'Kimse bir daha İstiklal Marşı yazamaz, ben de yazamam'
 Beşir Ayvazoğlu dün Hürriyet’te yayınlanan yazısının devamında bugün, İstiklal Marşı’nın kabulü ve sonrasında Akif’in halet-i ruhiyesini yazdı.

Yunan Ordusu, Batı Anadolu’da isyanlarla uğraşan Türk Ordu’sunun dağınıklığından yararlanmak için büyük bir hazırlığa girişmiştir. Ordunun sadece maddi ihtiyaçları yoktur, Anadolu Halkı’nın olduğu gibi manevi bir güç ve motivasyona ihtiyaç daha önceliklidir. Bu şartlar altında Maarif Vekaleti, Hakimiyet-i Milliye Gazetesinde bir yarışma duyurusu açıklar.

Bir  milli marş yarışmasını haber veren bu duyuruda, Maarif Vekaleti'nce oluşturulacak bir edebi kurul tarafından değerlendirilecek ve kazanan şaire beş yüz lira ödül verileceği belirtilmektedir. İstenilen tek şart ise; gönderilecek şiirlerin Milli Mücadele ruhunu ifade etmesidir.

Kısa bir sürede gelen 724 şiir beğenilmez, çünkü dönemin tanınmış şairleri yarışmaya katılmamış ve gelen eserlerde bir marş olabilecek kalibrede şiirler değildir.

Dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey’e göre bu marşı yazabilecek tek kalem Akif’tir fakat Akif böyle bir görevin sonunda verilecek ödülden rahatsızlık duymuş ve para için şiir yazmayı kendisine yakıştıramamıştır. Akif’in yakın dostlarından olan Balıkesir Mebusu Hasan Basri (Çantay) Akif’i ikna etmek için uğraşır ve sonunda başarılı olur.

Akif, İstiklal Marşı’nı yazmak için Taceddin Dergahına kapanır. Akif’in gecesi gündüzü İstiklal Marşı olur. Evde, sokakta, camide, yürürken, konuşurken, uyurken aklında hep İstiklal Marşı vardır. Ayvazoğlu şöyle bir anekdot paylaşıyor: “Hatta bir gece Taceddin Dergahı’nda uyanmış, kağıt aramış, bulamayınca kurşun kalemiyle yer yatağının sağındaki davara marşın ‘Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım’ mısrasını yazmıştı.”

Akif’in ‘kahraman ordumuza’ ithaf ettiği marş 7 Şubat 1921 tarihinde imzasız olarak Maarif Vekaletine teslim edilir. İstiklal Marşı yarışmaya katılan 725. Şiirdir. 17 Şubat’ta Sebilürreşad ve Hakimiyet-i Milliye’de yayınlanır.



KENDİ DİZELERİİ DİNLEYEMEDİ

Takvimler 1 Mart 1921’i gösterdiğinde Meclis’te bütün mebuslar yerini almış, localar dinleyicilerle dolmuştur. Başkanlık Kürsüsünde oturan Mustafa Kemal’in açış konuşması ile başlayan oturumlarda sıra Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey ve Kars Mebusu Hasan Basri Bey’in verdikleri İstiklal Marşı önergesine geçilir. Akif’in dizeleri Hamdullah Suphi Bey’in gür ve etkili sesiyle hayat bulur Meclis duvarlarında.

“Bütün mebuslar, Hamdullah Suphi’nin kürsüye gelerek heyecanla tekrar okuduğu İstiklal Marşı’nı derin ürpertiler içinde ve sürekli alkışlarla dinlediler. Bu Milli Mücadele’nin ruhunu eşsiz bir belagatle ifade eden İstiklal Marşı’nın milli marş olarak ilk okunuşuydu. Fakat Akif o sırada Meclis’te yoktu, çünkü görüşmeler başladığında mahcubiyetinden fazla kalamamış, bir gölge gibi çıkıp gitmişti.”

İstiklal Marşı’nın kabul edilmesinin ardından Taceddin Dergahı Akif’i tebrik için gelen dostları ile dolup taşar. Akif yarışmanın sonucu verilen ödülü “Darülmesai” adlı derneğe bağışlar. Ayrıca İstiklal Marşı’nı Safahat’ına almaz çünkü İstiklal Marşı’nı Türk Milletine armağan etmiştir.

Ayvazoğlu Akif’in son günlerinden şöyle bir anekdot aktarıyor:

“Birkaç gazeteci, ölümünden kısa bir süre önce Mehmed Akif’i ziyarete gitti. Sohbet sırasında söz bir ara İstiklal Marşı’ndan açıldı ve bir vesile ile değiştirilip değiştirilemeyeceği konuşuldu.” Bitkin halde arkasındaki yastığa yaslanan Akif,‘İstiklal Marşı bir daha yazılamaz. Kimse bir daha İstiklal Marşı yazamaz, ben de yazamam.’ Sonra derinden gelen bir sesle: ‘Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın!’ dedi, sustu.”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol