Barutun mu tükendi Cübbeli?

Cübbeli Ahmet Hoca geçen gün - televizyon kanallarında yayınlanan- bir sohbetinde şu meşhur "kefen" meselesini yeniden gündeme getirmiş.





Hasbel kader temsil makamında görüldüğü Tasavvuf'a ve erbabına hiç yakışmayan seviyesiz, çirkin bir üslubla sürdürdüğü konuşmada benim, İhsan Eliaçık'ın sözlerine dayanrak kendisini 370 tl fiyatla "yanmayan kefen" satmakla itham ettiğimi söylemiş.

Bu mesele aylar önce gündeme gelmiş ve konuşulup bitmişken şimdi "müflis tüccar" gibi eski defterleri niye karıştırıyor Cübbeli hoca? Bir sohbetinde -benim bid'ât ehliyle uğraşmayıp kendisiyle uğraştığım gibi "kargaları bile güldüren" bir iddiayı dillendirirken- sorduğu soruyu ben de sorayım:
"İşimiz mi bitti hocaefendi?" Yoksa barutun mu tükendi?

Madem konuyu açtın ve bir iddiada bulundun, ben de üstüme düşeni yapmak durumundayım: Kefen meselesi gündeme geldiği zaman Vahdet gazetesinde bir yazı yazdım.

(http://www.gazetevahdet.com/kefen-654yy.htm )



O yazıda -sen aksini iddia etmiş olsan da- ne "yanmayan kefen"den bahsettim ne de "370bin lira"dan. Peki o yazıda ben İhsan Eliaçık'a dayanarak sana iftira mı attım? Bu yazıyı okuyanlar lütfen az yukarıda verdiğim linkteki yazımı da okusunlar.

Kim kime iftira atmış görsünler. Orada söylemiştim, burada da söylüyorum: Fahiş fiyata kefen satarak senin adını istismar ettiğini söylediğin kişiyi/kişileri yargı önüne çıkarıp bu "iftira"dan aklanmayı niçin düşünmedin? Birileri senin haberin olmadan, senin adını kullanarak, itibarını sıfıra indirecek şekilde ticaret yapacak ve sen, Cübbeli Ahmet susacaksın?! Neden kamuoyunun önüne çıkıp, lafı hiç dolandırmadan, "Ben piyasada satılan herhangi bir kefenden daha pahalıya kefen satmadım, hiçbir şekilde bu kefen ticaretiyle ilişkim olmadı" demedin bugüne kadar? Diyemiyorsun, çünkü piyasaya çıkardığın "özel kefen"le ilgili video



internette dolaşıyor hâlâ:





Şimdi sen, zahmetler edip kumaşı "özel dokuma" kefen hazırlayacaksın, sonra binbir meşakkatle ceylan derisi bulup esma yazacaksın; yetmedi "gerçek" misk ve safran bulup ( "çok pahalıdır haa!" diyerek) onun üzerine de esma yazacaksın; yetmedi mevtanın göğüs kısmına konması için bir kağıda ayrıca başka bir esma yazacaksın...


Bütün bunları Ümmet'e hizmet olsun diye "maliyetine" - ya da piyasa fiyatına diyelim- sattığını söyleyeceksin, biz de inanacağız öyle mi? Sen ne hayırsever adammışsın da haberimiz yokmuş?! Bilmem hangi firmanın süperlüks otelinin reklamını da aynen böyle Allah rızasından başka bir maksat gözetmeden yapmışsındır sen... Acaba Meşayıh-ı Kiram'dan bir tek kimse olmuş mudur, senin gibi akçalı işlere gırtlağına kadar batmakta bir beis görmeyen? Demagoji yaparak ve bana saldırarak üzerine yapışan bir ayıptan kurtulmaya, dikkatleri başka istikamete çekmeye çalışıyorsun. Ama beceremiyorsun; mızrak çuvala sığmıyor çünkü. İşbu "kefen" meselesi bağlamında "yanmayan kefen" ifadesini ben, o rezalt ilk çıktığında yaptığım görüntülü konuşmada (https://www.youtube.com/watch… ) kullandım.


Orada da senin "kefenin yanmadığını söylediğine" dair herhangi bir iddam olmadı. Senin kefen rezaletin ortaya döküldüğünde konu "yanmayan kefen" başlığı altında gündeme geldiği için konuyu o şekilde ifade etmiş oldum. Yoksa benim, "Cübbeli Hoca '370 bin liraya' yanmayan kefen satıyor" tarzında bir beyanım kesinlikle olmadı. Yalana ve iftiraya alışmış dilin bu meselede de seni vebale sürüklüyor, aldırmıyorsun.

Son sözüm: Cübbeli Ahmet, sen Tasavvuf'un da Ehl-i Sünnet'in de yüz karasısın ! Bir kere olsun dürüst olmayı dene; insanlara cami kürsüsünden yalan söylemeyi bırak! Allah'tan kork! Ahiret var, hesap var...



NOT: HABER YORUMA KAPALI