Her canlı, yaratılışına yerleştirilen kendi türüyle ilgili hayat ilkelerine kendiliğinden uyar. Ancak hayatın disipline edilmesinde gerekli olan itidalin tezahürü için belirlenen ölçüler, insanın iradesine bırakılmıştır. Yüce Allah, Kur'an'da bu ilkelere din adını vermiştir. Hz. Peygamber (sav) de, dinin temelini; iman, namaz, zekât, oruç ve hac olarak tanımlamış, hayatı biçimlendiren kuralların, kişiyi bedenen ve ruhen olgunlaştırmak için gönderilen dinin kapsamından çıkarılmaması gerektiğine ilişkin muhataplarını uyarmıştır.

Ramazan Ayının halk nezdinde on bir ayın sultanı olarak biliniyor olması; Kur'an'ın bu ay hakkındaki hassasiyetinin asırlardır milletimizin gönül dünyasında bıraktığı silinmez izin ifade ediliş biçimidir.

Kur'an, Ramazan ayını tarif ederken, “Kur'an'ın indirildiği ay” ifadesini kullanmaktadır. Şu halde Ramazan ayı değerini, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olan, takva sahipleri için hidayet, öğüt, rahmet olan, kalp gözünü açan Kur’an’ın bu ayda indirilmesinden almaktadır. Cehaleti zillet, ilmi erdem sayan Kur'an'ın, ilahi lütfun tecellisiyle tamamen insan türünün faydasını gözeten bu faydalarının ortaya çıkması; iman edenlerin ilgi ve iltifatına bağlıdır.

Kur'an'ın indirilmeye başladığı gecenin bin aydan daha hayırlı, feyiz ve berekette diğer bütün zamanlardan çok üstün tutulması; onun terbiyesiyle yetişenlerin gökteki yıldızlara benzetilmiş olması; her yıl Ramazan ayında Hz. Peygamber (sav) ile Cebrail (as)'in uygulamasından beri Kur'an'ın özgün halinin korunarak bütün zamanların ihtiyacını karşılayacak durumda bulundurmak için mukabele okuyarak, ezberleyerek, yazarak, çoğaltarak, harici tesirlerden koruyarak... muhafaza edilmesi; kişisel ve toplumsal değişim ve dönüşümün ancak Kur'an'la gerçekleşmesi gerektiğindendir. Bir tarihte dünya coğrafyasının bir bölümünde son derece kaba ve ilkel yaşam düzenine sahip bir toplumu değiştiren ve dönüştüren Kur'an; modern zamanların insanını da inanç, ibadet, sosyal ilişkiler ve ahlaki değerlerde değiştirmek ve dönüştürmek için aynı tazeliği ve güncelliğiyle ilgi beklemektedir.

Dinin esasını teşkil eden beş temel ibadetten biri olan oruç, inananları takvaya eriştirmek için Kur'an'ın indirildiği Ramazan ayında farz kılınmıştır. Bu ibadetin önceki bütün ümmetlere de farz kılınmış olması; ilahi terbiye metodunun sistematik bir şekilde işletildiğini göstermektedir. Bu eğitimin davranışa dönüşerek sorumluluk bilincini sağlayabilmesi; müminle Allah kelamı arasındaki organik, zihinsel ve duygusal anlamda bütün engellerin ortadan kaldırılmasına, onunla kader birliği yapılmasına, yaşamın her anının onunla şekillendirilmesine bağlıdır. "Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır." hadisi gereğince, fedakârlık ve mükâfat boyutlarıyla diğer ibadetlerde olduğu gibi oruçta da sadece Allah'ın hoşnutluğuna odaklanmak samimiyetin gereğidir.

Ramazan ayına, Kur'an sebebiyle fazilet ve değer yükleyen Yüce Allah (cc), peygamberine, vahyin sözlü ifadelerini bizzat uygulayarak ete kemiğe büründürmesi ve bu uygulamalarla Kur'an'ı açıklaması sebebiyle erdem ve bereket yüklemiş; ilahi vahyin hitabına ve peygamberin uygulamalarıyla uyarılarına gönül verenler de bu durumlarından dolayı onun katında özel bir konuma yükseltilmişlerdir. Mükâfatları, sürekli dinlenme yerleri, hizmetçileri ve dünyadayken mahrumiyetini çektikleri bütün imkânları ve elde etmek istedikleri sosyal konumları... olacaktır. Bu paye, Allah'ın hatırını sayma, gücenmesinden, sevgisinin azalmasından... endişe etme anlayışına sahip olanlar içindir. Bütün benliğiyle Allah'a yönelip Kur'an'ı okuyarak anlamaya ve davranışa dönüştürmeye çalışan elbette bu niteliklerden yoksun kalanlardan üstün, faziletli ve bereketli olacaktır. Bu yüzden Kur'an'ı içselleştirerek ve yaşam için gerekliliğine inanarak okuyan kimseye büyük mükâfat vaat edilmiştir.

Ramazan ayı rahmet, mağfiret ve kötü akibetten kurtuluş mevsimidir. İlahi rahmetin tecellisi yüzlerde ve davranışlarda tezahür etmekte, sabır ve tahammülün olgunlaştırdığı ruhlar; bedenleri kötü söz ve davranıştan uzaklaştırmakta, kardeşlik hukukunun gereğini yapmaya sevketmekte, orucun sadece yemeyi içmeyi terketmek olmadığını, oruca bütün uzuvların katılması gerektiğini anlatmakta, günahların bağışlanmasına vesile olmaktadır.
Öz ve şekil şartlarını taşıyan oruç için vaat edilen ödülün büyüklüğü, Ramazan ayındaki dünyevi ve uhrevi kazançların büyüklüğünü fark etmeye bağlanmıştır. Namazla birlikte oruç, zekât, fıtır sadakası; öksüzleri, yetimleri, muhtaçları görüp gözetme, hastaları ve yaşlıları ziyaret etme, komşularla iyi geçinme, imkânları paylaşma gibi hayatın her alanında hâsıl olacak kazanımlarla bilinçli bir şekilde değişim ve yenilenme gerçekleştirilmeli ve bu halin bütün yıla egemen olması sağlanmalıdır.
           
Esirgemesiyle manevi atmosferi kullarına ikram eden Yüce Mevlâ, mağfiretiyle bizleri bağışlasın ve hayırlı akıbeti müyesser eylesin.
           
Dualarda buluşmak dileğiyle...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol