Kur’an, dinin ne olduğunu anlatmanın yanında nasıl indirildiğini, nasıl bir kitap olduğunu ve nasıl okunması gerektiğini de anlatmaktadır.

Dini kitap ve ibadetlerde önceleri muhteva ve amaç, şeklin önündedir. Sonraları şekil muhteva ve amacın önüne geçer. Bazen de bu sonrakiler bütünüyle yok olup gider sadece şekil kalır.

Mesela Kur’an açısından baktığımızda onun birçok ayeti belli olaylar üzerine indirilmiştir. Böylece toplumda cereyan eden olaylarla Kur’an ayetleri iç içedir, aralarında sıkı bir bağ vardır. Dinin ne olduğunu anlamak ve onunla amel etmek için Kur’an okunur. Sonraları sevap kazanmak için, -nereden çıktıysa- ölülere sevap göndermek için ve teberrüken okunmaya başlanmıştır.

Kur’an okumak bir ibadet olduğu halde abdestsiz okumak caiz görülmüş fakat hiçbir delil bulunmadığı halde ona dokunmak caiz görülmemiştir. Okunduğunda maharici hurufa riayet ve tecvitle okunması önemsenmiş ama ne anlattığı önemsenmez hale gelmiştir.

Sad suresinde şöyle denilmektedir: “(Kur’an öyle) mübarek bir kitaptır ki akıl sahipleri ayetlerini tedebbür etsinler/inceden inceye düşünsünler ve ibret alsınlar diye onu sana indirdik.” (38 Sad 29).

Ayette geçen “tedebbür”, olurunu olmazının hesaba katarak derin düşünmektir. Ayetin kapsamına ne girer ne girmez, başka bir anlam vermek mümkün mü? Anlam sınırı tam olarak nedir? Bütün bunları hesaba katmaktır.

Anlamadan okuyana: “Arkadaşım, sen akıl sahibi değil misin? Bak, ayette akıl sahipleri ayetleri üzerinde inceden inceye düşünsünler diye indirdik” denilmektedir desen aklınca sana bu şekilde okumanın faziletlerinden söz eder. Belki seni Vahhabi, mezhepsiz veya Harici diye de itham eder.  

Muhammed suresinde de şöyle denilmektedir: “Onlar Kur’an’ı okuyup düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpler üzerinde kilitleri mi var?” (47 Muhammed 24).

Ayet, anlamadan Kur’an okuyanı, kalpleri kilitli olanlara benzetiyor olmasın.

Müfessir Kurtubi, Kur’an’ı anlamayan hafızları uzun kulaklı dört ayaklılara benzetir. Şahsen Kurtubi’nin söylediğini söylemeye dilim varmıyor. Sadece âlimlerin, anlayarak okumayı ne denli önemsediklerini ifade edebilmek için Kurtubi’nin söylediğini aktardım.

Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Basra valisi Ömer’e bir mektup göndererek “Kur’an okuma okulu açtığını ve Kur’an’ı okumaya gelenlerin maişetlerini sağlamak için vakitlerinin kalmadığını, bu sebeple de Hazineden onlara yardım gönderilmesini ister. Ömer buna çok sevinir ve yardım gönderir. Ertesi yıl vali, öğrencilerin Kur’an okuma işini çözüp mezun olduklarını, yeni gelenlerin daha fazla olduklarını bu sebeple daha fazla yardım gönderilmesini ister. Ömer: “O okulları kapat, korkarım ki insanlar Kur’an’ın lafızlarıyla uğraşır manasını ihmal ederler” diye haber gönderir.

Tabiinden yapılan rivayetlerde: “Bize Kur’an’ı öğretenler (yani sahabiler) diyorlardı ki: Biz Kur’an’ı onar ayet şeklinde okurduk; okuduğumuz on ayeti anlar, onunla amel eder sonra diğer on ayete geçerdik.”

Öğrenme, anlama bir süreç ister. Bu sebeple anlamadan okuyanların süreç içerisinde anlama hedefleri olmalıdır. Belki bu düşünce ve çaba içerisinde olanlar anlamadan okumalarından dolayı ecir alırlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.