölçülerine göre kim yaşıyor, siz esas ona bakın“ diyor.


Aynı konuda Hz. Ömer'in oğlu Abdullah (r.a) da şunları söylemiştir: "Biz Hz. Peygamber zamanında Kur'an'ı hafızamıza nakşederek ve hayatımıza taşıyarak okurduk. Bu gün kalplerine iman tam olarak yerleşmeden önce ellerine Kur'an verilmiş insanlar görüyorum. Onu başından sonuna kadar okuyorlar; ama onda ne emrediliyor ne yasaklanıyor hiç haberleri bile yok."


Semerkand asıllı büyük âlim Fudayl b. Iyaz da bu konuda şu tarihi tespiti yapıyor: "Kur'an, insan hayatında uygulansın diye nazil oldu; ne var ki insanların çoğu onu uygulamak yerine Kur'an'ın kıraatini amel haline getirip bununla yetindiler."


Kuran'ı tam ve doğru bir biçimde anlayabilmek için aceleci yaklaşımlardan, ayetleri ait oldukları anlam örgüsünden çıkarıp yanlış sonuçlara varmaktan sakınmak gerekir. 


Bütün bu yanlış algılama sonucu Kur’an, hayattan koparılarak mezarlık ve mevlit kitabı haline getirilmiştir. Ya da Ramazanlarda okunan “mukabele” kitabı… Hâlbuki o, dirileri ihya ve inşa için inmiştir: “Biz peygambere şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. O kitap, ancak Allah'tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır. Diri olanları uyarsın ve kâfirlere ceza hak olsun diye (indirdik).” (Yasin:69-70)


Genelde insanımız, Kuran'ı anlamaksızın yalnız yüzünden okumayı yeterli görmüştür. Kur’an'a sadece bir mezar veya tören kitabı gözüyle bakanlar, hafızın sesine kapılıp bazen kendilerinden geçebilirler.

Fakat bugün insanları kendinden geçiren değil, onları kendilerine getiren ve Allah'a yönelten okumalara ihtiyaç vardır. Çünkü biz sadece Kuran'ın lafzını okumakla yükümlü olmayıp, ayrıca onun manasını anlamakla da mükellefiz. Zaten manasını anlayıp inandığımız zaman, Kuran'ın hükmüyle amel edebiliriz. 


Kuran, evrensel boyutta anlaşılabilir bir niteliğe sahiptir. Fakat anlama ve yorumlama faaliyetinde, nüzul sebeplerinin ve o dönemin kültürel dokusunun iyi bilinmesi de şarttır. Çünkü Kuran'ı, tarihi bağlamından kopararak salt metin olarak anlama imkânı yoktur. 


Kur’an, hayat kitabıdır. Günümüzde bazı kimseler, Batının elde ettiği üstünlüğü, laikliğin faziletine bağlıyorlar ve dinin etkinliğinin mabet yahut mezar işleriyle sınırlı tutulmasını istiyorlar. Oysa bugün, İslam'a ve Kuran'a camiden ziyade hayatımızda ihtiyaç vardır. 


Sonuç; Ku’ran, insanlara sadece nasıl inanacaklarını değil, aynı zamanda nasıl yaşayacaklarını da öğretir. Bunun için Müslümanlar, işleri ne kadar yoğun ve şartlar ne kadar ağır olursa olsun Kur’an’ın anlaşılmasından ve Kur’an eğitiminden uzak kalamazlar, hayatlarının dışına itemezler.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet Selman 2017-06-20 22:56:52

-Bir İlahiyat Hocasının Acı İtirafı-

90’lı yıllarda Türkiye’de Ankara ilahiyat merkezli bir söylem geliştirilmişti.
Uzun yıllar acizâne benim de sorgusuz sualsiz desteklediğim bir söylem:
İlmi tabana yaymak!
Özetle; herkes Kur’ân’ın mealini okuyacak anlamını bilecekti…
Herkes hadis okuyacak…
Herkes ayetlerin esbâb-ı nüzulunu, kronolojisini, Mekkîsini Medenisini öğrenecekti…
Herkes hadislerin sahihini, sakimini, mevzusunu öğrenecekti…
Allah var öğrendiler…
Hem de ne öğreniş!
Kelli felli kocaman kocaman âlimlerin ancak “senedinde bir şey var” diyebildiklerine “uydurma kardeşim” hükmünü vermekte gözlerini bile kırpmadılar…
Hem de ne öğreniş!
Bir ahkâm çıkarmak için fukehanın birbirine girdiği bir meselede google’den ayeti okuyup fetva vermeleri en fazla internet hızları kadar sürdü…
Hem de ne öğreniş! Buhârî’ye hakaretler, İmâm-ı Mâlik’e sövgüler…
Hem de ne öğreniş!
Hz. Peygamber’e “Muhammed” diye hitap edecek, Allah’ın ayetine “o dönemi bağlar” hükmü verecek kadar!
Hem de ne öğreniş!
Yanıldık beyler!
Yanıldık hanımlar!
Yanıldık hocalarım!
Yanıldık kardeşlerim!
Daha yüzüne Arapçasını okuyamayanların eline meal tutuşturmakla yanıldık…
Daha senedin ne olduğunu bilmeyenlere kocaman kocaman doktora tezleri okutmakla yanıldık…
Usulsüz olmayacağını göremedik, anlamadık…
Çuvalladık! Tarihine, geçmişine, ulemasına, klasiğine, geleneğine ve hatta Allah’ına, kitapına, peygamberine edepsiz, saygısız esasen “zır cahil” güya “Müslüman entelektüel” yetiştirdik!
Bizim marifetimiz…
Bizim çuvallamamız…
Çözüm…
Baştan başlıyoruz…
Elli yılı kaybettik…
Bir elli yıl daha kaybetmemek için…
Halk…
İlmihal bir de ahlak…
Hedef; yüzde on… gerçek âlim… gerçek düşünür… gerçek muhaddis… müfessir… müverrih…

Doç. Dr. Şaban Öz

Avatar
Abdullah 2017-06-20 13:44:11

Milletin aklını bulandırmayın. Manasını anlasın anlamasın Kuranı Kerim okumak sevaptır. Mukabele kitabı mezarlık kitabı diyerek anlamadan okumayı küçümsemiş oluyor sunuz.

YASİN'İ ŞERİF OKUMAKLA İLGİLİ ŞU HADİSİ ŞERİFLERE BAKINIZ (DİKKAT! ANLAMAKTAN BAHSEDİLMİYOR)

Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'an'ın kalbi ise Sure-i Yasin'dir.Kim onu gündüzleri okursa,bütün sıkıntılarına karşı kafi gelir.Kim geceleri okursa bütün günahları affedilir."

"Sure-i Yasin'i akşamladığı vakit okuyan kimse ferah içinde sabahlar,sabahladığı vakit okursa ferah içinde akşamlar."

"Sure-i Yasin'i sabahleyin okuyan kimseye o günün sultanlığı(manevi olarak) verilir.Akşamları okuyana ise o gecenin sultanlığı verilir."

Peygamberimiz buyurdu:
"Sure-i Yasi'i okuyan kimseye yirmi (nafile) hac sevabı verilir."

"Her şeyin bir kalbi vardır.Kur'an'ın kalbi ise Sure-i Yasin'dir.Yasin'i bir defa okuyan kimseye (içinde Yasin bulunmayan) on hatim sevabı verilir."

Avatar
Dogru 2017-06-20 14:06:38

Hem okumak hem anlamak ikisi ayrilmaz