3 Mayıs Salı gününü 4 Mayıs Çarşamba’ya bağlayan gece (Recep ayının 27. gecesi) mübarek Miraç kandilidir. Miraç hadisesi iki ana bölümden oluşmaktadır.

Birincisi; İsra, ikincisi ise Miraçtır.

Sözlükte gece yürüyüşü manasına gelen İsra; Dinî bir kavram olarak ise Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin Mekke-i Mükerreme’deki Mescid-i Haram ile Kudüs-u Şerifteki Mescid-i Aksa arasındaki gece yolculuğunu ifade eder ki bu kutlu yolculuk İsra suresi 1. ayet-i kerimede şöyle dile getirilmiştir; “Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı ne yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.” İnkâr eden dinden çıkar.

Miraç ise sözlükte yükselme, yükseğe çıkma aracı, merdiven veya asansör gibi anlamlara gelir. Dinî bir kavram olarak ise Hz. Peygamber (s.a.v.)  Efendimizin gecenin bir bölümünde Mescid-i Aksa’dan yedi kat semalara çıkması, semalarda bazı peygamberlerle buluşması, semaları aşıp fiziki âlemin son sınırını temsil eden Sidretü’l-Müntehaya yükselmesi, oradan da Arş-ı Alaya kadar ilerlemesi, burada Cenâb-ı Allah ile mükâleme etmesi, bir takım hakikatlere şahit olup aynı gecede Mekke-i Mükerreme'ye geri dönmesidir. Hadisle sabittir. İnkâr eden bidat ehlinden olur.

Miraç; Efendimizin sırlar ve hikmetlerle dolu büyük bir mucizesidir.

Miraç; heva ve heveslerden, hırs ve intikam duygularından, öfke ve gazaptan, kibir ve gururdan vazgeçmektir.

Miraç; erdeme, iyiye ve güzele yolculuktur.

Miraç; ademiyetten adamlığa yükseliştir.

Miraç; fıtrata dönmektir. Hz. Cebrail (a.s.) tarafından peygamberimize biri süt, biri şarap iki kap içecek sunulması üzerine Peygamber (a.s.v.) Efendimizin  sütü tercih etmesi üzerine Cebrail (a.s.); “Sen fıtratı tercih ettin/seçtin” buyurdu.

Miraç; fert ve toplumun maddeten ve manen yükselmesidir. Süflî ve nefsanî duygulardan arınmaktır.

Miraç; maddenin manaya, bedenin ruha, kulun Yüce Yaratıcısına yükselişidir.

Miraç; Hz. Allah’ın sonsuzluğuna, büyüklüğüne ve birliğine yapılan en görkemli şahitliktir.

Miraç; fiziki şartların alt üst olduğu, zaman ve mekân mefhumunu ortadan kaldıran, insan irade ve kudretinin üzerinde, insanı ve insanlığı aciz bırakan bir mucizedir.

Peygamber (s.a.v.) Efendimizin şahsında insanlığın önüne açılan sınırsız bir yükseliş ufku olan Miraç; başta Peygamberimiz (s.a.v.) olmak üzere her Müslüman için manevî bir terfi, Yüce Rabbimizle buluşma, selamlaşma, O’nun katında yücelme ve yükselmektir.

Miraç; yükselme ve yücelme yollarının tek sahibinin Allah (Azze ve Celle) olduğunun bilincine varmaktır.

Miraç; yükselmenin ve yücelmenin ancak Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin rehberliğinde olacağının farkına varmaktır. Yükselişin Allah’ın ölçülerini hayata taşımakla ve O’nunla irtibat ve iletişim içinde olmakla mümkün olabileceğini, bütün bunlar için en önemli adresin Namaz olduğunu bilmektir.

Kandil geceleri; maddî ve manevî kirlerden arınma, üstümüze düşen sorumlulukları yeniden gözden geçirmek ve kendimizi sorgulamak için önemli birer fırsat geceleridir.

Kandil geceleri;  dünyamızı tehdit eden doğal afetler, küresel ısınma vb. insanların hırs ve tutkuları yüzünden karşı karşıya kaldığımız olumsuzluklardan, kurtulmak için Allah’ın sonsuz merhametine sığınmanın vesilesidir.

Her yıl yaşanan bu kandiller nedeni ile önce inancımızı, sonra bağlılığımızı, samimiyetimizi ve amellerimizi yenileriz. Riyaya, kibre, bencilliğe, samimiyetsizliğe, ikiyüzlülüğe karşı dindarlığımızı gözden geçiririz. Bu kutlu zaman dilimleri ile aile bağlarımız başta olmak üzere anne babamızla, yavrularımızla, komşularımızla, eş ve dostlarımızla olan ilişkilerimizi yenileriz.

Bilindiği gibi Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, miraçtan üç büyük hediye ile dönmüştür:

Birincisi; gözümün nuru, müminlerin miracı dediği namaz,

İkincisi; Bakara suresinin son iki ayet-i kerimesi,

Üçüncüsü ise; istikametini imana çeviren, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceği ve Cennet'e girecekleri müjdesidir.

Aslına bakarsanız bu üç hediye İslam’ın gayesini sembolize etmektedir. Namaz ile günde beş defa Rabbinin huzurunda durarak bireysel yükselişini yakalayan mümin, miraç müjdesi ayetlerle sorumluluğunun sınırlarını ve boyutlarını bir kere daha görmenin bahtiyarlığını kazanır.  Ayrıca resuller arasında hiç bir fark olmadığını, mü’min olmanın mesuliyeti ile ikrar ederek tevhit elçilerinin ortak misyonunu evrensel ve ideal bir hedef olarak önüne koyar.

Ahlakî ve manevî erozyonun tavan yaptığı, insanî ilişkilerimizin zayıfladığı günümüz dünyasında insanlığın yeniden benlik ve kimlik kazanması için, Kur’an-ı Kerimde İsra hadisesinden ismini alan İsra suresinde yer alan şu ilahi prensiplere kulak vermeliyiz:

1-Allah'a ortak koşma, yalnız O'na inanıp, yalnız O'na ibadet et,

2-Ana-babaya iyi davran,

3-Akrabaya, yoksula, yolda kalmış kimselere haklarını ver,

4-Cimrilik yapma, müsrif ya da savurgan da olma,

5-Açlık korkusu ve geçim kaygısı ile çocukları öldürme,

7-Zinaya yaklaşma,

8-Cana kıyma,

9-Yetimin malına el uzatma,

10-Verdiğin sözü yerine getir,

11-Ölçerken ve tartarken eksiklik ve noksanlık yapma,

12-Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme,

13-Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, kibirlenme ve gururlanma. Bütün bu sayılanlar Yüce Yaratıcının katında sevimsiz ve çirkin davranışlardır. (İsra suresi/22-38)

Barış ve huzur içinde birlikte yaşamamızın vazgeçilmez değerlerine işaret eden bu ilahî buyrukları yaşamak ve yaşatmak, bizlere miracın manevî atmosferini günümüzde teneffüs etme imkânı sağlayacaktır.

Maddî ve dünyevî alanda önemli gelişmelere imza atan günümüz insanı, maalesef maneviyat ve ahlak alanında aynı ölçüde başarılı olamamıştır. Kanaatim odur ki bunun temelinde de dünyaya boğulurcasına dalıp, ilahi çağrıya gönlümüzü ve zihnimizi yeterince açamayışımız yatmaktadır. Buradan bir kere daha çağrı yapmak istiyorum. Yeryüzünde işlenen her bir günah ve masiyetten tutun bencillik, çıkarcılık, kin, nefret, düşmanlık, başkalarının hak ve hukukuna saygısızlık gibi olumsuzluklar, bizim manevî ve ahlakî yükselişimizin önündeki en büyük engel olduğunu asla unutmamalıyız.

Manevî duygularımızı canlandıran, iç dünyamıza doğru bir yolculuk yaparak kendimizi sorgulamamızı sağlayan, bizlere, iman, ibadet ve ahlak bakımından yenilenme, geleceğimizi Allah’ın rızası doğrultusunda planlama ve ümitlerimizi tazeleme fırsatları sunan bu kutsal gün ve geceleri ganimet bilmeliyiz.

Mübarek Ramazan ayına adım adım yaklaştığımız şu günlerde Kur’an-ı Kerim’le daha çok buluşma hususunda gayret göstermeliyiz. Yetim, kimsesiz ve biçare insanlarla yakınlaşmalıyız. Toplum ve birey olarak iç huzura kavuşmamız, sen ben kavgasının, her türlü ayrımcılığın ve dışlamanın ortadan kalkması, gönül dünyamızda huzura, insanî ilişkilerimizde olgunluğa, toplum hayatında barış ve esenliğe erişebilmek için Kur’an ve Sünnet’i doğru bir şekilde anlamalı, anlatmalıyız. Kur’an ve Sünnet’i kendimize rehber edinmeli ve hayatımıza tatbik etmeliyiz.

Bu ulvi gecenin başta şahsımıza, yakınlarımıza, ülkemize, İslam ümmetine ve tüm insanlığa huzur, barış ve mutluluk getirmesini diliyorum. Milletimizi derinden sarsan, ocaklara ateş düşüren fitne, fesat, terör ve tefrikanın yerini beraberlik ve kardeşliğe bırakmasını, Mevla’mızın ayrışan gönüllerimizi rahmetiyle birleştirmesini niyaz ediyorum.

Namazlarımızın miracımız olması duası ile…
Ramazan TOPCAN / Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
adil hoca uumrbey camii müezzzin kayyum balıkesiru 8 ay önce

ömrüne bereket yüregine saglık hocam