Darbeyi 'Türkçe ezan' için yapmışlar

1932 yılından itibaren “Tanrı Uludur/Tanrı Uludur” şeklinde okutulan ezan, 1950’den itibaren yeniden aslına döndürülmüş ve “Allah-u Ekber/Allah-u Ekber” şeklinde okunmuştur.

27 Mayıs 1960 darbesinin sebepleri, daha doğrusu bahaneleri konuşulurken, ezanın aslıyla okunmasına müsaade edilmesi mutlaka zikredilir. Kanaat odur ki darbeciler, ezanın aslıyla okunmasına müsaade edilmesi üzerine ‘kanlı darbe’ye karar vermişler ve 10 yıl boyunca bahane ve zemin hazırlamakla meşgul olmuşlar.

Bu kanaat, kuru bir iddia değildir. Belgeler ve bilgiler buna işaret ediyor. Nitekim, 27 Mayıs 1960 darbesine imza atan darbeciler, tayin ettikleri Diyanet İşleri Başkanı’na bu işi yaptırmak istemişler. Şükür ki, merhum Ömer Nasuhi Bilmen, darbecilerin istediği fetvayı vermemiş, aksine onları susturucu okkalı bir cevap vermiştir. Mevki ve makamından olmak pahasına sergilediği bu dirayet sebebiyle merhum Bilmen Hocamızı bir defa daha rahmet ve minnetle hatırlamak lâzım.

İstanbul Bağlarbaşı’nda düzenlenen (8 Kasım 2014) Ömer Nasuhi Bilmen Sempozyumu’nda konuşulan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, 27 Mayıs 1960 darbecilerinin merhum Ömer Nasuhi Bilmen’e neden 9 ay tahammül edebildiklerini de ortaya koyan açıklamalar yapmış.

Kendinden önceki başkanların ne gibi süreçler yaşadığını öğrenmek için özlük dosyalarını incelediğini dile getiren Görmez, şöyle demiş: “(Bilmen’in) 9 aylık bir Diyanet İşleri Başkanlığı hayatı vardır. Bu 9 ay içinde iki büyük defter (var). Oralardan da edindiğim bazı hususlar var sizinle onları paylaşmak istiyorum. (Millî Birlik Komitesi’nden gelen ve ezan yeniden değiştirilsin, Türkçeleştirilsin ve camide de ibadetler yeniden Türkçe yapılsın talebi üzerine)  verilen cevap aynen şöyledir: “Ezan sadece bir ilân değil, Peygamberimiz (asm) tarafından takrir buyurulmuş olan hususî lâfızlarla namaz vakitlerinin girdiğini bildiren kitap, sünnet ve icma ile sabit dinî bir ilân ve ilâmdır. Peygamberimiz (asm) devrinden itibaren her devirde ve her yerde bütün Müslümanlar tarafından aynı lâfızlarla okunagelmiş olan ezanı hususî lâfızlarından başkasıyla okutmaya kalkışmak, Peygamberimizden (asm), Ashabından ve 400 milyonluk İslâm camiasından ayrılmak demektir ki kalbinde uhrevî mesuliyet hissi taşıyan hiçbir Müslümanın buna cüret ve cesaret edebileceğine ihtimal verilemez.”

Ezan bahsi açıldığına göre, ‘yasak’ günlerine şahit olan bir şahidin sözlerine de yer verelim: “1950’de genel seçimler bitti. Menderes seçimleri kazandı diye radyo söyledi. Allah rahmet eylesin, Hemşin’in ağalarından Gobal Tevfik Dayı vardı. Hoca idi aynı zamanda. Hemşin’deki kahve ile Nahiye Müdürünün yazıhanesi karşı karşıya... Radyodan ‘Halk Partisi seçimi kaybetti’ diye duyulunca Gobal Tevfik Dayı ayağa kalktı ve müdürün yazıhanesine doğru koşarak ‘Allahu Ekber’ şeklinde ezan okumaya başladı. Ezan ondan sonra orijinal şekliyle okundu. Kur’ân Kursları açıldı.”

Milletin kalbinde var olan (merhum) Menderes sevgisi boşuna değil. Dikkat edilirse, ezanın aslı ile okunması için yasağın sona ermesi bile beklenmemiş, “DP kazandı, Menderes kazandı” haberi yetmiştir. Demek ki millet ezan sesine hasret kalmış...

Mevkileri, makamları ve hayatları pahasına ezanı müdafaa edenleri rahmetle ve minnetle hatırlıyoruz. Vefat edenlere Allah rahmet eylesin. Hayatta olanlara hayırlı ve uzun ömürler dileğiyle. Allah’ım, minareleri ezansız; dilleri Kur’ân’sız, elleri kitapsız bırakma. Amin.


Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol