Bir dünya düşünün;
İnsanlık, zulmün karanlığında, küfrü bataklığında can çekişmekte.

Bir dünya düşünün;
İnsanlık, nefsaniyetin hoyratlığı, kabalığı ve katılığı elinde perişan.

Bir dünya düşünün;
İnsanlık, hak ve hakikatten ayrılmış, insanın insana kul ve köle edildiği bir dünya.

Bir dünya düşünün;
Haklının değil güçlünün konuştuğu, kadının ticari bir meta olarak alınıp satıldığı hatta insandan sayılmadığı bir dünya.

Bir dünya düşünün;
Kız çocuklarının diri diri topraklara gömüldüğü bir dünya.

Bir dünya düşünün;
Kantarın topuzunun kaçtığı, pazarlarında insanların alınıp satıldığı bir dünya.

İnsanlık adeta alabora olmuş bir gemi misali yalpalanıp dururken Yüce Rabbimiz [Azze ve Celle] lütuf ve keremiyle insanlığa yeniden can ve ruh vermek üzere Hazreti Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimizi kurtarıcı olarak kâinata gönderiyor.

Efendimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Rabbimizin muştusu, Kur’an’ın müjdesidir. Saf suresi 9.ayet-i kerime konuyu bize şöyle anlatıyor;’’ O, kendisine ortak koşanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir. ‘‘

Fahr-i Kâinat [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz, işte böyle bir devirde vazifeye başlıyor, böyle bir devirde mukaddes yükün altına omuz veriyordu.

Adeta şirk bataklığındaki insana; sabırla, afla ve merhametle yaklaşıyor, muhabbetle el uzatıyordu. Kararan gönülleri ilahî vahiyle temizliyor, tezkiye ediyordu.

Tabir caizse Okyanusların dibindeki insanı, Himalaya’nın zirvesine çıkarıyordu. Cahiliyye insanlarından, faziletler medeniyeti meydana getiriyordu.
 
ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK.
Kadınlar analık sıfatı ile taltif edilecek, yetim ve öksüzler sahiplenilecek, insanlık rengine bakılmadan kucaklanılacak, sömürüye yol açan ekonomik hayatı alt üst eden faizin her türlüsü kaldırılacaktı. Hayat, vahy-i ilahî ile yeniden inşa edilecekti.

Mekke’nin ileri gelenleri gelişmelerden tedirgin. Kin ve nefretlerinden parmaklarını ısıracak hale gelmiş, Hazret-i Peygamber [Aleyhissalatü vesselam] Efendimizin bir Muhammed olarak girdiği Hiranur mağarasından binlerce Muhammed olarak çıkışına tahammül edemez oldular.
Her geçen gün bir başka plan.

Sıradan insanlara bile yapılamayacak olan işkenceler Efendimize yapılır oldu. Alaylarla başlayan engellemeler, işkence ve zulümle devam eder oldu.

Artık işkenceler dayanılmaz hale gelince Efendimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]; "Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver." İsra suresi 80.ayet-i kerimesinde beyan edildiği üzere bu dua ile o çok sevdiği Mekke’sinden vedalaşıyordu.

Ayrılırken de; ’’Vallahi, sen (ey Mekke), Allah katında en hayırlı ve en sevimli bir beldesin. Senden çıkartılmasaydım senden ayrılmazdım.’’ Buyurarak ana kucağı, baba ocağı Mekke’sine olan sevgisini dile getiriyordu.
 
Medine’li ensar, Efendimize [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] sadece gönüllerini açmakla kalmaz evlerini de açar. ‘‘Fedaka ebi ve ummi Ya Resulellah!’’ diyerek tam bir teslimiyet gösterir.
Medine, vatan hasreti ile yüreklerin kasıp kavrulduğu, saçların beyazlandığı yıllardır. Günlerle geçmek bilmiyor.

Ve nihayet:
Yıl; 630
Hicretin sekizinci senesi.
Fahr-i Kâinat [Aleyhisslatu vesselam] Efendimiz Mekke’yi maddeten ve manen fethediyordu.
Muhacir bir fert olarak çıktığı şehre, muzaffer bir kumandan olarak giriyordu.

Mağara arkadaşı Hz. Ebubekir [Radıyallahu Anh] Efendimizle gizli-saklı çıktığı mübarek şehre, 8 senelik bir ayrılıktan sonra on bin kişilik Mü’minler ordusuyla giriyordu.

Ölüm tehditleri ve suikast teşebbüsleri neticesinde mecburen çıktığı Mekke’ye, bu kez maddî ve manevî mukavemet gösterilemeyen muazzam bir ordunun başında giriyordu.

Hakaretlere uğradığı şehre giriyordu. Kendisiyle yıllarca savaşmış, kızı ve amcası gibi en yakınlarını hunharca katletmiş, katlettirmiş düşmanlarının elinden, çok sevdiği Mekke’sini geri almak için giriyordu.

Hazreti Peygamber [Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz, Müslüman askerlere; “Allah’ın adıyla, Allah yolunda gaza ediniz. Ganimet mallarına hıyanette bulunmayınız. Zulmetmeyiniz. Müsle yapmayınız (kulak, burun gibi azaları keserek işkence etmeyiniz).
Ebu Süfyan’ın evine sığınanlar emandadır.
Kâbe’ye sığınırsa emandadır.
Kendi evine sığınırsa emandadır.
Silahsız olanlara dokunulmayacak.
Kaçanlar takıp edilmeyecek.
Kadınlara, çocuklara, yaşlılara, nebatata, kilise ve manastırda bulunanlara asla dokunulmayacak.’’ 
Talimatlarını veriyordu.

Gözler Efendimizde. O da ne! Allah Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], devesinin sırtında mübarek başı yerlere değecek kadar tevazu ve vakar içerisinde dilinde şu dua;
“Mekke’nin fethine dair vaadini yerine getiren, kulu Muhammed’e yardım eden, düşman topluluklarını tek başına mağlup eden, yenilgiye uğratan Allah’a hamd olsun.”

O esnada devamlı olarak;
Ey Allah’ım! Hayat, ancak ahiret hayatıdır.” diyordu. Varlığın Nuru Efendimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]; dünyanın faniliğine değil, ahiret yarınına bakıyordu.

MEKKE’DE YER YERİNDEN OYNUYOR
Sonra Kureyş topluluğuna dönerek; ‘‘Ey Kureyş topluluğu! Şimdi benim, sizin hakkınızda ne yapacağımı sanırsınız?” Diye sorar.

Kureyş’liler de ağız birliği etmişçesine:
‘‘Biz, senden hayır dileriz. Zira Sen, kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin. Kerem ve iyilik sahibi kardeş oğlusun.’’ Dediler.

Bunun üzerine Efendimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şu manidar sözleri söyler.  ‘‘Ben de Hz. Yusuf’un kardeşlerine dediği gibi;

‘‘Bu gün size hiçbir başa kalkma ve ayıplama yok. Allah sizi af etsin. Şüphesiz O, merhametlilerin en merhametlisidir.’’ Diyorum. Hadi gidiniz serbestsiniz.

Kendisine zulmün, işkencenin ve hakaretin her türlüsünü yapan, çok değil daha birkaç saat öncesinde bütün güçleri ile onu yok etmek isteyen insanları affetmekle kalmamış Hazret-i Peygamber [Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem] ashabına, onlara hakaret etmeyi ve ta’rizde bulunmayı dahi yasakladı.

Binlerce Müslümanın malına ve canına kıymış olanlar bu âlicenap davranış karşısında, bu af meltemi sayesinde hidayet şerefine eriyordu: Bunu Nasr suresi 1-3.ayet-i kerimelerinde Yüce Rabbimiz [Azze ve Celle] şöyle dile getiriyor:
 
‘‘Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O'ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.’’ 

VAKİT ÖĞLE
Efendimiz [Aleyhissalatü vesselam], kalabalıklar içerisinde birini arıyordu. Bilal’ı [R.a.] görünce; ’’Erihna ya Bilal!’’ Bizi rahatlat Ey Bilal! Diye Bilal Efendimize sesleniyordu.
Hazreti Bilal [R.a]; ‘‘Lebbeyk Ya Resulellah!’’
Buyurarak hemen Kâbe'nin damına tırmanır, heyecanlı ve yanık bir sesle ezan okumaya başlar. Müslümanlar, tarifi imkânsız bir heyecana kapılmış, sevinçten uçuyorlardı.
 
Mekke'nin ileri gelenleri üzüntülerinden çatlayacak hale gelmişlerdi.

Ebu Süfyan, Attab ve Haris bir köşeye oturmuş, kendi aralarında konuşuyorlar, birbirlerine dert yanıyorlar, çaresizlik içinde kıvranıp duruyorlardı.

Attab üzüntüsünü şöyle ifade ediyordu:
"Babam Esid ne şanslı bir adamdı ki, Kâbe’nin duvarına bile el sürmesine müsaade etmediğimiz Bilal’ın, Kâbe’nin damına çıktığı bu günleri görmedi."
 
Ebu Cehl’in kızı bir başka köşede daha ileri giderek, içindeki kini kelimelere döktü, Hazret–i Bilal’ı tahkir ederek şöyle diyordu;

"Muhammed! Bu siyah kargadan başka Kâbe’nin damına çıkaracak adam bulamadı mı?
Efendimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], dünya insanlığına Hucurat suresinin şu ayeti ile sesleniyordu:’’Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.’’ 
 
Mekke sadece şehirlerin anası değil, fetihlerin de anasıdır. Bu fetih, kendisinden sonra gelecek olan fetihleri de doğurmuştur. Kudüs’ün, Endülüs’ün, Anadolu’nun hatta İstanbul’un fethi, Mekke’nin fethi şuuruyla ve heyecanı ile gerçekleştirilmiştir.
Fetih; kula kulluktan, menfaate kulluktan Allah’a kulluğa dönmektir.
Fetih, yürekleri ve gönülleri tevhide açmaktır.
Fetih; küfrün karanlığını İslam’ın aydınlığına açmaktır.
Fetih, emanete sahip çıkmaktır.
Fetih; Allah’la  [Azze Celle] buluşmaktır.
Fetih; günahtan kaçmaktır.
Fetih; nefsin kötülüklerinden sahibine ilticadır.

Hz. Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], müşriklerle ve vatan düşmanlarıyla savaşın küçük cihad olduğunu; asıl büyük cihadın nefisle mücadele olduğunu vurgulanmıştır.

Böylece büyük cihadın sürekliliği halinde küçük cihadın anlam kazanacağı anlaşılmalıdır. Aksi halde savaş ve fetihler, kuru cihangirlik, intikam ve kibrin bir tezahürü olur ki, cihad meşruiyetini yitirmiş olur.

Ensar; Efendimiz için; ‘‘Mekke’de yakınları ile buluştu bizimle Medine’ye dönmez.’’der olduklarını duyunca Hz. Peygamberimiz;’’Bana bakın Ey Ensar! Yaşarsam sizinle, ölürsem sizinle. İyiliklerinizi unutmam’’ buyurarak ahde vefa örneği gösteriyordu.

Bu ve benzeri muazzam manzaralar karşısında İngiliz yazar Thomas Carlyle, Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]Efendimiz ve sahabesi arasındaki kopmaz bağlılığa bakarak şöyle dedi: “Başında taç bulunan hiçbir imparator, kendi eliyle yamadığı hırkayı giyen Muhammed [Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem] kadar sevgi ve saygı görmemiştir.”
 
Davranışlarımızın gönül fethine vesile olması duası ile yeni yılın insanlığa huzur ve barış getirmesini Mevla’dan diliyorum.
 
Selam ve dua ile…

Ramazan TOPCAN
Balıkesir İl Müftü Yardımcısı
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
a. hoca 2016-12-31 23:15:42

ömrüne bereket hocam yüregine saglık Allaha emanet ol sevgi saygı hürmet Allaha emanet

Avatar
a.hoca 2017-01-01 09:16:32

ömrüne bereket hocam yüregine saglık saygı sevgi hürmet Allaha emanet.