Tüm zamanların en büyük lideri, Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed (s.a.v)'in kutlu doğumlarının senene-i devriyelerini idrak etmek üzere Kutlu Doğum Haftasına girmiş bulunmaktayız.

Her Kutlu Doğum Haftasında bir konu işleniyor. Bu seneki konu din ve samimiyet...

Belki de şimdiye kadar seçilen konuların en kapsamlısı ve olmazsa olmazı bu konudur.

 

Samimiyet; ihlas,  içten davranma, tek yüzlü olma, hangi işi yaparsak yapalım severek ve malzemeden almadan yapma anlamlarına gelir...

Yüce dinimiz İslam, ibadetimizde, insanlarla olan ilişkilerinizde, insanlara, hayvanlara, tabiata karşı olan davranışlarınızda hep içten, samimi olmayı, iki yüzlü olmamayı bizlere emreder. İster ibadetlerde ister kamusal hayattaki işlerimizde niyetlerimizin halisane ve ihlaslı olması durumunda bunların hepsinin büyük ecirleri kazandıracağının müjdesini vermiştir.


Bir çobanın değneğini gökyüzüne atıp sonra tutarak tesbih söylemesi ve nasıl kılındığını bilmediği için, ama Yaradan’ına da şükretme ihtiyacı duyduğu için namazını o şekilde değnek atarak kılmasındaki samimi davranışı Allah’ın huzurunda kabul görmüş olmalı ki çobanın su üstünde durup batmaması Hızır A.S’ı da etkilemişti.

Bu bir hikâye ama, biz biliyoruz ki tarihte olsun Peygamberimizin hayatındaki buna benzer örnek tabloları görünce Yüce Allah’ın ve Sevgili Peygamberimiz’in bizden istediği en önemli duruş “Samimiyet/İhlas” tır.


Kesilen kurbanlarla ilgili olarak, konuyu enfes bir şekilde izah eden Hac Sûresi 37. Ayeti şöyledir:


لَنْ يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلا دِمَاؤُهَا وَلَكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنْكُمْ


“Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır.”

Bazen, insanlar kalplerinde olmadığı halde öyleymiş gibi davranarak tavır ortaya koyarlar. Örneğin benden alışveriş yapsınlar diye ticarethanesine ayet –hadis levhası yazanlar veya desinler diye bir güzel davranışta bulunanların durumu samimiyetten ne denli uzak olduğunun resmidir. Bu davranışlar kandırmaya yönelik davranışlar olduğu için aynı zamanda günahtır.

Bu şekilde yaptığı amelleri gönülden yapmayan samimiyetsiz insanlara Yüce Allah Âl-i İmran Sûresinin 29’ncu  ayetinde şöyle seslenir.


قُلْ إِنْ تُخْفُوا مَا فِي صُدُورِكُمْ أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللَّهُ                            

“De ki: ‘İçinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir.”

Doğumuyla Kâinatı şerefyâb eyleyen Aziz Peygamberimiz de bir Kudsi Hadisinde şöyle buyururlar:

“Allah buyuruyor ki; ‘Kulumun en çok sevdiğim ibadeti,  bana karşı samimi olmasıdır.”

(Ahmed b. Hanbel, V/254)

Yüce Mevla’nın dünyada sahip olunan makam ve mevkiye servete değer vermediğini, ihlaslı ve riyakarlıktan, fesatlıktan arındırılmış yüreklerin katında en büyük değer olduğu Aziz Peygamberimiz bir başka hadisinde şöyle dile getirir.

عَنْ أبي هُريْرة عَبْدِ الرَّحْمن بْنِ صخْرٍ رضي الله عَنْهُ قال : قالَ رَسُولُ الله صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم: «إِنَّ الله لا يَنْظُرُ إِلى أَجْسامِكْم ، وَلا إِلى صُوَرِكُمْ ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعمالِكُمْ » رواه مسلم .

“Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalblerinize bakar. ”

Hadisi şerifte bahsedilen Yüce Allah’ın değer vereceği şey köütülüklerden, riyadan uzaklaşmış içi samimi hissiyatla doldurulmuş yüreklerdir.

Bunu şair çok güzel ifade etmiştir.

“Sanma ey hoca senden zer û sîm isterler
 Yevme lâ yenfeu’da kalb-i selim isterler.”


Yani, Ahiret gününde bizden istenen ne gümüştür ne altun. Bizden istenen yaptığı her işi samimice imanla ve ihlasla yapan ve bu hissiyatla coşmuş sevgi dolu yüreklerdir (Kalb-i Selim)

Şaire bu şiiri yazdıran sanıyorum şu ayettir.

(İnsanların) kabirlerden diriltilip kaldırılacakları gün beni zelil etme. O gün, ne mal fayda verir ve ne de oğullar. Ancak Allah'a selim bir kalp ile varan kimse müstesna.» (Şuâra 87-89)


Osmanlılar’ın hukuk sisteminin anayasası sayılan Mecelle’nin ilk yasası “El umûru bi mekasıdîha” ibaresidir. Yani yapılan işler maksatlarına göre değer kazanır. Büyük olasılıkla bu ilkenin kaynağı Hz Peygamberimiz’in “Ameller niyetlere göredir” hadisinin tecellisidir.

Özetle ibadetlerimiz başta olmak üzere toplumsal hayatta, ailemizle, komşularımızla, arkadaşlarımızla olan ilişkilerimizde içtenliği, samimiyeti/ihlası hiçbir zaman elden bırakmamalıyız. Ülkemizi ve tüm İslam ülkelerinin umumi problemi Peygamberimizin bize öğrettiği İslam Ahlakının tüm çağları aydınlatan düsturlarını hayatımıza uygulama noktasında yetersiz kalışımızdır.

 

Yaşadığı dönemde olsun vefatından sonra olsun kendisine inananları da inanmayanları da eşsiz ahlakıyla etkileyip, hayran bırakan, samimi duruşu ile güler yüzüyle, cömertliği ile mazlumlara, gariplere el uzatmasıyla, örnek aile reisliği ile, kadınlara olan müstesna kibarlığı ile komplike örnek bir insan olan,  ahlakının yüksekliği sebebiyle Allahı’ın iltifatına mazhar olan Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed Mustafa (s.a.v) in bu model kişiliğine şu dönemlerde her zamankinden daha fazla muhtacız.

Bu vesileyle aradan 15 asır geçmesine rağmen örnek ahlakıyla inananlar başta olmak üzere zulmetten aydınlığa çıkmak isteyen milyonlarca hidayet sancısı çeken yüreklere bir hurşid-i merhamet (Rahmet Güneşi) olarak doğan Aziz Peygamberimizi özlemle ve rahmetle anıyoruz…

Yüce Yaradan, O büyük elçinin elinden Kevser havuzundan tatmayı hepimize ihsan eylesin.



Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol