Müslümanlar arasında birlik nasıl sağlanır?

Yeni Akit Gazetesi Yazarı Faruk Köse'nin dün kaleme aldığı yazısı:

Müslümanlar arasındaki “ayrılık/tefrika” problemini öncelikle ve acilen çözüp “birlik/vahdet”i sağlamak zorundayız. Bunu yaparken birinci önceliğimiz “İslam’ı yayma ve yaşama” olmalı; yani vahdeti, “İslam’ı herkese tanıtmak” ve bunun için “örneklik edecek şekilde yaşamak”amacıyla sağlamalıyız. İslam’ı yaşama gayreti yoksa “müslümanların birliği/vahdeti” sağlanamaz. “Şeklen” yapılacak birlik çalışmaları başarılı olmaz; bilâkis yeni “hizipler”in doğmasına, yeni “ayrılık gerekçeleri”nin üremesine yol açar.

Önce içimize kök salan “bireyselleşme” hastalığına çare bulmalıyız. Zira sadece kendimizi veya kendimizden saydıklarımızı düşünen bir zihniyetin esiri olmuşuz. Bu sorunu çözmek için “istişare”yi, “sinerji”yi, “kardeşlik”i, “fütüvvet”i, “fedakârlık”ı, “paylaşma”yı, “yardımlaşma”yı, “dayanışma”yı ihya etmeliyiz.

Müslümanlar olarak birbirimizi “ülkelerimiz”le, “bölgelerimiz”le, “hiziplerimiz”le, “ırklarımız”la, vs. tanımlama ve değerlendirme huyundan vazgeçmeli; sadece “müslim” olmayı yeterli görmeliyiz. “Mezheb”imizi, “cemaat”imizi, “tarikat”ımızı, “grubumuz”u vs. değil, sadece ve tümüyle “İslam”ımızı, “Kur’an”ımızı esas almalı ve amaç edinmeliyiz. “İslam’ı hayata hakim kılmak amacı”yla kurduğumuz yapıların ve tuttuğumuz yolların asıl amacımız haline dönüşmesine son vermeliyiz.

Birbirimiz hakkında “sûizan”dan, “yalan”dan, “iftira”dan, “gıybet”ten, “fitne”den ve “vahdet”i, “dostluk”u, “kardeşlik”i, “yoldaşlık”ı yıkan her türlü kötü tutumlardan kesinlikle kaçınmalıyız. “Mü’minler kardeştir”diyen, müslümanı “elinden ve dilinden emin olunan insan” olarak tanımlayan, mensuplarına “kendisi için istediği şeyi mü’min kardeşi için de isteme”yi şart koşan, “zekât ve sadaka”yı ibadet sayan, müslümanı “komşusu açken kendisi tok yatmaz” sayan İslam’a mensup olanları, bu ilkeler dahilinde “birlik/vahdet”e sevk etmeliyiz.

“Sevgimiz” ve “nefretimiz” sadece Allah için olmalı; kavga eden müslümanların haklı da olsa birinin yanında olup diğerine saldırmak yerine, Kur’an’ın emri gereği “aralarını bulmak” ilkemiz olmalı. Kusurları deşip büyütmek yerine, örtüp düzeltmeyi esas almalıyız.

“Müslümanların birliği” denince, farklı İslami grupların/hiziplerin/cemaatlerin veya şahısların, kimi etkinlikleri ortak yapmalarını veya “organizasyonal birlikler” kurmalarını anlamamalıyız. “İslam’a göre bir/beraber olmak” ne demekse, önce buna dair gereklilikleri araştırıp “ilkeler”de hemfikir olmalı, sonra ona göre birlik kurma yoluna gitmeliyiz. Bu konuda Kur’an’ın vahdet, birlik, tefrika vb. ile ilgili ayetlerini esas almalıyız.

Yeni ve ilave sorunların üremesini istemiyorsak, “birlik olalım da nasıl olursa olsun” yaklaşımını terk etmeli; birlik/vahdet tesis edilirken, sadece “Allah’ın emir buyurduğu ve Rasulullah’ın örneklik ettiği şekliyle İslam’ı yaşama”yı esas almalıyız. “Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak” esas rotamız olmalı. Bunun dışındaki bir hesabın yeni iftiraklara yol açacağını unutmamalıyız.

Başka ilavelerin de yapılabileceği bu genel çerçeve içinde, “birlik/vahdet”için en önemli üç adım şöyledir:

1- Başlangıçta “kimin etrafında” veya “hangi grubun çatısı altında”birleşileceğini kesinlikle konuşmayacağız. Konuşacağımız ilk konu, “esaslar, ilkeler ve müesseseler” olacak. Yani “hangi esaslar”a göre, “hangi ilkeler”çerçevesinde, “hangi hedefler”i gerçekleştirmek için, “hangi müesseseler” etrafında birleşileceği; nasıl bir “genel çalışma takvimi” takip edileceği konuşulacak.
 

2- Ardından, “isimler/şahıslar konuşulmaksızın”, birlik/vahdet sağlayan “İslam cemaati” içinde bulunacak “görevler/konumlar”belirlenecek ve bu görevlere/konumlara gelecek şahıslarda aranacak “liyakat şartları” tesbit edilecek.
 

3- İşte bu iki altyapı hazırlandıktan sonra, “kimin nerede görev alacağı”nı konuşmanın zamanı gelmiş demektir. Zira artık “şahıslar/gruplar” etrafında değil, “ilkeler, esaslar, müesseseler, hedefler” etrafında birlik sağlanmış ve kurumsallaşma tamamlanmıştır, artık görevlendirme yapılabilir.
 

Eğer bu yol izlenmez de önce “kimin etrafında, kimin grubunda birleşeceğiz?” sualiyle başlanırsa, birleşme/vahdet asla gerçekleşmez. Çünkü İslam davası, şahıslar etrafında değil, ilkeler, prensipler ve müesseseler etrafında birleşerek sağlanabilir.
 

Unutmayalım ki, birlik/Vahdet için tüm ihtilafların giderilmesini beklemek doğru değil. Varsın aramızda yüzlerce ihtilaf olsun. Önemli olan, ihtilaflar üzerinden ayrılığı pekiştirmek değil, ittifaklar üzerinden birliği güçlendirmektir. Kim kiminle hangi hususta ittifa edebiliyorsa, o hususta birlikte hareket etsinler. Zamanla ihtilaf noktalarının giderilerek ittifaka döndüğünü göreceksiniz.
 

Mesela, “A şahsı/grubu” ile “B şahsı/grubu” arasında 100 adet ilişki türü olsun. Bunların 99’unda ihtilaf, 1’inde ittifak ediyor olsunlar. Bunlar, 99 ihtilaf konusunu konuşmayıp 1 ittifak konusunda birlikte hareket etsinler. Zaman içinde birbirleriyle uyumlaşacak, ihtilaf noktaları teker teker ittifaka doğru dönecektir. Çünkü birbirlerini tanıyacaklar, tanıdıkça aralarındaki güven artacak, muhabbet gelişecek ve birbirlerine olan ikazları ve nasihatları etki eder, kabul edilebilir görülür olacaktır.
 

O halde, önemli olan, ittifak noktalarında mutlaka birlikte hareket etmeyi, “düşünce, tavır ve eylem birliği”ni   gerçekleştirmeyi  ilke edinmek ve bunu icra etmektir.
 

Önce yanımızdaki mü’minle kardeş olalım. Bunu başarırsak her satıhta birlik yolu açılacaktır; ülkesel, bölgesel, küresel...

Esas nokta ise şu: Önce Kur’an üzerinde birleşeceğiz; sonra ayrıntılara geçeceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.