MİNARELERİ GÖK KUBBEYE DOĞRU UZATAN İSLAM DÜNYASI, FABRİKA BACALARINI DA UZATMALIDIR.
 

Yüce Mevla’mız, insanı yaratmakla kalmamış, onu çeşitli nimetlerle taltif etmiştir. İnsan, eşref-i mahlûkattır. Başıboş bırakılmamıştır. İlahi hitaba muhatap, görev sahibi bir varlıktır. Yüce Rabbimiz, insanı yarattığı ilk andan itibaren insana kendi cinsinden peygamberler göndermiştir. Ayrıca katından gönderdiği kitaplarla da insanı dünya ve ahiret hayatında mutlu kılacak yasalarla insana yol ve yön göstermiştir. İnsanın muhtemel soru ve sorunlarına çözüm yolları getirmiştir.
 

Herhangi bir makineyi veya eşyayı en iyi bilen hiç şüphesiz o makineyi üretendir. İnsanı da Rabbimiz yarattığına göre onun ihtiyaçlarını, zaaflarını, duygu ve düşüncelerini en iyi bilen ve en iyi tanıyan da Allah’tır. Mülk suresi 14. ayet-i kerimede; “Yaratan bilmez mi? O her şeyi bütün incelikleriyle bilir, her şeyden haberdardır.” Buyrulmaktadır.

Üretilen bir makine karşısında; “siz üretin ama ürettiğiniz bu makinenin nasıl çalışacağına karışmayın, onun kitabını ben yazacağım” demek ne kadar küstah ve tiksindirici ise Allah (Azze ve Celle) yaratsın ama yarattığı insanın dünyada nasıl hareket edeceğine, nasıl konuşacağına, nasıl ticaret edeceğine, nasıl evleneceğine, nasıl yiyeceğine vb. karışmasın demek en hafifinden aymazlıktır, haddi aşmaktır.
 

Kaldı ki insanı mutlu kılmak için beşer tarafından çok çeşitli ahlak sistemleri ortaya konmuştur. Fakat insana takdim edilen bu kurallar, insanı mutlu kılmak şöyle insanı azdırmış, zapt edilemez hale dönüştürmüştür. Beşeri sistemler incelendiğinde her birinin meselenin bir tarafını ele aldığından dolayıdır ki dünya, sahip olduğu maddî imkânlarına rağmen insanı mutlu edememiştir. Bu gün en süper güç denen modern toplumlardan tutun en ilkel kabilelere kadar insan, mutlu değildir. Bunun birçok sebeb olabilir. İtiraz etmiyorum. Ancak temelde ana bir sorun vardır ki o da insanın sahibinden ayrılması, ayrı tutulmasıdır. İnsanı sahibinden, yaratıcısından ayırmak insana olduğu kadar kâinata da zulümdür. İlahi dengeyi bozmaktır. Hakka baş kaldırmaktır. Durum böyle olunca yaşadığımız dünya huzur yerine adeta huzursuzluk üretir hale gelmiştir.

Yüce Dinimiz İslam, cennetin adamı olmak için insanın ahlaklı olmasını ön şart kabul eder. Ahlak olmadan iyilik, ahlak olmadan cennet olmaz. Zaten ibadetlerin ana gayelerinden biridir ahlaklı bir nesil meydana getirmek. Ahlak, ibadetlerin meyvesidir. Yüce Rabbimiz, beşeriyete örnek kıldığı Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimize Kalem suresi 68. ayet-i kerimede; “Şüphesiz sen, en güzel ahlak üzeresin.” buyurmuş; Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimiz de kendini; “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” Diyerek beşeriyete tanıtmıştır.
 

Ahlak, Allah’ın (Azze ve Celle) emirlerine saygı, yarattıklarına şefkat ve merhametin adıdır. Faziletli şeylerle bezenme, süfli şeylerden uzak durmanın adıdır. Ahlak kuralları kendimizi denetleyip, kendimize çekidüzen vermemizi sağlayan değerlerdir.

Bilindiği üzere toplumları kaynağı ilahi olan ahlak kuralları ayakta tutar. Ahlaksız, kuralsız toplumların varlığını sürdürmesi asla mümkün değildir. Tarih bunun en güzel şahididir. Kur’an bunun şahididir. Toplumun huzuru için günaha meyyal olan insanların suç işlemeden, kırıp dökmeden, dövüp sövüşmeden ıslah edilmeleri ilahi olduğu kadar ahlakı da bir görevdir. Fertlerin aşırı ihtirasları mutlaka frenlenmelidir. Aksi halde başkalarının haklarına saldırılar kaçınılmaz hale gelecektir. Dahası hak kavramı ayaklar altına alınacaktır.
 

Şurası bir gerçek ki vicdanların sesi insanları yanlışlardan alıkoyar. Ancak vicdanların körelmesi ve menfaat çatışmaları vicdanları bozguna uğratır. Vicdanların ayarı bozulunca da siz, ticaret erbabının elindeki terazide, metrede ayar bulamazsınız.

İman ve ibadet esasları aslında ahlaki olgunluğa erişme vesileleridir. “Kamil Mü’min, ahlakı en güzel olandır.” Buyuran Allah Resulü (s.a.v.) Efendimiz, imanı ve ameli ahlakla beraber düşünmüştür. Yine Efendimiz (s.a.v.), “Mizana gelecek ameller arasında güzel ahlaktan daha ağır gelecek hiçbir şey yoktur.” Buyurmuşlardır.
İman ve ibadetler insanı olgunlaştırır. Bedeni olduğu kadar ruhları da güçlendirir. Beden ve ruhu güçlenen insanın mukavemet gücü arttığı gibi sevgi, şefkat ve merhamet duyguları da gelişir. İşte böyle güçlü insanlardan oluşacak toplumlarda huzur meyveleri devşirilecektir.

 

İnsanoğlu, hayatını idame ettirebilmek için dünya sebeplerine tevessül etmelidir. Madden ve manen ayakta durabilecek şartları oluşturmalıdır. Aksi halde tökezlemek zorunda kalır. Güzel bir Arap atasözü var: ”Men yuğdi yehkum” Veren hükmeder. Bu gün dünya Müslümanları olarak dünya ve ahiret hayatında denge kuramadığımızdan topraklarımızda bile hür değiliz. Emanda değiliz. Unutmayınız Cami minarelerini gök kubbeye doğru uzatan İslam dünyası, fabrika bacalarını da semaya doğru uzatmalıdır. Minarelerle fabrika bacaları atbaşı yürütülmelidir. Birbirleri ile yarışmalıdır. El uzatanlar, ayaklarını uzatamazlar. El uzatanlar, konuşamazlar.
 

Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz; “Hiç kimse el emeğiyle kazandığından daha hayırlısını yememiştir.” Hadis-i şerifleri ile çalışmanın, alın terinin kıymetini belirtmiştir.
 

Burada önemli bir soru: kazanmak ama nasıl?
Kardeşlerim! Her alanda olduğu gibi ticaret hayatında da temel prensiplerden biri Allah görüyor gibi davranmaktır. Allah (Azze ve Celle) unutulunca siz, insanı durdurtamazsınız. Ahireti yok sayarak siz, insanları mutlu kılamazsınız. Eğer bu gün, evlerimizden sokaklara, caddelerden işyerlerimize huzur ve güven gelecekse bunun yolu Hz. Allah’tan (Azze ve Celle), bunun yolu Hz. Muhammed’en (s.a.v.) Efendimizden geçer. Allah (Azze ve Celle) unutulunca köşe dönenlerin sayısı çoğalır. Alın teri olmadan kazanmak isteyenlerin sayısı çoğalır. Toto loto kuyruklarında kestirmeden kazanmak! İsteyenlerin sayısı çoğalır.

 

Faiz, karaborsacılık, rüşvet, kumar, hırsızlık, gasp, zimmet gibi hususlar İslam’ın kesin yasak kıldığı meşru olmayan kazanç yollarıdır. Bu ve buna benzer yollardan biri ile kazanç elde eden kişinin ekmeğine kul hakkı bulaşmış, temiz olanlar bile kirlenmiştir. Kur’an-ı Kerime bakıldığında hemen herkes görecektir ki Yüce Mevla’mız, Müslümanlara temiz şeyleri helal, pis olan şeyler ise haram kılınmıştır. Mü’minun suresi 51. ayet-i kerimede: “...Temiz ve helâl olan şeylerden yiyin; sâlih amellerde (güzel davranış ve hareketlerde) bulunun...” Buyrulmaktadır.
 

Aslında burada şunu ifade edeyim ki dünyada sıfatımız ne olursa olsun, hangi makamın, hangi yerin adamı olursak olalım öğrenciden-öğretmene, memurdan-amire, ustadan-çırağa vb. herkes işinin bilincinde, ne yaptığının, ne yapmak istediğin farkında olmalıdır. Kazancının hakkını verme gayretinde ve azminde olmalıdır. Helalden kazanmalı ve helali arzulamalıdır. Hiçbir kimsenin nimeti tekmeleme hakkı olmadığı gibi helal olanı da kirletmeye, ondan ayrılmaya salahiyeti yoktur.
 

Kim ne yapmak, hangi işte çalışmak istiyorsa önce o işle ilgili dinin ne dediğini bilmelidir. İlmi hal işte budur. Bilmeden talip olmak son derece tehlikedir. Sonu felakettir.
 

“Bizi aldatan bizden değildir.” hassasiyeti bütün Müslümanları titretmelidir.
 

Ticarette bereket kavramı göz ardı edilmemelidir. Açgözlülük, bencillik, hokkabazlık, yalan, abartı, yemin, göz boyama, aldatıcı reklam, hile vb. önceleri sürüm getirse de sonu maddi ve manevi hüsrandır.
 

Ticarette ölçüyü doğru yapmak, ticarette dini ve ahlaki kurallara uymak dünya ve ahirette kazanç vesilesidir. Tersi ise ki bu, kınanma sebebidir. Dünyada rezillik ahirette ise azab nedenidir. Kur’an-i kerim, Mutaffifin suresi 1. ayet-i kerimede şöyle seslenir: “Yazıklar olsun, vay onların haline ki eksik ölçerler, eksik tartarlar.”
 

Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, helak edilmiş geçmiş milletlerin suçlarından birinin de ölçüye tartıya riayet etmemeleri olduğunu belirtmesi dikkatlerden kaçmamalıdır.
 

Karaborsacılık, vurgunculuk yaparak piyasayı zor durumda bırakmak ve sonuçta bundan menfaat devşirmeye çalışmak zulmü yaygınlaştırmaktır. Var olan kardeşliği zedelemektir. Toplumda anarşiye zemin hazırlamaktır.
Malın fiyatını artırmak, müşteri kızıştırmak, hakkı olmayana talip olmak İslam’a ve Müslüman’a asla yakışmaz. Çok kazanmak için her şeyi mubah görmek İslam anlayışına, Müslümanlık anlayışına yakışmaz.

 

Ticarette kolaylık Müslüman’ın şiarıdır. “Satarken, alırken, borcunu isterken, öderken kolaylık gösterene Allah rahmet eylesin.” Bu, Hz. Peygamberin (s.a.v.) duasıdır. “Dürüst ve güvenilir tüccar, ahirette peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber olacaktır.” Sözü, Efendimizin Müjdesidir.
 

Her bir Müslüman, helal lokmayı hedeflemelidir. Haram lokma ibadet ve duaların kabul olmasına engeldir. Çalışan sorumluluğunu bilecek, işini en güzel şekilde yapacak. Bakara suresi 195. ayet-i kerimede: “Yaptığınızı (işinizi) güzel yapın; Allah (işini) güzel yapanları sever.” Yüce Rabbimiz buyurmadı mı? Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz de: “Allahu Teâlâ, bir iş yaptığınız zaman onu sağlam ve güzel yapmanızı sever.” Buyurmadı mı ki?
 

Kişi, aldığının karşılığını verecek; çalıştıran da işçisinin el emeğinin karşılığını alın teri kurumadan verecek. İnsanların zor durumlarından fayda devşirmek bir ahlak zafiyetidir.
 

Konumu Zuhruf suresi 32. Ayet-i kerime ile bitirmek istiyorum: “Ey Muhammed! Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye biz onların bir kısmını diğerlerinden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.”

Selam ve dualarla…

Ramazan TOPCAN
Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner274

banner273