Müslüman dünyası 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren bir fitne çukuruna doğru yuvarlandı. 1400 yıllık İslam tarihinde görülmemiş büyüklükte bir fitne bulutu bugün İslam alemini çepeçevre sarmış durumda. Bu ateş her geçen gün daha da büyüdüğü ve daha çok Müslüman’ı içine aldığı halde Müslüman dünyasında adeta bir akıl tutulması yaşanıyor.

Bunun son örneği birçok İslam ülkesinin Myanmar’daki zulüm karşısındaki tavrı oldu. Ülkelerdeki kimi STK’lar zulme duyarlılık göstererek çağrıda bulundular ise de ezilen mazlumların sesleri fitne gürültüsü arasında kaybolup gitti. Türkiye dışında, sadece birkaç İslam ülkesi Arakan Müslümanlarına yardım elini uzattı maalesef. Oysa zulme sessiz kalan zalimle yol alır; ırkı, dini, kimliği ne olursa olsun, o da zalimdir.

Katliamın liderine ödül veren, diğer zalimleri olduğu gibi gibi Burma askerlerini eğiten kısacası bu katliamın mimarı olan İngiliz derin devletinin, Asya ve Ortadoğu’da da yancısı olan birçok yönetici var. Bu bölgeler, söz ettiğim derin yapının özel çalışma sahası. Öncelikle fitnenin kaynağının deşifresi ve etkisiz hale getirilmesi gerekiyor.

Her çeşit haksızlığa, zulme ve zalimlere karşı çıkmak, Kur’an’ın önemli emirlerinden. İnsanlara yapılan haksızlık, eziyet ve işkence, haksız yere cana kıymak, hırsızlık yapmak, Allah’ın sınırlarını aşarak insanların hakkına tecavüz etmek, masum insanları yaşadıkları yerden sürüp çıkarmak; tümü Kur'an'ın verdiği zulüm örnekleri.

Haksızlıklar karşısında ya da zulme şahit olduğunda susmak, engel olmaya çalışmamak, zalime destek olmaktır, zalimle birlikte yol edinmektir. Bâtılı, yanlışı söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise ‘dilsiz şeytan’.

Zulme göz yumanların, izleyenlerin yanı sıra birçok insan da zulmü görmezden geliyor. Peygamberimiz(asm), “kim bir kişinin zâlim olduğunu bilerek ona yardım etmek üzere zâlim ile birlikte yürürse, İslâm’dan dışarı çıkmış olur" buyuruyor ve zulme karşı bizi uyarıyor.

Lânet okuyarak, küfrederek, slogan atarak, ağlayarak bir sonuca varılmıyor. Müslümanların birliği için sözlü ve fiili duamız eksik bizim. Sorumluyu etrafta aramayalım; sorumlu bizleriz. “Müslümanlar kardeştir” diyen ama fitneye ‘balıklama dalıp’ kalben kardeş olmayı başaramayan bizler!

Akan her damla kandan, zulme uğrayan, yaralanan ya da hayatını yitiren her insandan kendimizi sorumlu hissetmiyor ve zulme son vermek için, birlik olmak için hiçbir çaba içerisine girmiyorsak, bunun ağır vebaline de hazır olmalıyız. "Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz” buyuruyor Hz. Ali (ra). Bu bir imtihan süreci; sonunda kayba uğrama ihtimalini göz ardı edemeyiz.

“Müslümanlar birbirlerine karşı karşıt tutumları tetikleyerek değil, tam tersine dost kalarak ve güçlerini birleştirerek dünyaya barış ve huzur getirebilir; daha da önemlisi Kur’an ile kendilerine verilen yükümlülüğü yerine getirmiş olurlar. Müslümanlar arasındaki ayrılık sadece bir tuzaktır ve bu tuzağa düşmek, Müslümanlara daima pahalıya mal olmuş, daima kan ve dehşet getirmiştir. Müslüman alemi bir tuzağa düştüğünü görmeli ve ayrışacak değil, ittifak edecek yollar aramalıdır. “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin” (Hucurat Suresi, 10) ayeti gereği diğer Müslüman ülkeler de, daima bu anlaşmazlıkları ortadan kaldıracak yollar bulmalıdır.” (http://gundemanaliz.com/ )

Türkiye dün olduğu gibi bugün de Cumhurbaşkanımız vesilesiyle mağdurlara ve mazlumlara, hikayesi, acısı olan herkese kucak açmaya devam ediyor. Geçen hafta Birleşmiş Milletler, “Arakan’a erişimimiz yok” derken, biz Cumhurbaşkanımızın değerli eşi Emine Erdoğan, oğlu Bilal Erdoğan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, AKP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı milletvekili Ravza Kavakcı, TİKA Başkanı Serdar Çam, AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu, Kızılay Genel Müdürü İbrahim Altan, TÜRGEV Başkanı Arzu Akalın ve KADEM Başkanı Sare Aydın birlikte 1000 ton yardımla Arakanlı Müslüman kardeşlerimizin yanlarında olduk. Bizim gönül sınırlarımız geniş, sınır tanımıyoruz. Sayın Devlet Bahçeli’nin dediği gibi, “İslam nabzının attığı her yer için ayaktayız.” Ayakta olmalıyız.

Zulmü görmezden gelenlerin, Emine Erdoğan’ın bu ziyaretini -oldukça hadsiz bir üslupla-hangi resmi statüyle yaptığını sorguladıklarına şahit olduk. Elbette bu eleştiriyi yapanların muhtemelen sahip olmadıkları ‘insanlık statüsüyle’ yapıldı bu ziyaret. Türkiye mazlumların, güçsüzlerin ve ezilen Müslümanların dünyadaki son kalesi, son sesi. Biz dünyaya milletimizin mazlumlar için, Müslümanlar için, adalet için nasıl bir araya gelindiğini gösterme çabasındayız. Biz kimsesizlerin sesi, mazlumların umudu olduk; dün de bugün de. Arakanlı çocukların gülümseyen gözlerinde o gün bu umudu gördük.

Yine geçen hafta Dünya Müslüman Alimler Birliği, Arakanlı Müslümanlara imkânlar dahilinde destek çıkmanın farz olduğu yönünde fetva yayımladı. Geç de olsa, bunun bir başlangıç olmasını diliyorum.

"Denizin ortasına vurulan kılıç gibi olan isimlerinle ey yaratanların en hayırlısı olan Allah’ım; hadiseleri yönlendiren, savaş ve barışı sağlayan isimlerinle sana yalvarıyorum ki, bu fitne ateşi söndürülsün!" (Celcelutiye Duası'ndan)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.