Kenarları boncuklu al yazmayla ilk o zamanlar tanışırlar. Başlarına örtüp, boylarına kadar uzanan eşarpları, her rüzgâr esişinde bir bayrak misali salınır durur tüm nazıyla.
 
Alınları bulgur bulgur terlemiştir, Annelerinden aşırma eşarplarının ardında. Sakınarak tuttukları elif ba cüzlerini de sağ elleriyle yüreklerinde taşırlar. Emanetin kutsiyetini bilerek. Kimliklerinin farkına vardıkları andır artık zaman. Bir seccade de onlara serilir evlerde, artık yalnız değilsinizdir secdelerinizde. Bir zamanlar sırtınıza binenler şimdi hemen yanıbaşınzda göz ucuyla süzerler dua okuyuşunuzu ve dudakları kıpır kıpırdır. 
Bir meleğin çocuk suretidir yanı başınızdaki.
 
Yaz Kur’an kursu başlamıştır. Baba, “ardımızdan Kur’an okuyacak birileri olsun” yatırımıyla gönderir kursa. Anne ise bilir “ağaç yaşken eğilir”i, bilir körpe beyinlere yazılacak imanın şartının bir ömür saklanacağını.
 
Belki de, o yaşına kadar camiyi görmeyen, içine girmeyen bebeler ilk o zamanlar tanırlar Rahman’ın evini. Hem eskisi gibi bağnaz öğreticiler de yoktur artık.”Hocamm” deyip en az sınıf öğretmenleri kadar sevdikleri güzel insanlar vardır başlarında. Cami avlusunda da rahatlıkla top oynayıp, birbirlerini kovalayabilirler. Yakan topu da oynarlar teneffüs aralarında, gürültü de yapabilirler çocukça. Arkadaşlıklarına da yeni isimler eklenir artık. Kur’an arkadaşlığıdır bu, cezim’le birbirlerine bağlanır, şeddeyle daha da vurgulanır sevgileri.
 
Her gün bizlere namaz kıldıran hocalar da büyür hemen gözlerimizde. “Bizim oğlan” dır elindeki “bizim kız”.”Durumu nasıl hocam ?”sorusunu bu sefer ona yöneltiriz,onun da değerini fark etmişizdir artık. Bizim çocuğu, Doktor, Avukat edecek öğretmeni kadar değerlidir o an. Sevinir hocam da kendine sorulan bu sorulara. Kendini fark eder, görevini, bilincini…
 
Çocuk, cüz’ü bitirip Kur’an’a geçince lokum dağıtır ebeveynler. İlla ki lafın arasına da sokuştururlar “bizim oğlan, bizim kız Kuran’a geçti” cümlesini. Haklıdırlar ama bu övünmelerinde. Hem insanın oğlu kızı kaç kere Kuran’a geçer ki? Artık Babalarının cakasına demeyin gitsin: “Amca’ya bir de Subhaneke’yi oku kızım, birde Kelkevser’i oğlum”. Yüzlerindeki ifade Şehit Furkan’ın babasının bakışlarıdır sanki. Öylesine dolu, öylesine içli…
 
En meşhur Ati’lerin temeli de buralarda atılırdı eskiden. Böbürlenerek anlattıkları “nasıl yoldan çıktım” tekerlemelerini buralara dayandırırlardı. Falanca hocadan yedikleri bir sopa darbesinden bahsederler geçmişlerini soranlara. Cami hâlâ o yanlış tavırlarla kalmıştır dimağlarında. Kur’an hâlâ ba beyli tekerlemesindedir dillerinde.
 
 
Bizler babalarımızdan farklı dinlemişizdir ilk duaları öğrenme şekillerini. Kimileri bir dağ başında, kimileri kuytu bir köy evinde öğrenmişlerdir.
 
Jandarma korkusuyla öğrenilen Fatihalar, hala mahreçlerinin tüm bozukluklarıyla dillerindedir. Öylesine sıkıca dolamışlardır ki dillerine, yanlışlarını dahi düzeltemezsiniz artık.
Namazın vaciplerini sayamasalar da bir çırpıda, önlerindenden geçirmezler kimsecikleri. Az bilip de çok yaşarlar yine de.
 
Yine okullar bitti ve yaz Kur’an kursları başladı. Mahallenin camilerinde bir cıvıltı deryası. Onları görünce içinizde bir şeyler kıpırdıyor değil mi? İşte “o” şeye sahip çıkın ve sevin cami bülbüllerini. Başlarını okşayın, hocayla konuşun,sponsor olun,şeker alıp dağıtın,yüreğiniz yufkalaşsın.
 
Ne güzeldir yaz kursları, ne güzel…
 
 
 
 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol