Diyanet İşleri Başkanlığı ile Türkiye Diyanet Vakfı'nın 1989 yılında ilk defa Hz Peygamberin doğumunu içine alan haftayı Kutlu Doğum Haftası ilan ederek başlatılan bu hayırlı hafta aralığı içerisinde Peygamberimizi anma ve anlamaya dönük sempozyumlar, paneller, konferanslar ve birçok etkinlikle ülke insanın gündemine Peygamber Sevgisi getirilerek Hz Peygamberin yüreklerdeki sevgisinin daha da kökleşmesi sağlanmaktadır. Son yıllarda Hz. Peygamberin farklı bir yönünün ele alınarak ön plana çıkarılmasıyla her yıl aynı konunun anlatılmasının önüne geçildiği gibi toplumda daha çok eksikliği hissedilen bir konunun işlenmesi amaçlanmıştır. Bu meyanda 2015 yılı Kutlu Doğum Haftası gündem konusu da "Hz Peygamber ve Birlikte Yaşama Ahlakı"dır. Birlikte yaşama kültürü ve ahlakı sadece İslam dünyasının değil, tüm dünya insanının ihtiyaç duyduğu bir konudur.  Bilim ve teknoloji ve iletişimde kaydedilen gelişmeler neticesinde dünyamız kocaman bir köy haline gelmiş, bilgiye ulaşma son derece kolay hale gelmiştir. İnsanların iş, ticaret ve değişik göçleri neticesinde farklı dine, düşüncelere ve kültüre sahip insanlar bir arada yaşamaya başlamışlardır. Dolayısıyla bu farklılıklar arası etkileşim büyük hız kazanmıştır.
 
Haklının değil güçlünün egemen olduğu, hoşgörünün görünmediği, ötekileştirme ve dışlamanın, etnik düşmanlık ve soykırımın kasıp kavurduğu bir dünyada yaşıyoruz. Tüm dünya İslam'ın ortaya koyduğu hayalden öte, pratiğiyle ortaya koyduğu birlikte yaşam kültürünün en güzel örneklerinin olduğu İslam toplumuna muhtaçtır. Mazisinde köle ticareti olmayan, tarihinde Haçlı Seferleri  bulunmayan, geçmişinde sömürgeleştirme görünmeyen, her düşünceden insanın özgürce yaşadığı bir kültürün ve medeniyetin çocuklarıyız. Bizim düşünce dünyamızda dinlerini yaymak  için arka planda ülkeleri sömürgeleştirme fikrine sahip olan masum görünümlü emperyal din adamları misyonerler bulunmamıştır.  Bizim düşüncemizde "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" (Hâkim,II,15) hadisi esas alınmıştır. Mazlumlara dini sorulmadan yardıma koşulmuş, açlar doyurulmuş, kimsesizlerin elinden tutulmuştur.
 
İslam'ın egemen olduğu dönemlerde Nasıl ki bir Müslüman'ın canı, malı, kanı, dokunulmaz ise bir Yahudi ve Hıristiyan'ın da aynı şekilde malı, canı, kanı, dokunulmaz kabul edilmiştir. İslam'ın ilk yıllarında Hz Peygamber döneminde Medine İslam Devletinin dünyanın ilk yazılı anayasası "Medine Vesikası"nda bireylerin temel hak ve hürriyetleri yasal güvence altına alındı. Peygamberimizin Medine'de hayata geçirdiği çok inançlı ve kültürlü toplumun barış, huzur ve hoşgörü içerisinde yaşamış hayat tecrübesi, daha sonra gelecek Müslümanların inşa edeceği sevgi, şefkat ve merhamet medeniyetlerinin temel taşları olacaktı. 
 
Şu an dünyanın bir çok yerinde yaşanan sıkıntı ve problemlerin temelinde sevgi  şefkat, merhamet yoksunluğu vardır. "Dinde zorlama yoktur."(Bakara 256) ayetiyle İslam'daki din hürriyetini görüyoruz. Yani Rabbimiz İnsanoğlu yoktan var edip, rızkını verdiği halde onu kendi dinine girmesi noktasında serbest bırakmıştır. Ancak inkar ettiği takdirde gideceği cehennem ateşiyle de uyarmayı ihmal etmemiştir. Farklı düşünce ve inançlara tahammülsüzlük, ırkçılık, ayrımcılık, ötekileştirme,  modern dünyanın sinsi hastalığı haline gelmiştir. Bu hastalıklar ancak İslam'ın özünde var olan hoşgörü, şefkat ve merhamet temelinde çözüme kavuşabilir. Çünkü dinimiz her ırkı ve dili Allah'ın varlığının delillerinden yani O'nun mucizelerinden kabul etmiştir. "Göklerin ve yerin yaratılmasıyla dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O'nun ayetlerindendir. Bunda, ilim sahipleri için elbette ibretler vardır." (Rum,22) ayeti bizlere farklı dili kullanan ve rengi değişik insan gördüğümüz zaman Rabbimizin yüce kudretinin nelere malik olabileceğini düşünmemiz gerektiği  hatırlatılıyor. Bizler yüzyıllar boyu bu topraklarda Mevlana'ların Yunus Emre'lerin, Hacı Bektaş Velilerin, Hacı Bayram Veli'lerin gönül dünyalarından süzülüp gelen o engin hoşgörü ile özünde insan sevgisi ile dolu bir medeniyeti  Anadolu'da inşa etmiş insanların evlatları olarak yine bu topraklarda barışı, sevgiyi ve şefkati diriltmek için çalışmalıyız. Hz Peygamberin doğumunu idrak ettiğimiz şu günlerde eğer O'nun getirdiği mesajları anlamak için bir derdimiz ve kaygımız varsa;  bu toplum hala tüm insanlığı umudu olmaya devam edecektir. 
 
Kutlu doğum Haftaları dolayısıyla insanlarımıza Peygamberimizi ve O'nun güzel örnekliğini anlatırken bazen aşırıya kaçan israflarımız ve konu ile alakası olmayan etkinliklerimizin olması işi renkli ambalajlara kurban edip, konunun özünü ıskalamaktır. Aşırı masraftan kaçınmayıp büyük salonlarda milyarlarca lira  paranın ödendiği sanatçıların seslendirdiği ilahi ve şiirlerin olduğu gösterişli kutlamalar asla Hz Muhammed Mustafa'nın örnekliği ile bağdaşmamaktadır. Yattığı hasırın izlerinin mübarek sırtına geçtiği Hz Muhammed Mustafa'yı anmak için büyük paralarla şatafatlı ve kendini göstermek isteyenlerin tribünlere oynadığı gösteriler  "Kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum" diyen Hz Muhammed (sav)'in yaşayışında yer almamaktadır. Kutlu Doğumu normal birinin doğum günü pastasını keser gibi adına büyük pastalar yapıp ortasına Muhammed yazarak "Doğum günün Kutlu olsun Ya Muhammed" dercesine kutlamaya kalkışmak Hz Peygamberi anlamamak demektir. Hz Peygamberin doğum günü kutlanmaz, ihya edilir. İhya etmek demek hayat vermek, diriltmek demektir. Dolayısıyla Kutlu Doğum haftaları bize unuttuğumuz ya da aramızdan çekilen bir sünneti hatırlatmalı, Şu dünyada çekilen sıkıntılar karşısında kurtuluşun O'nun getirdiği değerlerde olduğunu yeniden insanımızın kavradığı günler olmalı; mütevazi bütçelerle ama gönüllerde Hz Muhammed Mustafa'nın sevdasının yerleştirildiği Kutlu Doğumlar olmalıdır. Programlarımız öyle bir kutlu doğumlar olsun ki Hz. Muhammed Mustafa'nın aşkıyla yetişecek yeni bir neslin "Kutlu Doğumuna"  vesile olsun.


 
 
 
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.