Bir önceki yazımızda yaz kur’an kurslarından söz ettik. Camilerimizin minik bülbüllerle cıvıl cıvıl hale geldiğini ve kurs uygulamaları ile ilgili birkaç ibretli olayı dillendirmeye çalışmıştık.
     
Diyanet İşleri Başkanlığımızın, Yaz Kursları ile ilgili olarak 2005 yılından bu yana ve özellikle son yıllarda, ciddi ve yoğun çalışmalar sürdürdüğünü duyuyoruz.  Kurslarda görev alacaklarla ilgili seminer çalışmaları, kitap hazırlıkları da bu kapsamdadır.
   
Din, iman gibi hassas ve önemli bir konunun genç dimağlara aktarılması ve sevdirilmesi, gerçekten tahmin edilenden daha zor ve güç bir iş olsa gerektir.
    
Bu zor ve aşk gerektiren faaliyeti sürdürecek olanların, psikolojik ve pedagojik yönden oldukça donanımlı olması gerektiği sanırım hepimizin kabulleneceği bir husustur. Bir başka deyişle bu görevi icra edenlerin, hem VAKIF, hem VÂKIF ve hem de ÂŞIK olması gerekmektedir.
       
Nasıl Bir Yol İzleyelim?

Bu yazımızda, şu sorulara “malumu ilâm” kabilinden de olsa cevap vermeye çalışacağım.
       
Eğitim ve öğretim konusunda en verimli bir sonuca ulaşabilmek için nasıl bir öğretim tekniği uygulayalım?
    
Öğrencilerle iletişim kurma konusunda hangi ilkelere dikkat edelim? Gerek ebeveyn gerekse eğitici ve öğretici olarak, çocuk ve gençlerle sağlıklı bir iletişim kurmamızı engelleyen davranışlar nelerdir? 

İletişimde Dikkat Etmemiz Gereken Temel İlkeler
İletişimi kolaylaştırmada uzmanların uygulamamızı tavsiye ettiği kuralların bir kısmını maddeler halinde şöyle özetleyebiliriz:

  1. Kabul dilini kullanalım: Çocuklarımız bir konuyu veya problemlerini anlatırken onları sessizce dinleyelim; onlar konuşurken sözünü kesip eleştirmeye kalkışmayalım.
  2. Konuşmalarının bazı yerlerinde onlara kapıyı aralayalım. Nasıl mı? Meselâ; “Evet, seni anlıyorum, bunu daha sonra konuşalım, bu bahsettiğin konu senin için çok önemli çocuğum…” gibi cümlelerle konuşmalarına eşik açalım.
  3. Onları etkin bir tarzda dinleyelim, yani yorum yapmaksızın dinleyelim onları. Anlattığını bir başka cümle ile ifade ederek ve “ben senin anlattıklarından şunu anladım…” deyip, sorunun çözümünü çocuğa bırakalım.
  4. Öğrencinin bir problemini konuşmak için ona özel bir zaman ayıralım. Ama onunla ilgileneceğim derken, diğer öğrencileri de bekletmeyelim.
  5. Grup çalışmalarına önem verelim. Meselâ; namaz surelerini öğretirken : “Yarın şu sureyi ezberleyip gelin” demek yerine, “Çocuklar, haydi, hep beraber şu sureyi ezberleyelim,” diyelim ve sureyi ayet ayet önce biz okuyalım, sonra öğrencilerin koro halinde tekrar etmesini isteyelim.
  6.  Onlara güvenelim. Onlara güvenmediğimizi ortaya koyan çapraz sorulardan ve cümlelerden sakınalım. Anlatımlarında çelişkiler varsa bunları hemen yüzüne vurmayalım:   Meselâ; derse geç kalan çocuk: “Hiçbir yere uğramadan buraya geldim” cümlesinden sonra, “ Gelirken Hasan arkadaşımla bir süre pastanede oturduk” cümlesini kullanmışsa, ona: “Biraz önce hiçbir yere uğramadığını söylememiş miydin?” gibi bir itirazı yöneltmeyelim.
  7.  Sen iletisi yerine “Ben” iletisini kullanalım, yani “senin şu davranışlarından hoşlanmıyorum, sen çok tembel ve yaramaz bir öğrencisin, gevezesin, paspalsın, arkadaşlarınla geçimsizsin….” Gibi cümlelerin yerine şu cümleler daha etkin ve daha sevecendir:
      “ Bakın çocuklar, ben şu tür davranışlardan hoşlanmıyorum.
    
Mesela, bir konuyu anlatırken, karşımda birisinin kıpır kıpır hareket etmesinden veya bir başkasıyla konuşmasından huzursuz oluyorum. Sanırım aynı durumda siz de rahatsız olursunuz değil mi?
    
Çocuklar, inanın ben, sizin düzenli oturmanızdan, ayetleri okurken kelimeleri düzgün telaffuz etmenizden çok memnun, çok mutlu oluyorum”.

