Hüzünler şehrinin bir damla gözyaşı oldum da sustum, en çıkmaz sokaklarında biriktirdim cümlelerimi. Birbiri ardına dizili üç noktaya emanet ettim ümitlerimi. Şehrin o kasvetli havasında saklı kaldı yutkunamadığım, boğazımda düğümlü cümleler. Kara bulutların ardından doğan güneş, dualarıma âmin dedi benimle.

Sonra yağmurlar yağdı da yıkandı hüzünlerim. Gökkuşağı tebessümlerimin yansıması oldu yüzüme. Bir renk seçtim kendime bugüne ait ve boyadım gönlümün karalar bağlayan her bir yanını. Bir çocuğun en masum gülüşü dost oldu bana, elinden tuttu yalnızlığımın…

Yürüdük nereye gideceğimizi bilemeden, adımlarımız umutlarla dolu tezahürat ederken, yürümek şifa oldu yol boyunca. Şükürlerim dökülürken dilimden, yolunu kaybedenlere bıraktı kendini düşen her kelime.”Dua”ydı adı; yüreği yürek yapan en samimi parçası, en gerçek sesi, en yanık fısıltısı. Kâh sessiz sessiz, kâh çığlık çığlığa dökülür avuçlardan, kalbin ait olduğu her “dua”.

Her kelimede ayrı bir his; tohum olur, toprağa bırakırken kendini ve mutluluğa dair filizlerle bekler büyümeyi…

Küçükken hep merak ederdim; bizi üzen şeyler bizimle büyür mü, bizden gitmediklerinde, yoksa biz büyüdükçe hüzünlerimiz mi küçülür" diye. Meğer her yaş farklı bir hüznü misafir edermiş kalbine, her hüzün de her yüreğe gitmezmiş. Hüzünlerini sevenleri, hüzünleri hiç incitmezmiş.

“Hiç öyle şey olur mu, sevilir mi hiç hüzün” derdim. Duydum ki; Allah en çok hüzünlü kalplerde imiş, sevdiği kullarına hüznü verirmiş. Nerden geldiğini bildiğimden beri seviyorum seni, ey hüzünler buketi. Renk renk seviyorum, türlü türlü seviyorum, ağlayarak seviyorum seni. Rabbisi tarafından kaile alınmış bir yüreğin, teslimiyetiyle seviyorum.

Seni başıma taç edercesine, merhemi Rabbimden dileyerek seviyorum. Derdime sarılıyorum bazen sahte mutluluklara bakarken…

Olmasaydın diyorum, gelmeseydin; nerden bilecektim, hüzünleri uğurlarken, yüreğime sarılan, o kabul olmuş duamın mutluluğunun tadını, sabır nimetinin hikmetini, şükretmenin lezzetini nerden bilecektim. Belki böylesi çok sevmeyecektim yağmuru, böyle yârim olmayacaktı gecelerin sessizliği, karanlıkların ardında beliren o nuru göremeyecektim, inanmanın verdiği güç sarılmayacaktı bana böyle sıkıca ve ben bu kadar kıymetini bilemeyecektim küçük mutlulukların…

Şimdi, şimdi yüreğimin en kısık sesiyle fısıldıyorum;”iyi ki, iyi ki kapısına gidip yaralarımıza merhem dilediğimiz ve iyi ki en tesirli merhemlerle yaralarımıza şifa nasip eyleyen Rabbimiz var…

Bizi bizsiz bırak, ama bizi sensiz bırakma RABBİM…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.