Bu makalede de meal ve tefsirlerde yanlış bulduğum Şura suresinin 23. ayetine verilen meal ve bu ayetin tefsirine dair olacaktır.

Aslında her bir ayete yanlış meal verildiğinden veya tefsir edildiğinden söz ettiğimde iki yönlü endişeyle gerilirim: Acaba ben mi yanılıyorum, endişesi; bir de söylediklerimi istismar ederek insanları Kur’an’dan uzaklaştırmaya alet eden olur mu, endişesi.

Bundan 25-30 yıl önce bir arkadaşın evine akşam oturmasına gitmiştik. Birinden söz etti ve kendisine komşu geldiğini söyledi. Adam İslami dergi çıkarıyor ama İslam’la bağdaşmayan bir sürü şey var dergide. Mesela bir makalede şöyle deniyor: “Ha Allah’tan yardım istemişsin ha Peygamberden istemişsin fark etmez.”

Ev sahibi o kişiyi de çağırmış, o da geldi. Hayat hikâyesini anlattı: Hapisteyken İslam’la tanıştığını; önceki hayatını Müslüman olarak tanımlamadığını, aslında üç yıllık Müslüman olduğunu ve hapisten çıktıktan hemen sonra İslam’a hizmet etmek için İslami bir dergi çıkardığını söyledi.

Adam üç yıllık Müslüman olduğunu söylüyor, incitmeden bir şeyler anlatmak lazım.

Hizmet aşkından dolayı tebrik ettikten sonra dergisini çıkarmaya devam etmesini ancak İslami bir dergi çıkarmak için İslam’ı bilmek gerektiğini ve bunu sağlaması için her gün 5-10 ayet meallerden okuyup bulabildiği tefsirlere bakmasını önerdim.

“Ben haddimi bilirim; Kur’an’ı anlayacak çapta olmadığımı biliyorum. Ben kimim ki Kur’an ve hadisleri anlayayım” türü şeyler söyledi.

Kur’an’ın bütün ayetlerini doğru bir şekilde anlamanın elbette kolay olmadığını ama Kur’an’ın büyük bir kısmını sıradan bir okuyucunun anlayabileceğini; anlama dairesini genişletmek için gayret etmek gerektiğini anlattım. Ardından çıkardığı derginin bir makalesinde Allah’tan yardım dilemekle Peygamberden yardım dilemek arasında bir fark olmadığının söylendiğini ve eğer kendisi, Fatiha suresinin mealini okumuş olsaydı bu iddianın doğru olmadığını anlayabileceğini söyledim.

Bunun üzerine meallerin birbirlerinden farklı şeyler anlattığını söyledi. Ev sahibinden varsa birkaç meal getirmesini istedim. Meallerden Fatiha suresinin ilgili ayetinin mealini okuduk. Birinde “ancak senden yardım dileriz”, diğeri “yalnız senden yardım dileriz” diyor.

“Bak, mealler birbirini tutmuyor”, dedi. İki mealin aslında aynı şeyi anlattığını ve ikisinden de Allah’tan başka kimseden yardım istenmeyeceğinin açık bir şekilde anlaşıldığını anlatmaya çalıştım.

Bu kez de, “zaten senin mezhepsiz olduğunu duymuştum” dedi. (mezhepsizlikle itham o günün modası idi.) Üç yıllık Müslüman mezhepli hem de fırka-i naciyeden, hayatını İslam’ı öğrenmeye hasreden ben mezhepsiz ve fırka-i dalleden!...

Sonuç olarak aynı manayı anlatan meallerde sorun yoktur ama birbirinden farklı manaları anlatan meallerle tefsirler ne olacak?

Her şeyden önce bu gibi ayetlerin sayısı çok değildir. Bu sebeple bunları büyük bir sorun olarak görüp Meal ve tefsir okumaktan uzak durmamak gerekir. Kaza ihtimali var diye nasıl arabaya binmemek doğru değilse birkaç ayeti yanlış anlayabilirim diye okumaktan uzak kalmak doğru değildir. Zira okumayan, kendi din kitabı hakkında hepten cahil kalır.

***

Ele almak istediğimiz ayet şöyle:

قُلْ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَى

 Genelde ayete şöyle meal veriliyor:

Ben buna karşılık sizden (aramızdaki) akrabalık bağını gözetmeniz dışında bir ücret istemiyorum.” (42 Şura 23).

Buna göre Peygamberin, peygamberlik görevini yürütürken buna karşılık Kureyş’ten kendisiyle onlar arasındaki akrabalık bağını gözetmelerini istiyordu.

Şiiler ise genelde ayeti şöyle anlamlandırırlar:

“Ben bu (peygamberliğimi tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden hiçbir ücret istemiyorum."

Buna göre ise hitap Müslümanlaradır ve Müslümanlardan Hz. Ali, Hz. Fatıma ve Hz. Hasan ile Hüseyin’i sevmeleri istenmektedir.

Her şeyden önce peygamberler yürüttükleri görev karşılığında insanlardan hiçbir ücret talep etmezler, bu konudaki talepleri sadece Allah’tandır. (Mesela bk. 25 Furkan 57; 26 Şuara 109, 127, 145,164; 34 Sebe’ 47).

İnsanlardan talepleri ise tebliğ ettiklerine iman etmeleridir. Bu da ücret kapsamına girmez. İnsanlardan maddi ya da manevi bir talepleri olamaz. Hele her vesileyle aile fertlerini öne çıkarması hiç düşünülemez.

Hz. Ali, Hz. Fatıma ve torunlarının gözetilmelerini yeri geldiğinde sahabesine tavsiyesi dini bir tavsiyeden çok insani bir tavsiyedir.

Peygamber’in Kureyş’le bağı kabile bağıdır. Din açısından kabile bağının bir ayrıcalık ve hukuki bir durum doğurduğuna dair bir delil yoktur. 

Ayet Mekke’de indirilmiştir. Mekke’de kabile bağını önemseyen Kureyş, peygamberi bu bağı gözetmemesinden dolayı kınıyor; kardeşi kardeşe düşürdüğünü ve Kureyş’in Araplar nezdindeki itibarını düşürdüğünden söz ediyorlardı.

Ayrıca Mekke’de Kureyş’ten başka kabileler de yaşıyordu. Bunlar demez miydi ki Muhammed kendi kabilesiyle paslaşıyor meğer onun da davası Kureyşçilik yapmakmış.

Böyle bir ortamda –diyelim ki sırf Kureyş’in kalplerini İslam’a ısındırmak için bile olsa- kabile bağını gündeme getirir mi?

Bize göre yakınlık anlamına gelen ve “kurban” kelimsiyle aynı kökten gelen “الْقُرْبَى ” kelimesiyle “Allah’a yakınlık” kastedilmiştir. Yani peygamber şöyle diyor: “Ben sizden herhangi bir ücret talep etmiyorum, benim bütün derdim Allah’a yakın olma arzumdur. Değilse bütün bu sıkıntılara, işkencelerinize ne diye katlanayım ki?”   

  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
pirifani 2017-06-14 21:31:40

ozetliyelim kuransizlar kendilerinden olmayanlari mezhebsiz olarak yaftalarlar.

banner274

banner273