  1. Üç dili çok güzel kullanalım: Konuşma dili, göz dili ve hal dili. Bakışlarımızla sevgiyi saçalım onlara. Konuşmalarımız düzgün olsun….
  2.  Değerlerimizin telkininde en etkili yolun, hâl dili olduğunu unutmayalım. Çocukların birer fotoğraf makinesi oldukları hepimizce malumdur. Sözlü olarak yapılan bir takım ahlaki öğütlerden ziyade, çocuklar, öğretmenin ve ebeveynin daha çok davranışlarından etkilendikleri hepimizce malumdur. Sigara içen bir hocanın, anne ve babanın, çocuğa sigaranın zararlarını anlatması ne denli etkili olabilir ki?.
       
İletişimde Engeller Nelerdir?
Dilerseniz şimdi de çocuklarla aramızdaki iletişimin engellerini sayalım:
Bazı davranışları vardır ki, bunlar çocuklarla olan iletişimi bir bıçak gibi keser. Dolayısıyla eğitimciler bu tür davranışlardan sakınmalıdırlar. Nedir bunlar?

  1. Onlara emir ve gözdağı vermekten sakınalım. “Bir daha böyle davranırsan seni çok fena yaparım” gibi.
      2) Eleştirmek, azarlamak ve yargılamak da iletişimi keser. Onların hataları anlatılırken yine farklı bir dil kullanılmalı, hele başkalarının yanında asla azarlanmamalı.
     3)  Hep öğüt verici olmak. Evet, “Ben her şeyin en doğrusunu bilirim” havasına bürünerek nutuk çekmek de iletişimi kesebilir.
    Öğüt ve nasihat eğitim ve öğretimin olmazsa olmazlarındandır; ama bu, yerinde, zamanında ve ölçülü olmalıdır; dozu kaçırılırsa çocukta bıkkınlık ve bezginlik oluşturabilir.
     4) Onlara alaycı bir tavır takınarak, küçümseyici cümlelerle cevap vermek; onlara değer vermediğimizi ima etmek de, iletişimi koparan nedenlerdendir.
     5)  Mukayese etmek. Çocukların hiç sevmedikleri bir tavır, öğretmenin ve ebeveynin, kendilerini başka çocuklarla mukayese etmeleridir.
 
“Filanca şöyle bir davranışta bulunuyor, ne güzel! Hayranım o çocuğa. Sen niçin öyle değilsin?” gibi.
     6)  Konuyu saptırmak da iletişimi keser. Çocukları doğru anlamak gerekir. Bir konudan söz ederken o konuyu saptırmamak lazımdır. 
 7) Verilen sözlerin tutulmaması. Herhangi bir konuda söz verilmişse o söz yerine getirilmelidir. Verilen sözlerin, vaatlerin yapılmaması da iletişimi kesen nedenlerdendir.
       
İletişimde Kolaylıklar

1- Onlarla empati/duygudaşlık/ kuralım. Onların seviyelerine inmesini bilelim. Hatta bazen fiziken çömelip, onlarla göz göze gelelim, sohbeti öyle sürdürelim.

2- Onların ufak tefek hatalarını hoş görelim, taşıyamayacakları ödev yüklemekten ve ağır cezalar vermekten şiddetle sakınalım.

3- Gözümüz daima onlar üzerinde olsun, onları kontrolsüz bırakmayalım, ama bu kontrolümüzü onlara hissettirmeyelim. Sanki bir dedektif gibi onların davranışlarını, arkadaşlarını kontrol edelim ve tanıyalım.

4- Birçok konularda bizim de onaylayabileceğimiz seçenekler sunalım onlara ve onların da görüşlerini almış olalım.

5- Hayat yolunda karşılaşabilecekleri zorluklarda, daima yanlarında olduğumuzu hatırlatalım onlara.
      
Velhasıl
Zor olduğu kadar ecri de bol olan bu görevi ifa ederken, şunu da unutmayalım ki, bizler ana rahminden itibaren tüm çocukluğumuz boyunca duyduklarımızı, gördüklerimizi pozitif ve negatif yönleriyle bir kompitür gibi depolar, şuuraltımıza atarız ve bunlar ileride bizim hayatımıza yön verir. Tıpkı bir önceki yazımızda verdiğimiz örnekte olduğu gibi..

 Başarılarımızın ve başarısızlıklarımızın, inançlarımızın sağlıklı temelleri, çocukluk döneminde atılır. Bu bakımdan sorumluluklarımız oldukça ağırdır.
      
Yazımızı bir ayet ve hadis meali ile noktalarken, eğitim ve öğretim gibi kutsal bir görevi üstlenmiş olan siz fedakâr kadroya başarılar diliyor, “Rabbim, sa’yinizi meşkûr, amellerinizi makbul eylesin” diyor, selam ve saygılar sunuyorum.
 
“Rabbimiz! Bize eş ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlatacak insanlar bağışla…”                                                                                                                                          
                                                                                                                               (Fürkan,25/74)
 “Çocuklarınıza ikrâm edin ve terbiyelerini güzel yapın.” (İbn-i Mâce, Edeb, 3)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.